‘Reklamdan kazandığım parayla müziğimi yapıyorum’

Türkçe rap'in fitilini ateşleyen Ceza ile bir araya geldik.

12.07.2016 - 15:48 | Haluk Kasarcı

'Reklamdan kazandığım parayla müziğimi yapıyorum'
21
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Türkiye’de özellikle gençlerin “kendilerine dayatılan müziklerin aksine” alternatif müzik dinlediğini söylüyor Ceza. 20 yıldır emek verdiği türün ne denli kıymetli olduğunu anlamamakta ısrar edenlerden yorulan rap yıldızıyla kariyerinin şimdiye kadarki seyrini, geleceğini ve son dönemde adını sıkça anmamıza neden olan didi reklamlarını konuştuk.

Nasıl buluştunuz didi için Çaykur’la?

Firma vasıtasıyla oldu diyebiliriz. İlk önce onlar fikri ve projeyi anlatıp yapmak ister misiniz dediler. Firmanın yanı sıra, ajans ve ekibimin bir araya geldiği bir toplantıda buluştuk. Oturup; ne yapabiliriz, ne isteniyor, biz ne verebiliriz, talepleri karşılayabilir miyiz soruları üzerine düşündük. Hepsini yanıtladıktan sonra da didi işi hayata geçmiş oldu.

Siz kendinizi dilediğinizce ifade etmekle tanınıyorsunuz ki rap müzikle uğraşan birinden de bu beklenir. Fakat böylesi birlikteliklerde bazı kısıtlamalar gelebiliyor marka tarafından. Üretim sürecinde yaşanıyor mu bu tarz durumlar?

O konuda bana çok güvendiler, kendilerine teşekkür ediyorum. Eskiden de reklam çalışmalarımız olmuştu fakat o dönemler biraz daha hazır metinler üzerinden ilerlenmişti. Şu an benim fikirlerime sağ olsunlar güveniyor ve değer veriyorlar. Her şeye ortaklaşa karar veriyoruz. Tamam, neticede bu bir reklam malzemesi, kimse sanatsal bir değer atfetmeyebilir ama ben parçaları hazırlarken yazdığım sözlerin ve müziğin uyumu konusunda böyle bir değer olsun istiyorum.

Reklam da olsa kendi albüme koyabileceğim kadar kaliteli işlere imza atmaya gayret ediyorum. Birlikte çalıştığımız insanlar da bunu görünce ilişkimizi çok olumlu yönde etkiledi bu durum. Firmayı da beni de birçok yönden olumlu şekilde etkilediğini söyleyebilirim. Her yaştan insanı etkisi altına alan bir reklam oldu. Biz de çocukluğumuzda rap müziğe ve diğer birçok müzik türüne bu tip ticari şeylerden görüp etkilenerek ilgi duymaya başlamıştık. Dolayısıyla yaptığımız iş hem müzikal anlamda hem de firmanın ticari istekleri konusunda talepleri karşıladı diyebilirim.

Dinleyici kitlenizde özellikle yaş grubu konusunda bir genişleme yaşandı mı peki?

Benim her zaman 7’den 77’ye dinleyicilerim oldu. Ama her bu tarz iş yaptığınızda daha büyük bir dalgayla yayılmış oluyorsunuz. Ben en son 2010’da Fark Var döneminde böyle bir etki yapmıştım örneğin. O zaman da biliyordu insanlar ama ortalıkta fazla görünmediğiniz zaman tekrar bu tip işlerle karşılarına çıktığınızda zihinleri tazelenmiş oluyor insanların. Yeni dinleyiciler de tam bu dönemlerde katılıyor zaten.

Yelpazem zaten geniş, herkes için müzik yapıyorum. Ama reklamlar sayesinde daha geniş kitlelere ulaşmış oluyoruz elbette. Neticede programlar ne ölçüde sıkı takip ediliyor bilmiyorum ama reklama elbet denk geliyor insanlar. Bu reklam dolayısıyla televizyon programlarına çıkmıyorum mesela, televizyonda yeterince göründüğümü düşünüyorum çünkü.

Türkiye’de rap müziğin fitilini ateşleyen kişi olduğunuzu söylemek yanlış olmaz. Geriye dönüp baktığınızda nasıl bir manzara görüyorsunuz? Neler değişti bu uzun sürede?

Müzikal anlamda büyük bir gelişme kaydettik. Tabii ki yurtdışından gelen, rap müzikle uğraşan birkaç kişi vardı ama bu müziği bize öğreten, bize öncülük eden kimse yoktu bu işe başladığımız zamanlarda.

“Yolum müzik. Ömrüm elverdiği sürece yoluma devam etmek istiyorum.”

Ben 1996’da Kalamış’ta vermiştim ilk konserimi. Onun öncesinde sadece amatör olarak yazıyordum. Sahne deneyimim o tarihte başladı. Dj Volkie D ile birlikte ilk çalışmalara başladım. 96’da Benim Adım Ceza single’ını yaptık.

Ondan sonra Nefret grubunu kurduk. Müziğimiz gelişirken fikirlerimiz de gelişmeye başladı tabii. Muhafazakâr bir topluluğun içerisinde, küçük bir mahalledeyken müziğim sayesinde bir anda dünyayı gezmeye başladım ve gittiğim her yerde yeni müzisyenler, farklı dallarla ilgili sanatçılar ve yeni düşüncelerle tanıştım. Bu durum şarkılarımda anlattığım şeylere de yansıdı. Daha akıllıca, daha toplumsal şeyler yazmaya başladım. İlk yurtdışı konserimi Stockholm’de vermiştim. O zaman kafamda yepyeni kapılar açıldığını hatırlıyorum. Sonrasında da katlanarak büyüdü her şey.

Türkiye’nin en iyi heavy metal grubu Kes’le birlikte sahnedeyim. Barış Çakmakçı benimle birlikte. Ekibim çok büyüdü, 15 kişi falan gidiyoruz konserlere. Elimden geldiği kadar müziğimdeki kaliteyi artırmaya çalışıyorum. Bir sürü albüm yaptım, onlarca albümde yer aldım, yurtdışında birçok festivale katıldım, yine yurtdışında 200’ün üzerinde konser verdim. Amerika’da, Avrupa’da ve Azerbaycan’da.

Yolum müzik. Sağlığım, ömrüm elverdiği sürece 20 yıldır ne yaptıysam inşallah daha fazlasını yapmaya çalışarak yoluma devam etmek istiyorum.

Genel olarak rap müzik de aynı ölçüde popülerlik kazandı mı bu 20 yılda?

Televizyonda, magazin programlarında veya müzik kanallarında vesaire çok sık görülmüyoruz. Rap müzik çok fazla yok. Bizim olay biraz virüs gibi yayılıyor zaten insanlara. Kulaktan kulağa veya sosyal medya aracılığıyla. Türkiye’de gençlerin çoğu rap ve rock müzik dinliyor aslında. Televizyonda öyle değilmiş gibi göstermeye gayret ediliyor ama Türkiye’de alternatif müzik, dayatılan müziklerin hepsinden daha fazla dinleniyor.

Arabeskle harmanlanan bir başka rap kültürü daha var Türkiye’de. Ne düşünüyorsunuz onun hakkında?

Arabesk rap denen şeyin bizlerle aynı seviyeye gelmesi mümkün değil. Arabesk dediğiniz şey zaten bizden değil. Arabesk rap’le benim yaptığım işi dinleyip farkı göremeyecek kadar cahil insanlar varsa onlara bir şeyler anlatmaya çalışmak boşuna. Gerek yok. Nedense rap müzik hakkında herkes “yok öyle, yok böyle” dilediğince konuşuyor. En büyük cahillik de bu bence.

“Rap’i sığ sananlar içinde boğulur”

1979’dan beri var olan, Grammy ödülleri kazanmış, yüzlerce başarılı sanatçı vermiş, dünya çapında büyük olaylar yaratmış bir tür. 2016’nın rock starı Ice Cube seçilmişken…

Böyle bir müzik kültüründen bahsediyoruz. Türkiye’deki müzik konusunda bu kadar cahil olan insanların fikirleri beni ilgilendirmiyor. Biz doğru işi yapıyoruz.

Ben yurtdışında bu kadar çok festivalde yer alabiliyorsam bu rap’in ve benim dinleyicilerimin başarısıdır. ABD’de NPR müzik listesine girdim ki Türkiye’den bir sanatçı daha önce yapamadı bunu. Rap’e burun kıvıran insanlar kimler bilmiyorum ama… Benim için başarı bunlar. Batı’da gördüğümüz saygı bazı şeyleri anlatıyor. İnsanlar burada bizim itibarımıza gölge düşürmeye çalışarak kendi itibarlarını korumaya gayret ediyor ama gerçekler ortada. Dönüp yaptığımız işlere bakmaları yeter. Rap müzik sandıkları kadar sığ değil, boğulurlar içinde.

Önümüzdeki 20 yılda ne olacak peki? Yolumu buldum, buradan şaşmam diyerek mi ilerleyeceksiniz?

Yok ya. Hem müzikal hem de düşünsel anlamda her gün yeni bir şeyler öğreniyor insan. Fikirleriniz, ilham kaynağınız değişebiliyor, kaybolabiliyor. Zaman ne gösterir bilemiyorum ama hep yaptığım işi en iyi şekilde yapmak istiyorum. Öyle olduğu zaman dinleyicilerim de benimle kalıyor. Amacım tempoyu düşürmemek. Şimdiye kadar yaptığım müzik beni de dinleyicilerimi de hep heyecanlandırdı. Bu döngüyü devam ettirmek istiyorum. Sanatın anlamı bu. Tek başına bir şeyler yapıp oturup izlemek değil; bir şeyler yaparken yaşadığınız heyecanı paylaşmaktır.

Markalar kariyerinizin bir parçası olmaya devam eder mi peki? Böyle başarılı bir proje de
olduktan sonra…

Birçok müzisyen reklam yapmadan müzikle uğraşmak istiyordur belki ama müzik piyasasında hiçbir şey eskisi gibi değil. Ben reklamdan kazandığım parayla ailemi geçindiriyor, müziğimi yapıyorum. Böyle işleri de olabilecek en kaliteli şekilde insanlara sunmaya devam edeceğim. Çünkü kötü bir şey değil. Bir şey çalmıyorum. Kimseden zorla bir şey almıyorum, çıkıp kendi reklamımı da yapmıyorum. Yalnızca işimi yapıyorum.

Son olarak sanatçılar arasında özellikle yurtdışında epeyce tartışmaya konu olan müzik servislerinden bahsedelim. Bu tarz platformlarda yer aldığınızı biliyorum. Memnun musunuz durumdan?

Geçen sene Türkiye’de en çok dinlenilen albüm de müzik türü de rap’ti Spotify’da ve Deezer’da. Ben ve diğer rapçi arkadaşlarım çok uzun süre listelerde birinci veya ikinci sıralarda yer aldık. O mecralarda da giderek kuvvetleniyoruz tabii ama Batı’daki kadar değil. Bizde hâlâ müziği orijinal şekilde dinleme alışkanlığı pek gelişmedi ama zamanla o da olacaktır umarım.