Başka dünyalar da var, açın zihninizi!

Miss Vogue raflarda: Karşınızdaysa Özge Sarıkadılar

09.06.2017 - 16:57 | Alev Kaynak

8
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Dergicilik kariyerine 18 yaşında Hey Girl ile başlayan Özge Sarıkadılar, 2009 yılından bu yana Doğuş Dergi Grubu’nda projeler koordinatörü olarak yaratıcı içerikler üretiyordu ekibiyle birlikte. Sarıkadılar’ın güncel rolü ise, Mayıs ayında okuyucularıyla buluşan Miss Vogue’un genel yayın yönetmenliği. Derginin lansmanını takip eden günlerde Özge Sarıkadılar’la bir araya geldik ve Türkiye’deki moda kültürünü, derginin hedef kitlesi olacak gençlerin beklentilerini konuştuk.

Hey Girl ve She gibi dergilerden sonra yeniden gençlere hitap eden bir derginin başındasınız. Bu zaman içinde yayıncılık da değişti, gençlik deneyimleri de…

Her şey dijitalleştiği ve gençler de bu dijital dünyada çok fazla yaşadıkları için interaktivite çok hızlandı. O yüzden gençleri yakalamak çok kolay değil. Çünkü her şeyi çok hızlı tüketiyorlar. Her yerde olmak istiyorlar. Sosyal medyayı inanılmaz iyi kullanıyorlar. Benim avantajım şu: Ben çok genç ruhlu bir insanım. 17 yaşında donmuş gibiyim. Gençleri çok iyi takip ediyorum, dijital dünyayı çok iyi takip ediyorum. O yüzden onları nereden yakalayabileceğimizi, neyin hoşlarına gidebileceğini aslında önden görebiliyoruz. Böyle olunca da Miss Vogue’u çıkartalım dedik. Piyasada da aslında böyle bir eksiklik var. Türkiye popülasyonunun yüzde 70’i genç; 16-25 arasında. Miss Vogue’un hedef kitlesi de onlar olacak. Hatta Miss Vogue’un basılı edisyonunu altı ayda bir yapmamızın amacı da bu. Dijital dünyada çok yoğun bir şekilde yaşayacak. Mayıs ayında ilk sayımız çıktı. Ekim’de de Sonbahar-Kış sayımızı çıkaracağız. Şimdi İlkbahar-Yaz ile piyasadayız.

İngiltere edisyonu da sanırım öyle.

Evet, o da öyle. Biz, Çin’den de esinlendik. Vogue China, Vogue Me diye genç bir versiyon yaptı ve inanılmaz bir yankısı oldu. Satış rakamları çok iyi gitti. Biz de dedik ki, Türkiye’de de çok genç bir popülasyon var ama onlara hitap eden bir moda ve güzellik dergisi yok. O yüzden Miss Vogue’u yapmaya karar verdik. Dijital dünyada da çok güçlü olsun istedik. Dergi çıkmadan önce biz bütün sosyal medya hesaplarına ve web sitesine içerik girmeye başlamıştık. Dijitalde güçlü bir şekilde ilerliyor bir yandan. Şimdi de heyecanlıyız daha da güzel şeyler yapabilmek için.

Altı ayda bir yayınlanacak olması belirli riskleri baypas edebilmek için mi, yoksa sahiden bir trend mi bu?

Biz GQ’da aynı şeyi yaptık. Üç ayda bir çıkarıyoruz, yılda dört sayıya düşürdük ama dijitalini çok kuvvetli tutuyoruz. Her şey o kadar hızlı dijitale gitti ki. Ben çok eski yayıncıyım. Biz hepimiz aramızda konuşuyorduk. Ben bu kadar hızlı büyüyeceğini tahmin etmiyordum. Bu Mark Zuckerberg’in Instagram’ı satın almasıyla mı oldu, Instagram hikâyelerinin yayınlanmaya başlamasıyla mı oldu bilemiyorum. İnsanlar ne kadar meraklıymış özel hayatlarını yayınlamaya. Şu anda Instagram’daki beğeni oranları düştü, kimse kimsenin fotoğrafını beğenmiyor. Herkes videoları izliyor artık. Hızlı tüketim, başkalarının hayatlarına olan meraklar, acaba o nerede, ben bir şey kaçırıyor muyum? Bu FOMO denen hissiyat var ya… Herkes sürekli online olduğu için dijital dünya artık çok ivme kazandı. Condé Nast da otomatik olarak böyle kararlar almak durumunda kaldı.

İçeriğe istinaden merak ettiğim bir konu var. ABD’de çıkan Teen Vogue da başlangıcında alışveriş ve moda üzerinden ilerleyen bir içerik karması belirlemişti. Zamanla buna toplumsal meseleler, hatta siyaset eklendi. Sizin de benzer arayışlarınız olacak mı?

Biz Miss Vogue’u moda ve güzellik dergisi olarak tanımladık. Gençler okumuyor artık. Zaten, basılı versiyonunda hiç uzun yazı yok. Yani tam anlamıyla bol görselle ve eğlenceli içeriklerle doldurduk. Dili çok samimi, senli benli; başlıkları esprili. Gerçekten gençleri ancak öyle yakalayabiliyorsunuz. Yazı okumaya, kitap okumaya, hiçbir şeye sabırları yok. Video seyrediyorlar. Bütün gün Instagram’da dolaşıyorlar, bütün gün web sitelerini tarıyorlar. Böyle bir durum var. Toplumsal mevzular konusunda ise moda okulları konusunu yaptık gençler için. Gidip yurt dışındaki moda okullarında okuyanların tecrübelerinden faydalanarak bir içerik yarattık. Vogue’dan biliyorum; moda okumak isteyen ya da moda okuyan ama sonrasında ne yapmak istediğini bilmeyen o kadar çok kişi oluyor ki. Onlara kariyer planlama, hayatlarını yönlendirme gibi içeriklerle destek verebileceğimizi düşünüyoruz.

Hitap edeceğiniz kesim tüm sosyolojik kategorileri alt üst eden; toplumsal cinsiyetten geleneksel iletişim kodlarına kadar pek çok temayülü yerle bir eden bir kesim. Onları nasıl cezbedeceksiniz?

Samimiyetle. Artık gençleri asla kandıramıyorsunuz. “Mış gibi” yapmak olmuyor. Hepsi her şeyin farkında. Samimi ve açık davranmak gerekiyor. Ben her zaman şeffaflıktan yanayım. Benim ekibim de çok genç. Ben onlara çok şeffaf davranıyorum. Hiçbir şey saklamıyorum, her şeyi anlatıyorum. Çünkü öbür türlü olduğunda hemen komplo teorileri falan kurmaya başlıyorlar. Samimi olmak gerekiyor. İkincisi de deneyim çok önemli. Artık deneyimden çok fazla faydalanıyor gençler. Gerçekten kendi deneyimlerini, yaşadıklarını paylaştığın zaman çok etkili oluyor. Bir de kendileri deneyimlemek istiyorlar ayrı bir şekilde. Dünyaya ve markalara baktığımda da artık herkesin deneyim satmaya çalıştığını görüyorum. Projeler, marka içerikleri, her şey deneyim üzerine kurulu. Aynı zamanda dergiler proje koordinatörü olduğum için birlikte çalıştığımız markalara çok fazla proje üretiyoruz. Onlar da bize deneyim diye geliyorlar. Ben de zaten bu göreve ilk geldiğimde deneyim satacağız dedim. Çünkü artık bu satıyor. Gençlerin algıları da çok açık ve çok çabuk kapıyorlar. O yüzden diyorum ki samimiyet, açıklık ve şeffaflık çok önemli. Bu her zaman iş yapar diye düşünüyorum ben. Şu dönemde özellikle.

Miss Vogue, Vogue’un da bir rakibi olmayacak sanırım.

Vogue ve Miss Vogue kardeş dergiler ve bence birbirlerini tamamlayacaklar. Çünkü hedef kitleleri ve yaş grupları farklı. Vogue daha sofistike bir dergi günün sonunda; yazıları daha yoğun ve içerikli. İçinde çok güzel dosya konuları var. Sanat ve kültür var. Vogue çok daha sofistike; bu yüzden iki dergi çok net ayrışıyor. Miss Vogue daha tatlı, eğlenceli, tüketilmesi çok daha kolay. Bu dergiyi eline alsan bir saatte okursun. Vogue öyle değil; onu ay boyunca okuyabilirsin. Kitap gibi bir dergi. Bir de Vogue yerli ünlüye yer vermiyor kapaklarında. Biz mesela Dilan Çiçek’le çıktık bu sayımızda. Ama Vogue çıktığından beri, sekiz yıldır hep yabancı modellerle ilerliyor.

Dilan Çiçek demişken. Neydi kapak için onu seçmenizin nedeni?

Dilan çok uzun zamandır benim radarımdaydı. Konuşması, eğitimi, her anlamda dört dörtlük bir insan. Kendisini çok iyi yetiştirmiş. Henüz 24 yaşında ve kitabı var, hatta ikincisini yazıyor. Hem de çok hoş bir kız. Bodrum Masalı dizisi çok tuttu. Orada çok sevildi. Ayrıca, uluslararası bir görüntüsü var. Öyle olunca hadi Dilan’la yürüyelim dedik. O da çok heyecanlandı. Birlikte de çok güzel çalıştık.

Bu da bizi başka bir konuya getiriyor. Yeni nesil güzeller ve yakışıklılar kim olacaklar? Artık buradaki trend belirleme görevi Miss Vogue’da mı?

Aynen öyle. Ben ne hissediyorum biliyor musunuz? Yeni insanları keşfetmek istiyorum. Çünkü hep aynı insanlar etrafta. Hep aynı influencer’lar, aynı Instagramerlar… Farklı farklı insanlar ortalıkta olsun istiyoruz. Hep aynı insanları görmekten de sıkıldı insanlar. Aslında biz Miss Vogue olarak onu da yapmaya çalışacağız. Yeni insanlar keşfedeceğiz. O yüzden hedefim benim –inşallah becerebiliriz- yeni insanlar keşfetmek ve insanlara yeni yüzler göstermek.

Dijital gelirleriniz nasıl peki?

Biz çok fazla dijital proje üretiyoruz halihazırda. İçerideki proje ekiplerimizle videolu içerikler üretiyoruz. Markalar bizden proje istiyorlar; biz onlara fikir üretiyoruz ve onlara mini reklam filmleri çekiyoruz. Bu Miss Vogue’da da olacak. Biz, Miss Vogue’u yayınlamadan önce başladık dijital içeriklerimize ama insanlar dergi de çıkınca çok daha iyi algıladılar. Yani mutlaka basılı edisyonla desteklenmesi gerekiyor. Dergiyi de gördükten sonra bir anda sosyal medyada Miss Vogue patlaması yaşandı. Öyle olunca da markaların radarına giriyorsun. Şimdi de markalarla birlikte geçlere yönelik çok güzel şeyler yaparız diye düşünüyorum.

Peki, nasıl geri dönüşler aldınız markalardan?

Herkes çok mutlu. Çünkü bize gelen her marka gençleri hedeflediğini söylüyor. Sonuçta gençler aileyi de ikna ediyor. Baba ben bu arabayı istiyorum diyor, baba ben eve çıkmak istiyorum diyor. İzmir’den İstanbul’a okumaya geliyor, babası ona NEF’ten ev alıyor… Aslında aileleri gençler yönetiyor, karar mercii oluyorlar. İstediklerini aldırıyorlar ailelerine çünkü.

Condé Nast’ta başka atılımlar da oldu yıl içinde. Vogue Arabia da çıktı Gigi Hadid’li bir kapakla. Kimse dergi ölüyor demesin, değil mi?

Evet, demesin. Ben dergiciliğin öldüğüne inanmıyorum. Azimle hâlâ dergi çıkartmaya devam ediyorum. Dergiyi eline alma hissi bambaşka bir şey. İstediğin kadar dijitalize ol, tuvalette dergi okumak hala keyiflidir. Bir de artık insanlar gülmek istiyor. Okudukları şeylerle eğlenmek istiyor. Dram duymak istemiyorlar. Biz Miss Vogue’da gençler eğlensin istiyoruz. KOZA yarışması vardı geçtiğimiz dünlerde, genç moda tasarımcılarının yarıştığı. Ben de jürideydim. Gençlerin tasarladığı şeyler nasıl travmatik, gaz maskeleri falan. Bunu yapan daha 19 yaşında. Gençler o kadar etkilendiler ki bu olan biten şeylerden. Yaratıcı şeyler yapmak istiyorlar ama ister istemez tasarımlarına bu tip şeyler yansımaya başladı. Kreatif insanlar çok duygusal ve hassas insanlardır. Etraflarından beslenirler. İstiyoruz ki biz gençler mutlu olsun, bu ülkenin geleceği onların elinde. Miss Vogue’la da biz elimizden geldiğince eğlendirip, “başka dünyalar da var, açın zihninizi” demek için uğraşacağız.