Sadelikteki güzelliğin altı çizilmiş

Bilge Çiftçi Cannes izlenimlerini ve yarışan işlerdeki favorilerini MediaCat’le paylaştı.

19.06.2014 - 13:38 | Melis Madanoğlu Sözer

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Cannes’da karşılaştığımız Vodafone Türkiye Marka ve Pazarlama Stratejisi Direktörü Bilge Çiftçi bu yılın ilgi çekici oturumlarını, kazanan işleri ve organizasyonlar ilgili izlenimlerini konuştuk.

Nasıl buldunuz bu yıl festivali?
Karşılaştırmak gerekirse geçen yıldan daha iyi olduğunu düşünüyorum organizasyon açısından. Geçen yıl çok sıra bekleme ve seminerlere girememe sıkıntısı vardı. İçerik olarak da biraz daha zengin buldum. Ama galiba benim için en iyisi iki yıl önceki organizasyondu. Bu yıl ortalama geçiyor ama organizasyon anlamında daha iyi.

Oturumlar, gelen konuşmacılar açısından değerlendirecek olursanız neler öne çıkıyor?
Konuşmacılar ilgi çekici bence. Çok büyük şirketlerin CEO’ları, çok üst düzey yetkilileri geldi ve gayet samimi konuşmalar yaptılar. Ana tema storytelling bu yıl. Storytelling üzerine çok gidiliyor. Marka ne tür bir marka olursa olsun, hızlı tüketim olabilir, finans olabilir, teknoloji olabilir… Herkes kendi markasının hikayesini ilgi çekici şekilde paylaşıyor. Bu yıl ayrıca yükselen trend teknoloji; mobil özellikle. Bağlantılı hayat, insanların birbirine bağlanabilmesi, internete bağlanabilmesi. Dün Sheryl Sandberg’in konuşması çok ilgi çekiciydi. Facebook’un 1,3 milyar kullanıcıya ulaştığını söyledi. Rakam çok büyük, o büyüklük insanı şaşırttı ama üstüne bir de “daha ulaşmamız gereken 5 milyar insan var” dedi.

Google’ın oturumu da benim için çok keyifli ve ilgi çekiciydi. Bildiğimiz Google ürünlerini bilmediğimiz faydalarıyla anlatmaları çok hoşuma gitti. Hakikaten o marka hikâyesi güzel bir şekilde hayata geçti Google’ın oturumunda.

Bir de benim kişisel olarak çok etkilendiğim konuşma, hiç beklemediğim için belki de, Courtney Lowe oturumuydu. Bir rock yıldızının bir markayı nasıl stratejik bir şekilde yönettiğini, bilinçli bir şekilde kendi hikayesini oluşturduğunu çok güzel anladık. O da benim için çok ilgi çekici bir oturumdu.

Katılan işlerle ilgili izlenimleriniz neler?
Cannes’da Altın Aslan ya da Grand Prix alan işler hep bir şekilde insanı şaşırtan işler oluyor. Ben şöyle bir ortak tema hissettim. Kazanan işler, zor gibi görünen bir soruna umulmayacak derecede kolay çözümler getiren işler. Örneğin kurumsal sosyal sorumluluk alanında iki tane iş vardı beni gerçekten çok etkiledi. Bir tanesi, bir Latin Amerika ülkesinde Kızılhaç için para toplama kutularının ağızlarını metal bozuk para alacak şekilde değil de sadece kağıt para alacak şekilde düzenleyerek bu kadar basit bir çözümle bağış toplamayı kat be kat artırmış olmaları. Bu işin basitliğinden çok etkilendim.

İkinci çok etkilendiğim iş de Almanya’da yapılan bir outdoor işiydi. Etkileşimli bir mekanizma kurmuşlar, raketten insanlar kredi kartını geçirerek o an bağış yapılabiliyor. 2 euro gibi kimseyi üzmeyecek bir rakam bağışlıyorlar. Ama en önemlisi, görselde, raketten kredi kartınızı geçirdiğinizde bir dilim ekmek kesmiş oluyorsunuz ve o ekmeği birisi uzanıp alıyor. Bence duygusal olarak çok çok etkileyiciydi. Harekete o an geçiren, çok güçlü bir fikirdi. Her iki fikir de aslında inanılmayacak derecede basitti çözüm olarak.

Benim kişisel tespitim hep basitliğin çarpıcılığı önce çıkmış bu yılki işlerde. Basitlikteki, sadelikteki güzelliğin altı çizilmiş işlerde.