Reklamcılar dünyayı kurtarabilecek mi?

Facebook Twitter Google+ LinkedIn+Cannes Lions Uluslararası Reklam Festivali, son yıllarda sayıları giderek artan yarışmaları ve ödül törenlerinden çok seminerleri, basın toplantıları, workshop ve konferanslarıyla dikkat çekmeye başladı. Cannes’da sektörün en taze fikirlerini ve o fikirlerin en çarpıcı uygulamalarını görmek önemli. Ama Cannes semineri ve workshop’ları sayesinde dünyanın nereye gitmekte olduğuna dair ipuçları elde etmek daha […]
02.09.2009 - 00:00
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Cannes Lions Uluslararası Reklam Festivali, son yıllarda sayıları giderek artan yarışmaları ve ödül törenlerinden çok seminerleri, basın toplantıları, workshop ve konferanslarıyla dikkat çekmeye başladı. Cannes’da sektörün en taze fikirlerini ve o fikirlerin en çarpıcı uygulamalarını görmek önemli. Ama Cannes semineri ve workshop’ları sayesinde dünyanın nereye gitmekte olduğuna dair ipuçları elde etmek daha da önemli.

Geçen yıl David Droga’nın UNICEF için yaptığı TAP PROJECT kampanyasını izlemiştik.
Droga son derece duygusal bir atmosferde hayatının en önemli projesi olduğunu söyleyerek bize kampanyayı nasıl tasarladığını anlattı. UNICEF yetkilisi sürmekte olan kampanyanın sonuçlarını paylaşmıştı. Daha fazla reklamcının bu tür projelere destek vermesini isteyen yetkili UNICEF’in son 60 yılda yaptığı kampanyalar içinde en çok ses getiren kampanyanın TAP PROJECT olduğunu belirtmişti.

Bu yıl ise Steve Ballmer, David Plouff (Obama’nın kampanya yöneticisi) ile Bob Geldof ve Koffi Annan’ın seminerleri izlenmeye değerdi. Havas’ın desteklediği ve tasarladığı ‘Tck Tck’ kampanyasını anlatmak için sahneye çıkan Kofi Annan ve Bob Geldof’un konuşmaları bittiğinde neredeyse tüm salon ayağa kalkmıştı. 

GELDOF DÜNYA REKLAMCILARINI GÖREVE ÇAĞIRDI
Yürekten gelen, samimi konuşmasıyla Bob Geldof, küresel ısınma konusunda dünyadaki hükümetleri karar vermeye zorlamakta en önemli görevin salonda bulunan insanlara düştüğünü belirtti. Geldof, kendi deyimiyle ‘dünyanın en yaratıcı beyinleri’ olan reklamcılara ne kadar büyük bir görev düştüğünü anlattığında salondaki atmosfer görülmeye değerdi. Özellikle de Geldof dünyayı kurtaracak yegane gücün salondakiler olduğunu söylediğinde…  Ve ardından bu yılın sonunda Kopenhag’da biraraya gelerek Kyoto Protokolü sonrası ‘yeni bir evrensel yeşil anlaşma’ yolu arayacak olan dünya liderlerini etkilemek için tüm dünya reklamcılarını kampanyaya katılmaya çağırdığında… Neredeyse salonda bulunan tüm insanlar, yeşil bir ayinden çıkan müridler gibi büyülenmişti.

REKLAMCILAR BUNU BAŞARABİLİR Mİ?
Gerçekten de bu denli acil ve evrensel bir sorun için, bu yılın sonuna doğru siyasetçileri hedefleyen sosyal kampanyalar görebilecek miyiz? Reklamcıların gücü, kısa vadede kârsız görünen bu amaç için reklamverenleri yatırım yapmaya ikna edebilir mi? Hele ki krizin her yanıyla vurduğu reklamverenlerin buna mecali olacak mı, bilemiyorum.

Bildiğim şu ki, her ne kadar küresel ısınma şimdilik bir kısmımıza bizim değil başkalarının sorunu gibi geliyorsa da, Geldof gibi şövalye ruhlu sanatçılar sayesinde duyarlılık biraz daha artabiliyor.

Dünya gider Mersin’e biz gideriz tersine
Dünya gündeminde bunlar varken, bakın biz nelerle uğraşıyoruz?

Hatırlarsanız Temmuz sayımızda bir okur mektubu yayınlamıştık. Mutlu Dinçer isimli okurumuz Haziran kapağımızı “erkek egemenliğini alenen sergileyen bir metafor” olduğunu iddia etmiş ve bizi Basın Konseyine şikayet ettiğini belirtmişti. Fotoğrafını gördüğünüz kapakta konumuz ‘F Kuşağı: Geleceğin tüketicilerini tanıyor musunuz?’ idi. Oldukça kapsamlı araştırmalarla desteklenmiş olan bu dosyamız için kapak tasarımını, bu yılki ‘Şok Kapaklar’ serimizi tasarlayan Hulusi Derici yapmıştı.

Söz konusu şikayeti değerlendiren Basın Konseyi Yüksek Kurulu 13 Ağustos’ta kararını bize bildirdi. Gelen yazı “MediaCat isimli derginin Genel Yayın Yönetmeni Pelin Özkan’a 28 Haziran 2009’da gönderilen ve şikayeti bildiren mektubun kendisine ulaştığı teyit edilmiş ancak kendisinden yanıt alınmamıştır” diye başlıyordu.

NEYİ SAVUNMALIYDIM?
Doğrudur, Basın Konseyi bize böyle bir yazı gönderdi. Yazıda, hakkımızda bir şikayet olduğunu, şikayetin detaylarını ve belirtilen tarihe kadar kendilerine bir savunma göndermemizi istiyorlardı. Doğrusu bu durum benim için bir ilkti ve böylesine tuhaf bir suçlama karşısında hem kendimi suçlu hissetmedim hem de kendimi savunmaya gerek görmedim. Ve yazıya cevap vermedim. Çünkü gerekli cevabı Basın Konseyi’nin vermesi gerektiğini düşündüm. Öte yandan Oktay Ekşi, Tayfun Devecioğlu, Doğan Heper, Haluk Şahin, Tufan Türenç gibi değerli gazetecilerden, Süheyl Batum gibi değerli hocalardan, birçok değerli iş adamından oluşan Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nu böylesine bir konu ile meşgul etmeye, değerli zamanlarını harcamaya gönlüm elvermedi.

‘ŞİKAYET YERSİZ’
Nitekim, iki hafta önce adresimize gönderilen yeni bir yazıda Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nun 5 Ağustos’ta toplandığını ve “şikayetin yersiz bulunmasına” karar verdiğini öğrendik. Konsey kararını şöyle gerekçelendiriyordu: “Yapılan incelemede, şikayet konusu olan fotoğrafta kimlik bilgisinin yer almadığı ve fotoğrafın cinsiyetler arasında ayrım yaparak, bir cinsiyetin üstünlüğünü vurgulayacak bir imge olarak kullanılmadığı saptanmıştır. Basın Meslek İlkelerini ihlal eden herhangi bir unsura rastlanamadığından, oybirliğiyle şikayetin yersiz bulunmasına karar verilmiştir.” Bu gerekçeye benim eklemem gereken tek bir virgül bile yok!