Sakaletin dibi

Bazı anlar ve olaylar vardır. O anlar ve olaylar karşısında aldığınız tavırlar, söylediğiniz sözler, sergilediğiniz davranışlar gerçek kişiliğinizi bir anda açık eder...

01.05.2010 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Bazı anlar ve olaylar vardır. O anlar ve olaylar karşısında aldığınız tavırlar, söylediğiniz sözler, sergilediğiniz davranışlar gerçek kişiliğinizi bir anda açık eder. O güne kadar ‘etraftakiler ne der acaba’ kaygısı, suret-i haktan görünme arzusu ya da politik davranma derdiyle frenlediğiniz benliğiniz bir anda coşar, bütün ifrazatınız ortaya dökülür. Beyninizde ve bağırsaklarınızda kaynattığınız kazanların kapakları bir anda açılır, hakikatiniz şeffaflaşır, o güne kadar tül perdeler arkasına sakladığınız gerçek fikirleriniz en yalın, en berrak ve en tevil götürmez halleriyle sergiye çıkar.

HRANT DİNK’TEN SONRA
Sakilliğin, ruh çirkinliğinin ve kötülüğün billurlaştığı anlar da bu anlardır. Biz hakikatin şeffaflaştığı bu anlardan birine daha önce, Hrant Dink’in katledilmesinden birkaç gün sonra, zamanın amiral gemisi kaptanının köşesinde şahit olmuştuk. Daha Dink’in cenazesi bile kaldırılmamışken, kaldırımda yüzükoyun yatan, üstü gazetelerle örtülmüş bedeni, vicdanı olan herkesin içini sızlatırken, Türkiye’nin ‘bir numaralı gazetecisi’, “Bu işi çözmek istiyorsak, hepimiz empati duygularımızı geliştirmeliyiz. Mahalledeki o çocuğu da anlamaya çalışmalıyız” diyerek, nicelerinden esirgediği o geniş tolerans ve empatisini, beyaz bereli katil için seferber ediyordu.

Bu anlardan bir diğerini ise, geçtiğimiz günlerde, Samsun’da Ahmet Türk’e yapılan saldırıdan sonra, bu sefer amiral gemisinin bidoncusunun köşesinde seyrettik. Bidoncubaşı, saldırının ertesi günkü köşesinde, “Yumruğunu ‘adaletin tokmağı’ yerine koyup Ahmet Türk’ün burnuna inen kişi, bu ülkede pek çok kişinin duygularına tercüman oldu” diyebildi. İş bununla da kalmadı, ertesi gün kaptan eskisinden aferin bile aldı. Üçüncü sayfa bidoncusu bugüne kadar her cümlesinden vicdan, hakkaniyet ve adalet akan köşe yazılarıyla maruf olduğu için, yazdıklarının bazıları tarafından anlaşılmadığını, başka bazıları tarafından ise bile bile yanlış anlaşıldığını ve aktarıldığını iddia etti.

Bu kepaze yazıdan birkaç gün sonra tepkilerin iyice artması üzerine verdiği bir söyleşide hızını alamayıp “Ben orada olsaydım, Ahmet Türk’e kalkan yumruğa kendimi kalkan ederdim” diyerek, riyakarlığın ve sakaletin ne kadar dibine inilebileceği konusunda unutulmaz bir örnek sergiledi.

SAF OLSAK İNANACAĞIZ
Saf olsak, bunca zamandır yazdıklarından ve yaptıklarından bihaber olsak bu akıldaneye inanacağız. Mesela on yıl önce, iki İngiliz taraftarın Taksim’in ortasında bıçaklanarak öldürülmesinden sonra, o zamanlar mutfağını yönettiği Star gazetesinde, bir İngilizce/Türkçe ‘ifade şahikası’ sayılabilecek ‘Two size’ manşetinin altına yazdığı “Holiganların sokakta da, sahada da ağzını burnunu kırdık. Biz Türkler, Avrupalı rakiplerimizi çiçeklerle karşılar, alkışlarla uğurlarız. Ama sizi, suratınıza tükürerek gönderiyoruz! Two…Two… İngiltere’ye kadar yolunuz var” spotunu, Türk milletinin dillere destan misafirperverliğine yapılmış bir vurgu diye görebilecektik.

Aynı haberin İngiliz taraftarların dövüldüğünü gösteren manşet fotoğrafının altında yazan “Leedsli holiganlara Taksim’de kafalarına vura vura toprağı öptürdüler. Leedsli futbolculara Ali Sami Yen’in çimlerinde cenaze namazı kıldırdılar. Hem de two rekat” sözlerini ise, izanımızın kıtlığından olsa gerek yine anlamayacak ya da en iyi ihtimalle yanlış anlayacaktık herhalde.

Bidoncu Bey, katman katman manalar barındıran, üzerine düşündükçe yeni ufuklar keşfettiren derinlikli yazılarıyla temayüz etmiş bir muharrir olduğu için, bu tür yanlış anlamalarla karşılaşıyor tabii. Biraz anlayış göstermek gerekiyor.

Normal bir ülkede nefret suçları kapsamında değerlendirilecek, kaleme alanın gazetecilik mesleğini bir gün daha sürdüremeyeceği bu satırların müellifi, Türkiye’nin en popüler gazetesinin üçüncü sayfasında kalem oynatıyor ve gazetesi tarafından ‘büyük yazar’ diye lanse ediliyor. Kendisi üstelik Türkiye’nin en çok sevilen ve beğenilen köşe yazarı, beyaz yakalıların forward e-mail gözdesi.

Bir ülkenin ortalaması, normali buysa, bu faşizan sözlerin telaffuz edilmesi tepki görmek bir yana destekle karşılanıyorsa, o ülkenin geleceği hakkında yazılabilecek her türlü karanlık senaryonun gerçekleşmesi muhtemeldir. Durum böyleyken, içinde yüzdüğümüz popüler kültürün en önemli inşacıları olan biz gazeteciler ve reklamcılar için, normallerimizi gözden geçirmenin zamanı gelmedi mi?