Oyuncaklı zekânın gücü

Medina Turgul DDB Yönetim Kurulu İcra Başkanı Lawrence Du Pre: "Gamification'ın her sektördeki pazarlamacıya sağlayacağı ticari faydalar var."

06.12.2012 - 12:40 | MediaCat

lawrence du pre oyuncaklı zekanın gücü
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Bu ay başında Digital Marketing Communications’ta ‘gamification’ üzerine eğitim verecek olan Medina Turgul DDB Yönetim Kurulu İcra Başkanı Lawrence Du Pre, oyun zihniyetinin hâkim olacağı yakın gelecekte, internet sitelerinin evrileceğini söylüyor. Du Pre’ye göre, oyun zihniyeti hakim olursa, bir sürü websitesi, “burayı daha eğlenceli hale nasıl getirebilirim” mantığıyla bambaşka bir yere gidecek. Itır Yıldız’ın MediaCat Aralık sayısı için Lawrence Du Pre ile yaptığı röportajın tamamını aşağıda bulabilirsiniz.

Önce biraz gamification’dan bahsedelim…

Hayatımız mobil cihazlarla, internetle değişince insanları harekete geçirmek veya ilgi çekmek için faydalandığımız, içimizdeki doğal halimizi, çocuk halimizi çağrıştıran bir şeyden bahsediyoruz. Karşımdaki adamı etkilemek için 20 bin kelimelik yazı yazabilirim ama ben onu oyun haline getirirsem ona daha cazip gelecek bir şey yapmış olurum. Kendi kendine yaptığın bir spor, bir cihazla bir software ile esasında biraz oyun haline geliyor. “Acaba arkadaşım ne kadar hızlı koşuyor, aynı yerden mi gidelim, kim önce varacak?” dediğin anda hem oyun haline getirmiş hem sosyalleşmiş oluyorsun. Instagram da bir anlamda oyun, resim çekiyorsun, arkadaşlarınla paylaşıyorsun. Bu nedenle daha cazip hale geliyor insanlar için: Galeriler koymak, fotoğrafların beğenilmesi, paylaşılması… Okulda çocukken yaptığımızın geniş bir alan içinde dijitalleştirilmesi.

Gamification offline’da da uygulanabilir mi? Var mı örnekleri?

Flashmob kültürü, kesinlikle offline gamification’a örnek bence. İnsanların bir araya gelerek şarkı söylemesi, o anın ortak yaşanması bir oyun, başka bir şey değil. Konuyu bilmeyen, anlamayan insanlar için şaka. İçerideki, bilen insanlar için ise bir hissi var. Bir mesaj geliyor, tweet geliyor “şurada ol” diye ve sen böylece bir oyunun içine giriyorsun, tamamlamak için dans ediyorsun, şarkı söylüyorsun. Durum ne gerektiriyorsa onu yapıyorsun. Bir anlamda sirk elementleri büyük şehirlere geri döndü. Cirque du Soleil’in başarısını düşünün…  Artık bunun sadece çocuklar için olmadığını kabul ediyoruz, 30 sene önce bunu kabul etmek daha zordu. Belki bu gaming yüzünden şimdi daha kolay kabul ediyoruz. “Yaşın kaç olursa olsun oynayabilirsin”, kendimize döndük bir taraftan.

Gamification’ın dijital formdaki geleceği nasıl olacak?

Oyun endüstrisi, çok büyük ve gelişmiş farklı platformlardan oluşuyor. Video oyunlarının yüzde 90’ı gişe filmlerinden daha iyi gişe açılışı yapıyor! ABD’deki evlerin yüzde 72’sinde video oyun oynanıyor ve oynandığı süre esas alındığında televizyon izleme süresinden pek bir farkı olmadığı gözlemleniyor. Bu alışkanlık büyüdükçe ve konsolla yetişen nesil de erişkinliğe ulaşınca elimizden düşürmediğimiz telefonlarımızda hep oyunların yüklü olması ve bunun temel bir aktivite halini alması hiç de şaşırtıcı olmayacak. Hepimiz, her yaşta eğlenmeye ve ‘oynamaya’ bakıyoruz. Eğer bir süreç ‘oyuncaklı’, başka bir deyişle eğlenceli hale getirilecekse insanlar buna doğal bir şekilde kapılacak ve daha düz ve mantıklı seyreden süreçlere tercih edeceklerdir. Şayet gamification zekâsındaki gücü fark edersek, bunun online mı yoksa offline mı yapıldığının pek önemi kalmıyor. Gamification zekâsının her sektördeki pazarlamacıya sağlayacağı ticari faydaları var. Oyun zihniyeti hâkim olursa, bir sürü internet sitesi, ‘burayı daha eğlenceli hale nasıl getirebilirim’ mantığıyla bambaşka bir yere gidecek gibi görünüyor.

Sizce yakın gelecekte, dijitalde yıldızı parlayacak ve gözden düşecek mecralar hangileri?

Google ağları yıldızı parlayacak mecraların başında geliyor. İnsanların kendi küçük topluluklarını, arkadaş gruplarını oluşturup, onlarla ortak ilgilerini paylaşmaya olanak tanıyan birçok sosyal platform olacak. Şu an Facebook, çok fazla genişleyip, bir ‘yığın’ tanıdıkla yakın arkadaşların ve ailelerin birbirine karıştığı bir platform olması özelliğiyle, siteye özellikle ilk yıllarından beri üye olanlara ciddi bir sıkıntı yaşatıyor. Birbirleriyle yüzyüze de görüşen ya da görüşmek isteyen insanları ‘birbirine bağlamak’; esas para kazandıracak olan budur. Daha önce bazı örneklerini görmüştük zaten ama ‘sosyal platformları’ sosyal gerçekliğe (gerçek buluşmalara) çevirmek büyük bir fırsat alanı yaratır, ki şimdiye kadar bir tek online arkadaşlık siteleri bunu gerçekten yaptı. İnsanları, ortak ilgi ve tutkularda buluşturacak, yüz yüze etkinlikler düzenleyen platformlar düşünsenize…

Facebook’un tamamen silinip gideceğini düşünmesem de mobil gelişmelere daha hızlı ayak uydurması gerektiği kanaatindeyim. Yine de Facebook’un evrilip, her gün kullandığımız bir hizmet olma özelliğini sürdüreceğini düşünüyorum. Sadece şu soru henüz sırrını koruyor: Facebook, başında daha az vakit geçirdiğimiz bir hizmete mi dönüşecek yoksa zirvedeki yerini koruyacak mı? Mobil uygulamalara ve 24 saatlik ekran kültürüne ayak uyduramamış şirketler ise hayatımızdan çıkacak.

Herkesin kişisel bilgilerinin toplanıp, her bir kullanıcının eğlence, ilgi alanları, alışveriş alışkanlıklarındaki zevkine yönelik nokta atışı yapacak iyi niyetli işlemlerden geçirildiği, tamamen güvenli alanların sunulduğu yeni dijital platformlar ortaya çıkacak. Veri iyi kullanıldığında insanlar bunu sevecektir. Aradığınız şey istediğiniz zaman, istediğiniz yere ulaştırılıyorsa işte o zaman hizmetten bahsedebiliriz. Bize ait verilerin bize hizmet etmek için çalışması ise yakın gelecekteki esas devrim olacak.

Peki 2013’te dijital alanda başka ne gibi değişiklikler öngörüyorsunuz?

Mobil cihazlarla birlikte ekranlar ufaldı ve bu da arayüz tasarım sanatının ve biliminin kendisini yenilemesini gerektirdi. 2013 işte bu yeni yaklaşımın taşma noktası olacak. Windows 8 önümüzdeki birkaç yıl içinde tüm telefonların ‘akıllı telefon’ olması yolunda atılan başka bir adım. Her şeyi dijital olan arayüzler daha sezgisel, basit, ‘dokun ve hisset’ türü deneyimlere dönüşecek. Mobil için yapılan tasarımlar internet sitelerini de değiştirecek ve bu sitelerin de tıpkı bugünün mobil uygulamalı ekranları gibi görüneceğini ve bir noktaya kadar onlar gibi çalışacağını göreceğiz. (Yüzlerce butonu, linki, görseli olan web sayfalarına son vereceğiz.)

Facebook-twitter dışında dijital mecralar ne tür fırsatlar sağlayacak?

Sosyal ağlardaki filtreleme ve kişiselleştirme özellikleri tam kapasite çalışmıyor. Stumbleupon.com’un kitle kaynaklı çalışmaya olanak verdiğini düşünün. Henüz bunun için katetmemiz gereken daha çok yol olsa da hızlı gidiyoruz. Uygulamalar halen emekleyerek gelişme kaydediyor; henüz sonunu görmüş değiliz. Aklınıza gelebilecek hemen hemen bütün hizmetler uygulamalara dönüştürülecek. Ve tabii gitgide cüzdan yerini alan mobil cihazlarla birlikte işin ticari potansiyeli de olduğu da hayli açık. Bunun dışında, Türkiye’de e-ticarette kuponların zamanı da geldi, hızla büyüyor. Dipnot olarak da şunu söyleyebilirim; eğer 2011 ve 2012’nin Türkiye’de “twitter devri” olduğunu düşünürsek, hem Instagram’ın hem Pinterest’in kendi farklı alanlarını geliştireceklerini ve daha değerli mecralar haline geleceklerini ifade edebiliriz.

Son olarak, İsveçli dijital ajans Honesty’nin CEO’su Walter Naeslund geçen ay, ajanstaki unvanları kaldırdıklarını açıklamıştı. Böylece ajansta çalışan herkesin yapılan işten kendini sorumlu hissedeceğini söylemişti. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu yaklaşıma katılıyor musunuz?

Fikir, felsefe olarak güzel bir taraftan; öte yandan çok boş bir laf. Herkeste yaratıcılık var ama herkes bir marka fikrini güçlü bir şekilde, tüketicinin damarına dokunarak yazar mı? Yazamaz. Bu kural her zaman vardı, her zaman olacak. Bizim işimiz biraz bu ikisini harmanlamak. İşinde tecrübeli insanları, katkı yapacak isimlerle harmanlıyoruz. Hem teknik açıdan doğru, dayanıklı işler oluyor hem de fikirler taze oluyor, yenileniyorsun. Bu da çok kritik bizim sektör için. Ön planda yine güçlü fikirler olacak. O fikir hangi kanaldan, en etkileyici bir şekilde nasıl yayınlanabilir, yaratıcı ekibin düşünmesi gerekir. İş ‘mecra planlamaya’ geliyor. Bu noktada herkes uzman olmayacak. Endüstriyel ekonomide herkesin her şeyi bilmesi gerekli değil, mantıklı değil, verimli değil.