Reklam Yazıları’nda MediaCat’in kapak konusu tartışılıyor

MediaCat’in bu ay ki kapak konusu olan ‘Türk reklamcıları çok mu alafranga?’ başlıklı dosya ‘Reklam Yazıları’ mail grubunda tartışma konusu oldu...

14.09.2007 - 15:27 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

MediaCat’in bu ay ki kapak konusu olan ‘Türk reklamcıları çok mu alafranga?’ başlıklı dosya ‘Reklam Yazıları’ mail grubunda tartışma konusu oldu.

Tartışma Oğuzhan Akay’ın gruba attığı şu mesajla başladı.


“Reklamcilar, tuketicinin, sokaktaki adamin dilinden ne
kadar haberdar? Dünyayla, medyayla, kendi ülkesiyle ne kadar ilgili? MediaCat’in ortaya attigi soru hakkinda ne düşünüyorsunuz? Turk reklamcilari cok mu alafranga?”

İşte bu mesaja gelen cevaplardan birkaçı:


Sinan Demirez

Vaktiyle katildigim uluslararasi bir reklamcilik festivalinde, o yilin buyuk odulunu alan “Meet the world” kampanyasinin (ulke bayraklarinin uzerine o ulkeyi en iyi ifade eden cikarsamalarin yazildigi kampanyaydi, hatirlarsiniz) yazari İcaro Doria isimli Brazilyalı reklam yazariyla tanismis, ulke olarak nasil bu kadar parlak islere imza attiklarini ogrenmeye calişmistim.
beni en cok sasirtan sey, lise mezunu olmasi ve 18 yasinda bu ise baslamasiydi. Bu cok siradisi bir durum degil mi diye sordugumda da, hayir cevabini almistim.. sadece 27 yasinda cok buyuk ofislerin yaratici yonetmeni olmayi basarmis “cocuk”larin, bu durumu cok normal bir seymis gibi laf arasinda soylemesi, odul gecelerinde salonun en sik, ozenli insanlarinin tek bir odul almamalarina ragmen bizim ulke reklamcilari olmasi da diger dikkatimi ceken garip unsurlardi. tek bir odul almamamiza ragmen hepimiz o torende flinta gibi ve cocuklar gibi sendik. konuyu dagitmis gibi oldum, biraz toparlayalim.

Reklam sektorunun en buyuk sorunu tabii ki lise mezunu insanlara kucak acmamasi ya da insanlarin 27 yasinda yaratici yonetmen olmamasi degil, kesinlikle bunu soylemiyorum..

ama bizim sektorumuz cok kapali bir sektor. disariya, dis dunyaya! kendi icinde ciddi onyargilari barindiriyor. belli liseler ve universitelerin hegomanyasiyla ilerleyen, eglence, yeme, icme kulturleri neredeyse ayni, bu yuzden ayni mekanlara takilan, arada sirada icine girmeyi basaran “farkli” tipleri de kendine benzetmeyi basaran enteresan bir durum bu. Aslina bildigimiz “community” suuruyla yasayan elit bir kalabaliktan bahsediyoruz.

Uzulurek soyluyorum ki, memlekete bu kadar yakin olmasi gereken bu insan toplulugu, memleketin en uzaginda duruyor. cok renkli olmasi gereken bir meslek grubu, basbayagi tek renkli bir hal icinde.. lise mezunu brazilya’lı cocuk onegini bu yuzden verdim. Bu ulkede belli universitelerin belli boumlerinden gelmiyosan, hatta lisen bile parmakla gosterilen 3-5 taneden biri degilse, eksi puanla basliyosun calismaya. Turkiye’de kim izin verir o lise mezunu deha cocuga, alsin, kaldirsin aslanini. Kurallar sıkıcıdır ve ne yazik ki biz de sıkıcıyız.

onyargilari, kurallari yıkmak lazim ama zor isler..

su ulkede cumhuriyet gazetesi kampanyasinin, eksiksiz tum kalabalik tarafindan ve neredeyse gosyaslariyla ayakta alkislanacagi bir meslek grubu toplantisi daha yoktur arkadaslar. ideolojik amaclarla bir araya gelmis insanlardan bahsetmiyorum, basbayagi eglenmek icin bir araya gelmis bir kalabalik bu! (bkz:kristal elma toreni)

cunku sektor olarak heyecanlari, zevkleri, davranislari ve hatta korkulari bile benzesen bir kalabaligiz biz. farkli renkleri bile bir sure sonra kendine benzeten, icine alan cekici bir kalabalik belkide. (Cumhuriyet ornegi ideolojik bir bakisla degil, benzestigimiz ve memleketten ayristigimiz noktayi belirtmek icin yazildi, umarim yanlis anlasilmaz!)

Bu ulkeye en yakin yerden bakmasi gereken meslek dalinin mensubu reklamcilar, ne yazik ki durulabilecek en uzak noktadan bakiyorlar memlekete.. Bu hakikatten uzak bir nokta.

gelinen liselerin, universitelerin, gidilen, toplanilan mekanlarin, paylasilan korkularin, sevinclerin, heyecanlarin referans noktasi olmayacagi bir sektor icin sizce umut var mi?

Oguzhan Bey’in sorusuna cevap olarak: evet, fena halde alafrangayiz.

N
ot: elestirilerim kendimi haric tutmadan yapilmamistir.. bizzat kendim de bu resmin icindeyim!


İsmail Dindar

Bu durum bir kaç yıl öncesine kadar ciddi bir problemdi ama gün geçtikçe harbi konuşmayı öğreniyoruz. Ayrıca bu sadece reklamcının değil, Türk iletişimcisinin problemi bence… Yani dizilerde bazen dizilerde öyle dublaj cümleleri duyuyoruz ki sanki konuşanlar Türk değil Türkçe konuşan Amerikalılar… Ama hızla değişiyor, bu yanlışları düzeltiyoruz diye düşünüyorum.

Fakat tam olduk diye düşünürken bir bakıyorsun, genç bir adam kız arkadaşına mini etek giymesi konusunda ısrar ediyor bir reklamda. Kısa tüy-kısa etek esprisini anladık ama hangi Türk erkeği kız arkadaşına böyle bir ısrarda bulunur? Bu adama ne derler bu ülkede yahu? :)


Çağlayan İbis

Türkiye’nin Nişantaşı, İstiklal, Ortaköy ve Bebek’ten ibaret oldugunu sanan reklamcilar var.

Ajansindaki Hurriyet’i okuyup, sabah kadin programlarini, aksam da haberleri izleyerek halki anladigini dusunenler var.

1980’den oncesindeki, bize ait eserleri, kitaplari incelemenin bir anlami olmadigina kendini inandiranlar var.

Geleneksel sanatlardan yola cikilarak kendi tarzimizi olusturacagimizi, cunku yuzyillardir ayni zamanda dogu ulkesi oldugumuzu ve bu halkin gozlerinin onlara asina oldugunu goremeyenler var.

Touctdown’dan cikmaya ancak firsat bulup bir meyhanede iki tek atinca, laf olsun diye kahveye soyle bir goz gezdirip cikinca, kendini halkin icinden oldugunu zannedenler var.

Sahilde bira icince cok farkli bir sey yapiyormus gibi hissedenler var.

Times’i, Newsweek’i sadece icindeki reklamlara bakmak icin alan reklamcilar var.

İngilizce bilmenin cok matah bir sey olmadigini dusundugunden olsa gerek Turkce yayinlanan Ekonomist’in sayfalarini hizli hizli cevrince ekonomist oldugunu sananlar var.

Siyasal kampanyasini yaptigi siyasetcinin secim meydanina inmeden, sadece ajansinda oturup ilan yazarak siyasal kampanya yaptigini sanan reklamcilar var.

Yurdum reklamcisi iste, nasil olsun… Kendi halkina, ulkesine yabanci, sahte fildisi kulelerden, plazalardan inmeyen, bir cok nedenden dolayi da inemeyen, ben cok iyiyim, mukemmelim, halk adamiyim diyerek ortalikta dolasan gariban… Ona da yazik be.


Emre Erşahin

Gördüm ve Arttırıyorum. Güzel bir tartışma…

Dünyayla, medyayla bir sorun olduğunu zannetmiyorum.
Ama konu kendi ülkesi ve kendi halkına gelince,
özellikle de sokaktaki adam deyince sorun sanılandan
büyük.

Türk’ün Türk’e İngilizce konuştuğu Türk pazarlama iletişimi
camiamızda %90 reklamcının nabız tutma becerisinin
ancak “shop & miles Türkleri”nin nabzıyla sınırlı olduğunu
iddia ediyorum.

Ve sokaktaki adamı tanımak işinin çok zor bir iş olduğunu
yinelemek istiyorum. Seçim öncesi Tarhan Erdem’i topa
tutan köşe yazarlarını hatırlatırım.