“Türkler acayip güçlü karakterler”

Özlem Gürses'le Bazen Olmaz üzerine.

06.07.2017 - 16:24 | Alev Kaynak

"Türkler acayip güçlü karakterler"
10
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Mustafa Denizli’nin bilgeliği, Cem Yılmaz’ın yalnız kalıp üşümemek için zirveye sırtını çevirmesi, Cem Boyner’in siyasetle imtihanı, Ali Sabancı’nın başkaldırısı, Zeynep Bodur Okyay’ın babasıyla bitmeyen mücadelesi, Hanzade Doğan Boyner’in oyunculuk hayalleri… Bu yıldız isimlerin samimi paylaşımlarını ve kendilerine yönelik retrospektif incelemelerini bulacaksınız popüler kültürün başarı anlatısına meydan okuyan Bazen Olmaz’da. İyi ki yazmış Özlem Gürses bu kitabı, iş dünyasının da ilham alacağı birçok detay var sayfalarında…

Biz de Özlem Gürses’le bir araya gelerek hem normatif bir baskı aracına dönmüş başarı kültünü masaya yatırdık hem de geleceği konuştuk.

Birçok olumlu geri bildirim aldı kitap. İnsanlar başarı bombardımanından sıkılmışlar belli ki. Bu kitap bir çeşit farkındalığa ya da sosyal sorumluluğa evrilir, devamı gelir mi dersiniz?

İnsanlar gerçek hikâyeler duymak istiyorlar. Medya tarafından sürekli pompalanan güzel kadınlar, mutlu evlilikler ve çok başarılı işlerden fena halde bıkmış vaziyetteler bana sorarsan. Eskiden bana diyorlardı ki insanlar yıldızları severler. Ünlü kişileri örnek alıp, onlara benzemeye çalışırlar. Ben emin değilim. O senin kendine yabancılaşmanı getiren bir şey. Öyle bir şey yok kardeşim. Her evlilik aynı anda mutlu ve mutsuz, her kadın ve erkek aynı anda güzel ve çirkin, her iş aynı anda başarılı ve başarısız. Bu gerçekle tanışmak, karşılaşmak, görüşmek, insanlara iyi geliyor bence.

"Türkler acayip güçlü karakterler"Ben bu kitabı yaparken FuckUp Nights diye bir gruba rastladım, Amerikan menşeli bir grup. Dünyadaki genç start-up’çıların bir araya gelip, “Abi, nasıl battın, bir anlatsana” diye motivasyonel görüşmeler yaptıkları bir grup. Bunun İstanbul ve Ankara ayağı da kurulmuş. Hatta ben temmuzun ilk haftasında bu etkinliğe Ankara’ya konuşmacı olarak gidiyorum. Oradaki insanları dinlemek çok daha ilginç olacak tabii. Bunu bir sosyal sorumluluk gibi değil ama iş dünyası için bir atölye gibi değerlendirebiliriz.

Bütün hayatlarımız başkalarının bizimle ilgili düşündükleriyle ilgili olmuş. Bu mesele o kadar güçlü bir mesele ki Türkiye’de… Her yerde yaftalar… Bu korkunç bir şey. Bunu aşmanın tek yolu kendiyle dalga geçebilen, kendi zaaflarını anlatabilen insanlar bulmak. Kitapta biz bu 10 kişiyi bulduğumuzu düşünüyoruz ama kolay olmadı, onu söyleyeyim.

Nasıl ikna ettiniz katılımcıları? İmtina eden, yanlış anlaşılmaktan çekinen oldu mu?

İkna edecek bir şey yoktu aslında. İnsanları önyargısız dinlediğin zaman onların da anlatmaya, kendilerini neonlu versiyonları dışında paylaşmaya istekli olduklarını görüyorsun. Sahici ve gerçek hikâyeler dinlemek bana çok iyi geldi. “Nasıl yani? Nasıl başarısızlık konuşacağız? Yok ki benim başarısızlığım” gibi tepkiler aldığımız da oldu tabii. “Biz şimdi anlatırız bunları ama millet anlamaz” diyenler oldu.

Geri çeviren var mıydı?

Ali Koç’un katılmasını çok istemiştim. Aslında o da istedi. Fakat tabii medyayla olan ilişkisini o kadar minimuma indirmiş vaziyette ki herkese hayır dediği bir dönemde bir kitaba evet demek onu çok düşündürdüğü için girmedi ama fikri çok sevdi. Olmak da istedi. Koskoca bir holdingle ilgili neler anlatabilirdi kim bilir; çok şaşırabilirdik. Ben aslında Ümit Boyner’le bir röportaj yapmak istedim çünkü kitapta benim hayalim beş kadın beş erkekti. Cem Bey dedi ki, “İş hayatı, evliliği derken Ümit’in hayatında hiçbir başarısızlığı yok, ben anlatayım Yeni Demokrasi Hareketi’ni”. Ve böylece Ümit Hanım yerine Cem Bey oldu.

Cem Boyner’in yıllar süren sessizliğinden sonra Yeni Demokrasi Hareketi’ni anlatması çok heyecan verici olmuş. Kitaptaki birçok ilkten biri o…

Cem Bey orada ciddi bir travma yaşamış, üç ay evden çıkmamış. Oradaki sorun da kendi idealizmimizi gereğinden fazla yüceltme durumu. Çok yaptığımız bir şey bu. Bir ideal koyuyorsun, Türkiye böyle olsun diyorsun ama Türkiye başka bir şey istiyor. Senin hayalini kurduğun siyasi ideal dışında farklı bir şey var. Gerçek fotoğrafla ilişkisi güçlü olmalı insanın. Cem Bey de Demokrasi Hareketi’yle ilişkisinde büyük bir ideal koymuş Türkiye’yle ilgili. O gerçekleşmediği zaman, “Oy alamadığım için değil, bunu gerçekleştirememiş olmanın verdiği hayal kırıklığıyla mahvoldum” diyor.

“Kendi idealinizi biraz yüceltmiş olabilir misiniz?” diye sordum; “Çok ağır bir soru oldu” diye yanıt verdi. İnsanlara cesaret vermek istiyordu. “Verdiğimiz en büyük zarar şu oldu, şöyle bir algıya yol açtık” dedi. Cem Bey ve etrafındaki onca parlak adam bile bu işi başaramadıysa kimse yapamaz. Pek çok insan bu nedenle siyasete girmeyi düşünmedi.

Herkesin de babasıyla ciddi bir sorunu olduğunu kitaptaki samimi sohbetler sayesinde bir kez daha gördük.

Neden biliyor musun? Aslında bütün toplumsal hayatımıza hükmeden sorunlar o ilişkide başlıyor. Babayla olan ilişkimizde biz, kendimiz olamıyoruz. Babayla kurduğumuz o sert, hoyrat ilişki bizim bütün toplumsal hayatımızı etkiliyor. Bence bugün Türkiye’de yaşadığımız bütün siyasi travmaların da kökeninde o var. Kadın meselesini, ele güne karşı meselesini de bu yüzden çözemedik. Kitaptakilerin hepsinin babasıyla bir sorunu çıktı. Kimilerinde çok derin bir duygusal bağ olarak çıktı kimilerinde ispat mücadelesi olarak. Hatta aralarında söylediklerini o kadar tartanlar oldu ki, sanki yanımızda babaları da oturuyordu. Babası kitabı okuduğunda ne hisseder diye düşünenler oldu.

Soru setiniz herkes için değişirken, ortak bir soru vardı: “Ya çocukları miraslarını devam ettirmek istemezse?” Neden önemliydi bu soru?

Bir sonraki kuşak daha cesur olabilir mi diye düşünmek istedim. Ve neredeyse hepsi -Abdülkadir Konukoğlu hariç- çocuğu için “Ne isterse onu yapsın” dedi.

Daha genç nesilden biri de olabilir miydi kitapta? Çünkü kitapta yer alan kişilerin çoğu, belirli bir zümrenin, iyi imkânların ve sosyal ağların insanları. Türkiye’nin neredeyse ilk nitelikli iş gücünü, sanayi altyapısını oluşturan insanlar. Şimdi herkes yabancı dil biliyor, herkes çokkültürlü. Başarı ve başarısızlığın niteliğini, olasılığını, tanımını epey değiştiren faktörler bunlar.

Doğru söylüyorsun. Belki bu FuckUp Nights’tan ilginç bir şey çıkar ve yeni bir proje yapılabilir. Ben bu kitaba bir de Meltem Kurtsan’ı almak isterdim. Otacı Holding’in sahibi, kimyager, eczacı bir kadın. Ben hatırlıyorum bir dönem hepimiz bir Türk markası olarak o şampuanı kullanıyorduk çünkü çok önemliydi. Türklerin yaptığı havalı, Herbal bir şey vardı dünyada sonuçta. Battı sonra. Meltem şirketi bıraktı. Bodrum’da tamamen agro-kültür üzerine kurulu bir arazi aldı ve sıfır fireyle toprak yönetimi yapıyor. Orada kendine bambaşka bir dünya yarattı. Şimdi oradan yeni bir de iş modeli çıktı. Böyle tipler de var çakılıp, o çakılmanın ve dibe vurmanın getirdiği süper mutlulukla harekete geçen. Bazen başarmamak istersin. Oradan bir özgürleşme doğacak çünkü. Belki bir sonraki kitapta bunlar olur.

Bir başka kitap olacak yani?

Tabii, iş dünyası dizisi olacak bu. İkinci kitap bunun devamı olmayacak ama. Bunun devamı olmasını isteyenler var. Belki Ali Koç’un dahil olabildiği bir şey mümkün olabilirse düşünürüm ama ikinci kitap, “Türk çocukları gerizekalı değil, senin ülkenin sisteminde bir sıkıntı var kardeşim” diyen bir kitap olacak. Dünyada gelişen, büyüyen, pek yakında sıçrama hikâyelerini duyacağımız müthiş Türkler var. Onlarla ilgili bir şey yapmak istiyorum.

Bol bol seyahat ve saha çalışması sizi bekliyor öyleyse…

Evet, çok çarpıcı hikâyeler bulmak istiyorum dünyadan. “Merhaba ben geldim, buradaki Türkler nerede?” diye soracağım. İzlanda’da bile eminim, gitsek şimdi uçağa binsek, desek ki “Hacı, burada üç beş Türk nerede bulunur?” Buradan başlayacak olay ve sonra oranın en büyük kuzu tüyü bilmem necisinin Türk olduğunu keşfedeceğiz, eminim. Bak göreceksin, acayip güçlü karakterler Türkler. Onları bulmak istiyorum.

Biraz da sizin başarıyla ilişkinizden bahsedelim. “Kitabım başarılı oldu” der misiniz? Oldu mu yani?

"Türkler acayip güçlü karakterler"Cem Yılmaz’ın dediği gibi, insanın tercihlerinde net olması önemli. Benim de kendi meslek hayatımla ilgili en büyük şımarıklığım bu yani. Kimse bana istemediğim bir işi yaptıramadı bugüne kadar. Böyle büyük paralar kazandım, acayip bir başarı hikâyesi miyim, hiç değilim. Ama iyi hissediyorum kendimi.

Bu kitap özelinde de benim için başarı şuydu: Kitabın zaten yazar gelirinin tamamı kız çocuklarının eğitimine aktarılıyor. Ben öyle istedim. Hem ilk kitabımda uğur olsun diye hem de kız çocuklarını destekleyeyim istedim. Bu enerjilere çok inanırım. Bereketine de çok inanırım. Şu anda 30 bin bastık, o tükendi. İkinci baskıyı 10 bin bastık. O da herhalde biter yakında. Tüm Türkiye genelinde en çok satanlarda üçüncü sıraya yükseldi. Profesyonel dünya çok sevdi kitabı çünkü kurumsal dünyada da nasıl kendimiz olabiliriz sorgulamalar var. Bir başucu kitabı gibi ara ara bakabilirsin.

Kitaptaki Fatih Terim referansından ilhamla soracağım. Başarıda “resultante importante” esas mıdır?

Hiç olmadığını bu son referandumda yaşadık. 50+1 ile bir kesim diğerini yenmiş mi oldu yani? Hepimiz aynı ülkede yaşadığımıza göre kim neyi kazandı, neyi kaybetti acaba? Resultante importante, başka bir değer sistemine götürüyor insanı ve orada importante olan şeyler genellikle niceliksel karşılığı olan şeyler. Kaç para kazandın, kaç oy aldın, kaç takipçin var, kaç kilosun? Hep “kaç”la başlayan kavramlar… Oysaki daha importante olan ve insanlığa katkı veren kavramlar var. Onun için resultante importante değil arkadaşlar; sizin bıraktığınız iz importante.