İnovasyon için eleştirel düşünmek

Sean Yu’dan girişimciliğin incelikleri.

17.02.2016 - 11:28 | Arzu Nilay Kocasu

İnovasyon için eleştirel düşünmek
60
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Sean Yu, Andaç Türkmen ve Fahri Özkaramanlı tarafından kurulan “web tabanlı fatura ve tahsilat yönetimi” uygulaması Paraşüt, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ön muhasebe işlemlerini kolaylaştırmak için 2014 yılından bu yana faaliyet gösteriyor.

Son dönemin revaçtaki startup’ının kurucu ortağı ve CEO’su Sean Yu’ya göre iyi bir teknoloji tüketicisi olan Türkiye’nin hevesle tükettiği bu teknolojiyi üretmekte ustalaşması için sermayesini insana yatırması gerekiyor. Startup ruhunun ve inovasyon alışkanlığının oluşması için ise memleket olarak eleştirel düşünme refleksini geliştirmemiz şart.

Paraşüt ödüllü bir startup. Konuyla haşır neşir bir kuruluş olarak, başarılı startup’ı nasıl tanımlarsınız?

Bu zor bir soru. Kolay cevap; işin içinde bir yatırımın ve bir risk sermayedarının olması. Girişimleri ödüllendiren pek çok kurum ve kuruluş var ama ödül başarıyı tanımlamak için daha yüzeysel bir kıstas.

Eğer bir startup başarılıysa bu, onun yaratıcı bir değeri olduğu anlamına gelir. Pazarın istediği ürünü veya hizmeti ona vermeyi başaran startup başarılı bir startup’tır. Öte yandan bu noktada kesin bir çizgi yok. Bir startup’ın başarılı olup olmadığından ziyade onun nasıl başarılı olacağına bakmak lazım: Pazar için ne kadar değer yaratabilir? Yarattığı ürünü kaç kişiye, şirkete yayabilir? Başarı konusunda hükme varmamızı sağlayabilecek en iyi kıstasın ortada bir pazar değeri olması, tüketicilerin ürünü veya hizmeti sevmeleri olduğuna inanıyorum.

Peki startup’a hayat verecek ekiplerin neye dikkat etmeleri gerekiyor?

Bir startup’a hayat vermenin inceliği her seferinde tek bir adım atmakta ve neye odaklanacağınız konusunda çok ama çok akıllıca karar vermekte yatıyor. Disiplininizi kaybedip odağınızı yitirirseniz, kurduğunuz her şeyi çok kısa bir sürede kaybedersiniz. Bu vizyon doğrultusunda neye odaklanacağınızı iyi belirlemeniz ve diğer her şeyi bırakarak her seferinde neye odaklandıysanız onu gerçekleştirmek için ilerlemeniz önemli.

Paraşüt’e gelelim. Şirketin eski adı E-defter’miş…

Şirketi kurduktan sonra, çok uzun bir süre boyunca, isim bulmak üzerinde çalıştığımız en zor iş oldu. Ürünü ortaya koymak, yatırımı almak… Hepsi bir şekilde halloluyor ama şirkete isim bulmak iki buçuk yılımızı aldı. Uygulamayı kodlamaya Ocak 2013’te başladık. O dönem henüz bir isim bulmamıştık, çalışmaya Project Polarity diyorduk. Kurumsal gerekçelerle bir şirket adımız vardı elbette. Yaratıcı olmayan her kurucu ortağın yapacağı gibi soy isimlerimizin ilk harflerini birleştirmiştik: OYT Yazılım Teknolojileri.

OYT Yazılım Teknolojileri yaratıcı olmasa da özgöndergeli bir önerme olması sebebiyle ilginç bir isimdi ve pazara bu isimle veya Project Polarity ile çıkabilirdik.

Ama çıkmadınız.

Ocak 2014’te uygulamanın Beta sürümünü pazara sürerken kendi kendimize sorduk: İsmimiz ne olacak? Defter, anlaşılması ve kullanılması yeterince kolay bir isimdi. Yeterince tanımlayıcıydı. Hal böyle olunca, bu kelimeyle biraz oynayıp çıkan sonucu kullanmaya karar verdik. Önce Defterim, sonra E-Defter…

Çıkan sonuç tatmin etmedi anlaşılan.

Yatırımcılarımız E-Defter’i sevdiler ama isim bizi yeterince heyecanlandırmadı. Haziran 2014’te Beta sürümünü sonlandırma zamanı geldiğinde ismimizi tekrar değiştirmek için mükemmel bir fırsat doğdu. Ya bu fırsatı değerlendirip yeni bir isim bulacak ya da bizi heyecanlandırmayan bir isme saplanıp kalacaktık. Tüm ekip, sözlükleri A’dan Z’ye taradık. Heyecan verici, marka olarak kullanılmak için müsait ve alan adını alabileceğimiz bir isim aradık ve Paraşüt’te karar kıldık.

“Paraşüt” ne ifade ediyor kuruluşunuz için?

Küçük bir işletmeniz olduğunu hayal edin; bir girişimci olduğunuzu. Kolay değil; hatta bir hayli korkutucu bir iş. Bir uçurumdan atlamak gibi…. Gözünüzü karartmışsınız artık. Yolunda gitmeyebilecek pek çok şey var ama olsun, siz ne yapmak istiyorsunuz? Uçmak mı? Öyleyse, durumunuzu göz önünde bulundurarak, yanınıza bir paraşüt alırsınız. Paraşüt uçmanıza ve ardından yere yumuşak bir iniş yapmanıza yardım edecektir.

Paraşüt ismini seçmemizin bir diğer nedeniyse hem Paraşüt’ün hem bizim “bulut”ların arasında olmamız. Üçüncü bir neden ise paraşütün renkli, heyecan uyandırıcı bir nesne olması. Ayrıca farklı konotasyonları olan, akla eğlenceyi getiren bir kelime. Son olarak, elbette, içinde “para”yı barındırıyor.

Kaç kişisiniz burada?

Şu anda yaklaşık 22 kişiyiz.

Görev dağılımı nasıl?

Kabaca söylemek gerekirse iki ana departmanımız var: ürün ve pazarlama. Ürün departmanında geliştirme ekibi, tasarım ekibi ve ürün müdürleri yer alıyor. Ürün müdürleri pazarı ve tüketicinin isteklerini anlamaktan sorumlular, üç birim hep birlikte ürünlere hayat vermek için çalışıyor.

Pazarlama ekibinde tüketicilere ürünlerimizi nasıl kullanacaklarını gösteren, destek veren ve onların sorularını yanıtlayan müşteri memnuniyeti ve dijital pazarlama birimlerimiz var. Ayrıca iş geliştirme ve kanal satış süreçlerinden sorumlu bir arkadaşımız da yine bu ekiple birlikte hizmet veriyor. Paraşüt uygulamasının tüketiciye dokunabileceği pek çok yol, pek çok kanal var. İş, bu ürünü nasıl satacağınızı doğru belirlemekte.

İnovasyon için eleştirel düşünmek

Harvard’da ekonomi eğitimi aldıktan sonra kariyerinize yatırım bankacısı olarak başlayıp, yolculuğa San Francisco’da devam etmişsiniz. Türkiye’ye nasıl bir motivasyonla, neden geldiniz?

“Bir toplum sermaye odaklı sanayinin ötesine nasıl evrilir? İşin temeline inovasyonu katarak”

Ekonomi eğitimi alırken motivasyonum ekonomik gelişmeleri anlamaktı ve bu eğitimin bana sağladığı katkılardan biri de el emeğinden makineye, sermaye odaklılıktan inovasyon odaklılığa ve büyüme temelli bilgiye evrilen, Türkiye gibi, gelişmekte olan pazarları anlamak oldu. Bir toplum tekstil, inşaat, imalat gibi sermaye odaklı sanayinin ötesine nasıl evrilir? İşin içine bilgiyi, araştırmayı, girişimciliği katarak; temeline inovasyonu katarak.

Medeniyetin doğuşundan bu yana tarihe kazınan büyüme alışkanlıklarına baktığınızda ilk dönemde toplumların yalnızca nüfuslarını artırarak büyüdüklerini görürsünüz. İnsanlık bu şekilde gelişiyordu ve refah seviyesi bir hayli düşüktü. Daha sonra makinelerle birlikte sanayi devrimi gerçekleşti. Nüfus, refah ve yaşam standartları patlama yaptı çünkü bir zamanlar ellerimizle yaptıklarımızı artık makinelerle yapabiliyorduk. Ardından 1950-1960’larda devreye akıllı teknolojiler, bilgisayarlar girdi. Artık teknoloji, inovasyon sayesinde çok daha hızlı büyüyoruz.

Bu evrim bana son derece ilginç geliyor. Gelişmekte olan pazarlardaki bu süreci seviyorum ve Türkiye de bu pazarlardan biri. Buraya geldim çünkü Türkiye pazarı gibi pazarları anlamak istedim. Açıkçası bu kadar uzun süre kalacağımı hiç düşünmemiştim, iki yıl kaldıktan sonra yüksek lisans eğitimim ve daha fazla araştırma yapmak için ABD’ye geri dönerim diyordum kendi kendime. Ama kaldım.

Yaptığınız iş için gereken yeteneği Türkiye’de bulmak zor olmuyor mu?

Evet, elbette zor oluyor.

Başka ne gibi zorluklar mevzubahis sizin için?

İnovasyon için eleştirel düşünmekVergi kanunları. Ticari kanunlar küçük işletmelerin pek lehine işlemiyor burada. Evet, Teknokentler var ama buralarda kalabilmek için üç yıllık kirayı peşin ödemek zorundasınız. Hangi startup’ın böyle bir parası var? Mevcut sistemin maaşlar için ödenen vergilerde de startup’lara çeşitli teşvikler sunması iyi olurdu. Sanırım sisteme en büyük sitemim bu.

Bir diğer meseleyse hiç seçeneğinizin olmaması. Kimse startup’lara seçenek sunmuyor. Kanunlarda seçenek yok. Kurucular ile çalışanlar arasında hisse temelinde ödeme yapılmasını sağlayan bir yapı yok. Ayrıca bir kurucu ortak olarak kendime maaş da atayamıyorum. Bu tür gariplikler söz konusu.

Karşılaştığımız üçüncü bir mesele de yabancı çalışanlar temelinde. İnsan kaynağından yana sıkıntı yaşıyorsanız ve işinize yarayacak insanların menşei başka ülkelerdeyse önce beş Türk çalışanınızın olması gerekiyor.

Tüm bunlar startup’lar için sıkıntı oluşturan kurallar. Geçmiş yıllarda ve diğer küçük işletmelerde anlamlı birer karşılığı olabilir ancak startup’ları ülkeye inovasyon getirmeleri yönünde pek cesaretlendirdiği söylenemez.

Paraşüt’ü Türkiye sınırlarının ötesine taşımayı düşünüyor musunuz?

Tabii, elbette. Henüz yalnızca bir buçuk yıldır pazardayız ve hâlâ yapacak çok işimiz var. Türkiye pazarının ötesinde büyüme planımız var ancak bu, şimdilik uzak bir hayal.

Başka ne hayalleriniz var?

Uzun vadede gerçekleştirmek istediğimiz pek çok plan var. İleride olmak istediğimiz yer konusunda büyük bir vizyona sahibiz. Fatura, harcama ve envanter gibi işlemlerin tamamının kağıt yerine elektronik olarak yapıldığı bir gerçekliğe evrilen, bağlantılı bir iş modeli hayal ediyoruz. Veri akıllanıp işlenebilir oldukça iş yapma biçimleri de daha akıllı ve hızlı bir hal alacaktır. Ulaşmak istediğimiz nihai hedef bu.

Türkiye’deki startup atmosferi girişimcilerin nefes alması için ne kadar elverişli?

Türkiye’ye beş yıl önce geldim. O zamanlar hiç risk sermayedarı yoktu. Birkaç yatırımcı vardı ama Revo ve Aslanoba gibi yatırımcılar yaklaşık 2012 yılından bu yana sahnedeler. O zamanlar e-ticaret startup’ları vardı Türkiye’de. Belki o dönem büyük “exit”ler olmamıştı ama şimdilerde birkaç tane var. Türkiye e-ticaret startup’larının ötesine geçti.

E-ticarette teknolojiyi üretmekten çok uyguluyorlardı. Ticareti elektronik ticarete dönüştürüyorlardı yani. Şimdilerde FinTech, SaaS, Gaming startup’ları var, dolayısıyla çok ama çok daha zengin bir ekosistemden söz ediyoruz artık. Çeşitlilik gösteren çok daha fazla sayıda startup, kuluçka merkezi ve yatırımcı var; startup’lar çok daha fazla insan tarafından biliniyor, medyada çok daha fazla tanıtılıyor… Tüm bir ekosistem startup’lara uyumlu olacak şekilde evrildi anlayacağınız.

Ekosistem evriledursun, ülkede startup ruhu henüz yakalanabildi mi sizce?

“Türkiye teknolojiyi tüketmekte çok iyi ama iş onu üretmeye gelince durumun üstesinden nasıl gelebilir? İnsan sermayesiyle”

Türkiye teknolojiyi tüketmekte çok iyi, evet, ama iş onu üretmeye gelince durumun üstesinden nasıl gelebilir? İnsan sermayesiyle. Peki bu sermaye nereden gelecek? Üniversitelerden. Bir ekipteki en kıymetli unsur sistemi yerinde eleştirilerle geliştirmeyi bilen insanlardır. İş görüşmelerinde adaylara daima meydan okurum: Eğer onlara söylediğim bir şey yanlışsa karşımdakinin buna işaret edebilmesini, bir bakış açısını savunabilmesini isterim.

Bu önemli bir konu çünkü eleştirel düşünme refleksiniz gelişkin değilse, kendi hesabınıza düşünmekten ve kendi kendinize akıl yürütmekten acizseniz; varmanız gereken sonuçlara kendi kendinize ulaşamıyorsanız elinizde tek kalan yazılı bilgilerdir. Böyle bir girişimden inovasyon çıkmaz.

Startup dünyasında her şey birer bilinmezdir; dolayısıyla “bilmiyorum” cevabı kabul edilemez. Zaten bilinseydi, daha önceden yapılmış olsaydı, ortada bir startup olmazdı. Bir startup olarak daha önce kimsenin yapmadığı, pazarın henüz tanımadığı bir şeyi yapmaya çalışıyorsunuz. Dolayısıyla eleştirel olmak zorundasınız.