Radikal’de son durum

Dün Yıldırım Türker yazısı sansürlendiği sebebiyle gazeteden istifasını açıkladı.

14.08.2012 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Yıldırım Türker 16 yıldır yazdığı Radikal gazetesinden önceki günkü köşe yazısına uygulanan sansür nedeniyle ayrıldı. İktidar odaklarına yönelttiği eleştirilerle tanınan Türker, Taraf ’ın ayrılık süreciyle ilgili sorularını yanıtladı.

Pazar günü, gazeteye gönderdiği “Stratejistler, Gazeteciler Devlet Kaynakları” başlıklı yazısının yayımlanmaması üzerine Radikal’den ayrıldığını söyleyen Türker süreci şöyle anlattı: “Daha önceki yayın yönetmenleri döneminde de birkaç defa benzer girişimler olmuştu. Karşılıklı restleşmeler yaşandı. Ben direndim ve yazılarım olduğu gibi yayımlandı. Pazar günü önce editör aradı, yazının bir bölümünü çıkarmamı istedi. Sonra Eyüp Can arayıp yazımı sorunlu bulduğunu, bu haliyle yayımlamak istemediğini söyledi.”

“Benim görevim direnmek, yazının yayımlanmasını sağlamak, başka da yapabileceğim bir şey yok” diyen Türker, meselenin tek yazı olmadığını vurgulayarak, şöyle devam etti: “Zannediyorum Eyüp Can’ı çok sıkıştırıyorlardı. O da çekindi. Yeterince direnmiş olduğuna karar vermişti. Kendisinin bana yakınmışlığı yok ama benim yazılarımla ilgili zorlandığını biliyorum. En ufak bir şekilde hakkını yemek istemem, bana herhangi bir saygısızlığı olmadı. Ama insanlar kendi seçtikleri hayatın ahlakına göre yaşarlar.”

Başbakan Erdoğan’ın medyaya baskısını eleştiren Türker, buna karşılık anaakım medyada yayın yönetmenlerinin tutumuyla ilgili, “İdare etmeye çalışıyorlar. Bana kalırsa gazeteci değiller. Kaygılarının gazeteciliğe yönelik olduğuna inanmıyorum. Hakemlik, işadamlığı yapıyorlar” dedi.

Türker, Radikal’den ayrılmasına üzülmediğini belirterek, “Aslında böyle bir şeyi daha önce bekliyordum. Ben 16 yıldır yazıyorum. Artık yeter. Radikal ’de genç, parlak, gurur duyduğum yazarlar var” dedi ve ekledi: “Onlar da direndikleri kadar direnecekler.”

Eyüp Can köşesinde ‘PKK’nın çıkmaz sokağı’ başlıklı köşe yazısının sonunda bir not olarak bir açıklama yaptı.
Bugün aynı zamanda, Ezgi Başaran ve Ahmet İnsal durumu Radikal’de yazmakta oldukları köşelerinde sert bir dille eleştirdi.

Eyüp Can:

“Not: Radikal’de yazılarını büyük keyifle okuduğum Yıldırım Türker ile dün editoryal  anlamda yaşadığımız anlaşmazlık ve bu anlaşmazlığı karşılıklı çözememek yüzünden yollarımızı ayırdık. Kendisine Radikal’e yaptığı cesur katkılarından dolayı çok teşekkür ediyor, yeni yazı serüveninde başarılar diliyorum.”

Ahmet İnsel:

“Yıllardır aynı gazetenin sayfalarını paylaşmaktan onur duyduğum Yıldırım Türker, gazete yönetimiyle dünkü yazısı konusunda ortaya çıkan değerlendirme farkı üzerine Radikal’den ayrıldı. Radikal alametifarikasını kaybetti. Bunun tam da bu medya temizliği döneminde olması elbette bir raslantı değil. Başbakan’ın şahsen yarattığı dalkavukların, ‘hınk deyiciler’in beslediği atmosfe3rin yarattığı alçak basıncın doğal sonuçlarını yaşıyoruz. Muktedirin gücünün sınırsız ve eleştiriye tahammülünün kısıtlı olduğu, iktidar hazzına her şeyi denetim altında tutmakla vardığı bu alçak basınç atmosferi, demokrasi açısından doğal afet niteliğindedir.”

Ezgi Başaran:

“Yıldırım Türker’in artık Radikal’de yazmayacak olması ne manaya geliyor biliyorsunuz.
Yıldırım kimdir biliyorsunuz. Biraz bu gazetenin ismidir.
16 yıllık emeğidir, halidir, tavrıdır.
Aslında Türkiye basını için kimdir, onu da biliyorsunuz.
İnsanlık onuru reçetesinde şart olan öfkenin, cesaretin, bakmanın, görmenin, duymanın, duyurmanın adıdır. Basının hizasıdır. Her savruluşumuzda çarpıp sersem gibi kendimize geldiğimiz o hiza.

Bugün basın bu hale geldiyse, sersemlemiyorsa bile… Elbette Yıldırım da olmayacaktır. İşte böyle Yıldırım’sız kalınacaktır. Biraz daha kurak.
Kimsenin suçu yok. Ve herkesin suçu var.

Benim. Onun. Şunun. Bütün gazetecilerin, genel yayın yönetmenlerinin, patronların. Ve sizlerin de.
Bu oksijensiz atmosferi giderek kabulleniyorsunuz. Hep unutuyor, hiç hatırlamıyorsunuz. En kıymetli haklarınızın üstünü çiğniyorlar, size tali geliyor.

Sonra birgün uyanıyorsunuz, Orwellian bir dünyada cirit atan, istikrarlı ekonominin boş bakan neferleri olmuşsunuz.
Böyle bir ‘mutluluk’ halinde, Yıldırım’ı zaten istemezsiniz. Mutlu olmadığınızı hatırlatsın, gözünüze soksun, kuruyup çöpe dönmekte olduğunuzu göstersin. Kim ister. Di mi.
Biz gazeteciler için çember giderek daralıyor. Herhalde bunu fark ettiniz. (Umarım fark ettiniz.)
Ben bu bina üstüme çökene kadar dayanmaya karar verdim.
Biraz inadımdan, biraz gazeteciliğe saygımdan, biraz da öfkemden.
Çünkü bu mesleğin binası medeniyetin, demokrasinin eseridir.
TOKİ’ninkilere benzemez, öyle kolay kolay da devredilemez.
Yıldırım’ı çok özlememiz, çok özleyip sersemlememiz umuduyla. Sevgiler.”