Övündüklerimiz ve övünemediklerimiz

Pencere önünden kütüphaneler yaratamaz mıyız?
11.11.2014 - 17:22
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Övünüyoruz. Dijital bir toplum olduk. Peki, diijital dünyada neler yapıyoruz? 30 milyonun üzerinde kullanıcı Facebook’ta. 10 milyondan fazlası Twitter’da. Oyun portalları milyonları taşıyor her gün. Yani dijital dünyada, pencere önünde oyun oynayıp, dedikodu yapıyoruz.

Haber portallarımızın tekil ziyaretçi rakamları dünya çapında. Peki, resim galerilerini çıkardığımızda geriye ne kalıyor? Oyun portallarında ne kadar vakit geçiriyoruz? Bunları görsek de, genelinde görmezden de geliyoruz.

“Pop web” keyifli bir şey. Kimse inkar etmiyor. Tüketimin hatırı sayılır kısmı dünyada da buradan geliyor. Ama bununla beraber biraz da olsa kişisel / toplumsal gelişime vakit ayırabiliyor muyuz?

Nüzhet Algüneş: Övündüklerimiz ve övünemediklerimiz

Amerika’dan eski bir haber geliyor insanın aklına. Web üzerinde geçirilen zamana ve kullanıma baktıklarında, eğitim seviyesinin nispeten düşük olduğu güney ve iç kesimlerde kişi başı data tüketiminin daha gelişmiş alanlara göre hızla yükseldiğini görüyorlar.

Şaşırıyorlar ilk etapta. Sorular ardı ardına geliyor. En naif ve idealist olanı da şu: Acaba web kullanımı ülke üzerindeki eğitim dengesizliğine bir çare olabilir mi? Web yoluyla, hayal edildiği gibi, ülkenin en ücra köşelerine taşınan bilgi sindirilmeye mi başlıyor?

Cevap kısa bir analizle beliriveriyor ekranlarda. Web kullanımın ağırlığının online oyunlar ve sosyal medya üzerinden geldiği göze çarpıyor. Web, ağırlıkla yeni devrin “eğlence” aracı olmaktan öteye gitmiyor.

İstanbul’da bir e-kitap okuyucu kampanyası ve e-kitap portalının açıkhava reklamlarını gördüğümde aklıma bu küçük haber geliyor. Sorular beliriyor aklımda.

Zaten okumaya pek de meyilli olmayan bizler, enformasyon çağının getirdiklerini bir fırsata çevirebilir miyiz?

Acaba bugün, e-kitap konusunun düğmesine süratle basıp, yaygınlaşmasını sağlamak mümkün mü?

Enformasyon çağı, “okumayan bizler” için bir fırsat mı?

Pencere önünden kütüphaneler yaratamaz mıyız?

Tencere tava hediye etmekten öteye gidemeyen pek çok marka ile işbirliği yapılarak markaların tüketicilerine e-kitaplar hediye edilebilir mi? GSM operatörlerinin gençlik kulüpleri 10 milyonlarca gence “sabit 4-5 yerli rock star”ın konserini hediye edeceğine tarifelerine bir e-kitap okuyucusu eklese ve sadakat programı olarak her ay e-kitap hediye etse, bu gerçek anlamda bir sosyal sorumluluk kampanyası olmaz mı?

Nüzhet Algüneş: Övündüklerimiz ve övünemediklerimiz

O yaştaki bir gencin Dostoyevski’leri yutmak istemeyeceği açık. Ama pop kitaplarla da başlansa, okuma alışkanlığını geliştirmek ve desteklemek adına bir başlangıç olmaz mıydı? Dünyadaki pek çok kitabın Türkçe’ye kazandırılması ve kitleselleştirilmesi için kaynakları zengin ve ulaşmak istedikleri konumlandırmaları örtüşen GSM operatörleri ve bankalar öncülük yapamaz mı? Harry Potter, Açlık Oyunları ve hatta pop “kitle” kitapların yaratacağı kitlesel dalgaların üzerine binmek ve bunların peşi sıra geçmişin ve günümüzün Türk edebiyatçılarını da bu kitlelerle tanıştırmak akıllıca olabilir mi?

Teknoloji bu kadar gelişmişken, kitaba ulaşamayan gençler için kütüphaneleri yapmak mı daha anlamlı, yoksa teknolojiyi kullanarak yeni yollar yaratmak mı? En popüler ‘basılı kitap’ ne kadar satıyor? 50 bin? 100 bin? 200 bin?

Marka işbirliklerinin desteğiyle 2-3 milyon hayal mi?

Teknoloji, toplumda gözle görülür ve hissedilir bir hareketlenme yaratabilir mi? Enformasyon çağında daha fazla okuyan, düşünen ve derinleşen bir toplum hayal mi?

Konuyu biraz radarımıza alsak, pencere önünden kütüphaneler yaratamaz mıyız?