Sadece bir kelime

Ben yazılım geliştirmenin matematiksel disiplin gerektiren bir iş olduğunu düşünürdüm. Ancak şimdi daha ziyade avukatlığa benzediğini düşünüyorum –rastgele bir kelime seçiminin sizebinlerce pounda mal olabildiği, bildiğim bir başka meslek.

01.02.2011 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Yeni yeşil internet girişimimiz Ecoinomy’nin teknoloji şefi Michael, şirkette “sadece” kelimesini kullanmamızı yasakladı. İş yasakla sınırlı değil. Bir şekilde “sadece” kelimesini kullanan herkes, şirketin eğlence bütçesine katkıda bulunmak üzere ofise koyduğumuz bir kutuya biraz para atmak zorunda.

PEKİ NEDEN ‘SADECE’?

Şirketimiz yola yeni koyulmuş bir internet girişimi sonuçta. Bu da kaçınılmaz bir şekilde, işin tüm aşamalarında, geliştiricilerden tasarımcılara, stratejistlerden başka uzmanlara kadar birçok insanın içinde olduğu çok disiplinli bir ekiple çalışmak anlamına geliyor. Bundan dolayı hepimiz iş arkadaşlarımızın tam olarak ne yaptığı konusunda çok net olmayan bir fikre sahibiz. Başka birinin yaptığı bir işi çok iyi anlamayınca da değişiklikler, eklemeler veya

yaratıcı geliştirmeler gibi önerilerin uygulanmasının çok kolay olduğunu düşünmeye meyilli oluyoruz doğal olarak. Konuya bakış açınız bir şekilde basit olduğu için (mesela benim veritabanları hakkındaki bakış açım, onların elektronik çizelgeler şeklinde olduğu önündeydi), değişikliklerin çok kolay yapılabileceğini düşünürsünüz. Bu bakış açısıyla modern resimlere baktığınızda da, onları yaratmanın çok kolay olduğunu düşünebilirsiniz.

Bahsedilen bu değişiklik talepleri genellikle “sadece” kelimesi eşliğinde dile getirilir. “Sadece şunu ekleyelim” örneğinde olduğu gibi.

Diğer insanların yaptıkları işi daha iyi anlamaya başladığınızda ise, küçük bir değişiklik yapmanın aslında büyük bir çaba gerektirdiğini keşfediyorsunuz. Teknikle ilgili insanların diliyle ifade edersek, bunlar genellikle “ince işlerdir” (uzun bir geliştirme süresi isterler) ya da zaten “gereksiz” şeylerdir (yani yapılması neredeyse imkansızdır). İş planının aylarca sarkmasını göze almadıkça yapacak hiçbir şey yoktur.

BAZI ‘SADECE’LER SERBEST

Zaman geçtikçe “sadece” yasağıyla ilgili sistemimizi daha rafine bir hale getirdik. Sadece’nin şu tür kullanımlarına artık müsaade ediliyor.

“Sadece şunu yapıyorum” uygundur. (Kendini işine vermiş insan gibisi yoktur.)

“Sadece şunu yapabilirim” de uygundur. (Sorumlu kişi istenen şeyin kolay olduğunu bildikten sonra ortada bir mesele yoktur.)

“Sadece biraz alışveriş yaptım” da uygundur. (Sadece’nin teknik geliştirmeyle ilgili olmayan kullanımı daha hoş tabii.)

“Sadece bir deneyelim” ise deliliğin sınırında gezinmek anlamına gelir ama o da uygundur. (Sadece burada “en azından” anlamına gelmektedir.)

Bütün bunlar size aşırı detaycılık gibi mi görünüyor? Peki o zaman yaratıcı özgür insan, bize aynı zamanda “yapamaz”, “olmaz” kelimelerinin de yasaklandığını söylersem belki bu hoşuna gider.

Bu arada benim veritabanları konusunda öğrendiğim en önemli şeylerden biri şu: Diyelim elinizde 100 bin satırlık bir kod varsa, bunun yalnızca bir satırı tüm sistemin çökmesine neden

olabiliyor. İşte o zaman ne olduğunu ifade edebilmek için ilgili parametreleri tam olarak belirlemeniz gerekiyor. Bu da veritabanı işini içinden çıkılmaz bir şey yapıyor – kibrit çöplerinden koca bir gemi inşa etmek gibi bir şey.

Benim bu girişime katkım teknik konularda değil. Yaptığım işe “hizmet tasarımı” diyebilirsiniz. İnşa ettiğimiz sistemin yaptığı işin, sıradan insanlara yönelik uygulamalara dönüşmesini sağlamaya çalışıyorum. Bunu yapmak için de potansiyel müşterilerle, onların çalışanlarıyla, sürdürülebilirlik ve teknoloji uzmanlarıyla ve hepsinden önce birlikte çalıştığım insanlarla sayısız konuşma yapmam gerekiyor. Ben yola “sadece” basit bir çözümle koyuluyorum. Ancak Michael ve ekibiyle çalışmaya başladıktan sonra aynı işi yapmanın çok daha basit bir yolu olduğunu öğreniyorum. Benzer şekilde yazılım geliştiricilerimiz bir sorunu çözmek için kafa karıştırıcı bir yol ortaya koyduklarında, işin insani tarafında çok daha kolay işleyebilecek çok daha basit yöntemler bulabiliyoruz. Sözgelimi programı aylarca geliştirerek

bir sorunu çözmek yerine, yazılımın kullanımı konusunda kullanıcılara eğitim vermek, meselenin çok daha kolay bir şekilde çözülmesini sağlayabiliyor.

Ben yazılım geliştirmenin matematiksel disiplin gerektiren bir iş olduğunu düşünürdüm. Ancak şimdi daha ziyade avukatlığa benzediğini düşünüyorum –rastgele bir kelime seçiminin size binlerce pounda mal olabildiği, bildiğim bir başka meslek. Bu yönüyle de sıradışı fikirler bulmak için daha serbest, çağrışımsal ve sezgisel yollar izlenmesi gereken yaratıcı pazarlamanın antitezidir. Bizim yaptığımız iş, kesinlikten ziyade bir şeyleri yeniden şekillendirmekle, kelimeler ve fikirlerle oynamakla ilgilidir.

Hem kesinliğe hem de oyuna aynı ölçüde ihtiyaç duyulan, bu ikisinin aynı ölçüde değerli olduğu bizimki gibi bir girişim, pek rastlanan türden bir şey değil herhalde. Birçok yazılım

şirketinin kesinliğin ağır bastığı işin karanlık tarafına kaymaya meyyal olduğunu düşünüyorum (o tarafta daha çok angaryalar ve prosedürler vardır). Tıpkı sözde yaratıcı şirketlerin işin oyun tarafının ağır bastığı karanlık tarafa meyyal olması gibi (orada ise sonsuz müsamaha ve sonuç olarak belirsizlik vardır). Ben ise bu konudaki ideal çözümün, yani yenilik sanatının gerçek yolunun, takım yönetimiyle, daha doğrusu sürekli olarak birbirini tümüyle yanlış anlamanın eşiğinde dolaşan ama bir şekilde işleyen yenilikçi çözümler bulmayı başaran insanların oluşturduğu takımlar içinde kendimizi yöneterek bulunabileceğini düşünmeye başladım.