Reklam evliliği Brand Week Istanbul sahnesinde

Pemra Ozan Açıktan çifti deneyimlerini Brand Academy Day'de aktarıyor.

29.10.2014 - 08:58 | Haluk Kasarcı

Pemra Ozan Açıktan çifti deneyimlerini Brand Week'te aktarıyor.
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Rabarba Ajans Başkan Yardımcısı ve Kreatif Grup Başkanı, Daniska Kurucu Başkanı Pemra Ataç Açıktan ve PToT Films’de yönetmenlik yapan eşi Ozan Açıktan, deneyimlerini Brand Academy Day’de aktarıyor.

Brand Academy Day’de yapacağınız sunumdan ana hatlarıyla bahseder misiniz? Kariyerini reklam ve pazarlama üzerine şekillendirmek isteyen gençler neden izlemeli sunumunuzu?

Ozan Açıktan: Biz olsak, bize ne söyleseler iyi olurdu diye düşünerek hazırlanıyoruz. Şimdiki Ozan, Pemra o zaman neyi bilseydi keşke? Her ülkenin reklam prodüksiyonu ve ajans ilişkisi farklı. Bizdeki durum ne? Tam olarak kim neyi nasıl yapıyor? Bunlara bağlı olarak da biz ne düşünüyoruz biraz bundan bahsedeceğiz. Soru cevap üstüne gitmek de çok faydalı olacaktır diye düşünüyoruz aslında, sonuçta orada olanların neyi merak ettikleri de çok önemli.

Pemra Ataç Açıktan: Biz bir çift olarak aynı sektörde, ayrı görevlerde çalışıyoruz. Bizimle meslektaş olmak isteyen arkadaşlara reklamın fikir ve üretim tarafında olan bir ikili olarak hem bireysel hem de beraber olan iş tecrübelerimizden bahsedeceğiz. Esasında bir kreatif ve yönetmenin ilişkisi reklam projesi sürecinde evli bir çiftinkine benziyor. Karı koca gibi aralarında görev dağılımları, paylaşımları, iyi günleri, kötü günleri oluyor. Bir nevi “reklam evliliği” yapıyorlar. Eğer bu evliliğinin detaylarını merak edenler varsa sunuma bekleriz.

Odağında görselliğin yer aldığı iki farklı bölümle kariyerlerinize yön verdiniz. Bugün hikâye anlatımında görselin mi yoksa metnin mi daha önemli olduğunu düşünüyorsunuz?

Pemra Ozan Açıktan çifti deneyimlerini Brand Week'te aktarıyor.PAA: Bazen bir fotoğraf bize yaşanan acı veya mutluluğu gözlerde okumamızı sağlar. Bazense bir paragraf bir hayatı gözümüzün önüne sermeye yeter. Okuduğum okul, yaptığım işin uzmanlığı görsel kaslarımı daha çok kuvvetlendirdi. Ama ben iyi hikâye anlatımının doğuştan bir yetenek olduğuna inananlardanım. Görsel veya metni birbirleriyle karşılaştırmaktansa onlarla iyi anlatılmış hikâyelerin zevkini çıkarmayı ve işimde çeşitlendirerek kullanmayı tercih ediyorum.

OA: Polonya sinema okulundan mezun olduğum için her zaman metin ve içerik önce gelir benim için. Bize okulda text bu işin Allah’ıdır başka da kimse yanına gelemez dediler. Neyi anlatacağımızın nasıl anlatacağımızı belirlemesi gerekiyor. Tersi, kenar süsü ve süsleme sanatı ki onların da en iyileri hep bir hikâye anlatır. Şu yönetmen mi iyi, bu mu? Bu kamera hareketi mi; şu kostüm mü? Bütün bunlar elinizde bir bağlam yoksa boş tartışmalar. Bağlam da metinden geliyor. Kime konuştuğunuz ne dediğiniz belirli ise size sadece o metne zarar vermeden bildiğiniz ne varsa, o güne kadar kim olduysanız ondan bir şeyler ekleyebilmek kalıyor.

Mezun olmak için-bölümü bitirmek için film çekmek/gerçek olmayan markalar için çalışmakla sektörde bilfiil dirsek çürütmek arasında nasıl farklar var? Öğrenciler “neye” hazırlıklı olsunlar?

OA: Bence hem alay hem okul mühim. Okul deneme yanılma ve pratik için lazım. Ben neyi yapmak istiyorum; neyi yapabilirim demek için. Alay ise kendinizi kim zannettiğinizle aslında kim olduğunuzu görmek için mühim bir deneme sürüşü. Bir yapım şirketinde çalışırken, bir taraftan kısa filmler çekmek halen en iyi formül.

PAA: Okumakla çalışmak arasındaki büyük boşluk eskisine göre oldukça azaldı. Çünkü sanat okulları çok akıllı bir şey yapıp sektörden profesyonelleri okullara ders vermeye davet ediyor artık. Ayrıca okullardaki projelerde gerçek brief’lerle çalışma sayısı da arttı. Mezun olmuş öğrencilerin çoğu okurken yarı zamanlı olarak ajanslarda çalışmaya başladığı için reklam gerçeğine daha hızlı alışıyorlar.