“Otomotiv dünyasını teknolojiden kopuk düşünmek imkânsız”

Toyota Türkiye CEO'su Ali Haydar Bozkurt'la teknolojinin sektör üzerindeki etkileri ve lüks segment hamlelerini konuştuk.

07.04.2017 - 16:55 | Haluk Kasarcı

"Otomotiv dünyasını teknolojiden kopuk düşünmek imkânsız"
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Toyota’nın Türkiye’deki fabrikasında üretip dünyaya ihraç ettiği yeni modeli C-HR, marka adına birçok anlamlı hikâyeyi tek vücutta topluyor. CEO Ali Haydar Bozkurt’la C-HR’ı özel kılan tüm nedenlerin yanı sıra diğer segmentlerdeki ürünlerini ve hedeflerini konuştuk.

Sektör adına nasıl geçecek dersiniz 2017?

2017’ye girerken yapılan tahminlerde yüzde 10-15 bandında bir daralma olacağı öngörülüyordu. Nitekim Şubat ayında -binek araç pazarında- yüzde 14’lük bir daralma oldu. Bu oran toplam pazar için yüzde 11 küsur civarındaydı. Bu da bize tahminlerimizin aşağı yukarı doğru yönde olduğunu gösterdi. Ancak şöyle bir durum var ki, 2016 satış konusunda tarihi bir rekorun kırıldığı bir yıldı. Normal seyreden bir dönemde yüzde 10-15 daralma gerçekten önemli ama bahsettiğim gibi rekor düzeyde bir satıştan geri gelinecekse ve bu duruma hazırlıklıysanız -ki firmalar bu durumu bekliyordu aşağı yukarı- doğru yönetebilme şansınız var elbette. Doğru yönetmekten kastım da şu: doğru siparişi vermek. Bizde emtianın kendisi çok pahalı olduğu için ciddi bir finans yükü getiriyor. Stok ve satış turnover’ını doğru yönetmeniz gerekiyor. Aşırı stoklarla uzun süre baş başa kalmayacağınız bir ortam yaratabiliyorsanız işi doğru yönetmiş oluyorsunuz. Bunu başaran firmalar bu yıl içerisinde biraz satış kaybı yaşayarak yılı tamamlarlar diye öngörüyorum.
Beklentim değişmedi, hâlâ yüzde 10-15 bandında yani. Şubat’ta ilk etkilerini gördük zaten. Bundan sonraki aylarda da değişen oranlarda düşüşler olabilir. Bu durumun ÖTV ve kurların hareketleriyle bağlantılı olduğunu tabii ki tahmin edebilirsiniz.

ÖTV’nin ilk baştaki etkisi ortalama yüzde 3,5’larda görünüyordu. Bu, yönetilebilir bir etkiydi araç fiyatlarında tabii kurlar aynı kalsaydı. Ancak öyle olmadı. Aldığınız araçta yüzde 3,5 civarında fiyat artışı olduğunda bu durum satınalma alışkanlığını ilk bir ay etkiliyor. Bir ay sonra bu duruma uyum sağlanıyor. Ama bunun üzerine çok ciddi bir kur artışı binince sıkıntı yaşanmaya başladı.

Şu ana kadar Ocak ayında fena gitmedi pazar. 2016’dan kalan eski kurlarla stoklara girmiş olmaları itibarıyla avantajlı fiyatı olan araçların satışı yapıldığı için. Şubat ayında gerçek dünyaya adım atmaya başladık.

Peki, referandumun otomotiv sektörünü etkilediğini söylemek mümkün mü?

"Otomotiv dünyasını teknolojiden kopuk düşünmek imkânsız"Referandum öncesi bir bekleme hali söz konusu. İnsanların “Ne olacak, bir bakalım” diyerek beklediklerini görüyoruz. Hep söylediğim bir şey var: Beklemenin olumlu ya da olumsuz çok da bir etkisi olmuyor hayatımıza. Büyük bir çoğunluk hâlâ normal hayatını devam ettiriyor. Bu yüzden düşüş yüzde 10-15 seviyesinde yaşanıyor zaten, yoksa herkes beklemede kalsa ekonominin durması söz konusu olurdu. Beklemeyle elde edilmiş bir avantaj görmedik geçmişten bugüne.

Bu sene, kurlar şimdiki pozisyonlarını korurlarsa elbette, yüzde 10-15 daralma beklentisini koruruz. Daha olumsuz bir kur pozisyonunu hayal etmek istemiyorum. Daralmanın daha da yüksek oranlarda yaşanması için çok daha kötü bir gelişme olması gerekiyor. Bahsettiğim beklenti de, bundan daha kötü bir gelişme olmayacağı varsayımına dayanıyor.

Geçtiğimiz yıl pick-up segmentinde yoğun efor sarf ettiğinizi gördük Hilux’la. Segment özelindeki hedeflerinizi paylaşır mısınız bizimle?

Pick-up pazarı bizim için çok önemli, geçmişte de çok güçlü olduğumuz bir alan. Bir iki yıl kadar o eski pozisyonumuzu çok koruyamamıştık çünkü ürünümüzün yüzü eskidiği gibi rakiplerimiz de yenilenmişti. Biz de yeni Hilux’ın gelmesini bekliyorduk. Nihayetinde de öyle bir geldi ki maşallah, her alanda, her kalemde rakiplerinin çok üzerinde bir ürün olarak doğdu.

SUV araç konforuna sahip, dayanıklı, arazi şartlarındaki performansı… Tüm bu kalemleri değerlendirdiğinizde en yakın rakibine açık ara fark atan bir ürün oldu. Pazarlamanın 4 P’sinden ilki ürün malum. Ürününüz iyiyse, yola sırtınız çok daha sağlam çıkıyorsunuz. Hilux bu anlamda bizim beklediğimiz başarıyı elde etti. Biz “Bu ürün piyasayı alt üst eder, kesinlikle segment lideri olur” diyorduk. Segmentte yüzde 29 pay aldık.

Fiyatı ne derece etkili oldu dersiniz bu durumda?

Hilux’ın rekabetçi bir fiyatı olduğu doğru ama korkunç ucuz olduğu için bu satışları yapmadı tabii ki. Doğru ürüne doğru fiyatla geldi bu başarı. Aracın kullanım alanlarına baktığınızda sağlamlığın ön planda olduğunu görürsünüz. Hilux öyle bir araç ki yerin 800 metre altındaki bir madende de kullansanız hiçbir şekilde sizi yolda bırakmıyor.

Bahsettiğim SUV konforu Hilux’ın ticari kullanımının yanında daha özel, şehir içi kullanımını da beraberinde getirdi. Düşünsenize 4 çeker başka bir araç alacak olsanız, Hilux’ın üç katı bir meblağı gözden çıkarmanız gerekiyor. İnsanlar şehir yaşantısının içine de Hilux’ı, özellikle Hi-Cruiser modelini- oturttular. Bu da bize segmentteki geçen yılki şampiyonluğu getirdi. En yakın rakibimizden 2 bin fazla araç satmışız. Hilux’ın segmentinde şampiyonluğu bırakmayacağına inanıyoruz.

C-HR ile SUV sınıfında yıla hareketli bir giriş yaptınız. Oradaki beklentileriniz ve C-HR’ın tasarımı itibarıyla son derece modern oluşu ile markanın vizyonu arasındaki ilişkiye dair neler söylersiniz?

C-HR uzun süredir heyecanla beklediğimiz bir markaydı çünkü onu “Toyota’nın değişen yüzü” olarak görüyoruz. Toyota’nın yıllarca taşıdığı “Çok sağlam, sorunsuz ve konforlu araç” algısının yanında artık tasarımıyla da heyecan uyandıran bir marka haline gelmesini istiyoruz. Bu vizyonu edindikten sonra aldığımız yolda ürettiğimiz ilk araba C-HR oldu zaten.

"Otomotiv dünyasını teknolojiden kopuk düşünmek imkânsız"

Önceki hiçbir Toyota’ya benzemeyen ilk Toyota…

Aynen öyle, çok doğru tarif! Aracın baş mühendisi olan Japon mühendis aracı bize ilk gösterdiklerinde şöyle dedi: “Öyle bir otomobil yapmak istedim ki, dururken de gidiyormuş gibi görünsün.” C-HR’a bakın, hakikaten öyle dinamik olduğunu görebilirsiniz.

Toyota’nın değişen yüzü olmasının yanında birçok anlam daha yüklü C-HR’a. Bir defa bu segment çok gelişiyor dünyada. Giderek daha da moda oluyor. C SUV dediğimiz, C segmentinde bir SUV. Alıştığımız SUV’nin bir tık altında, crossover’la SUV arası bir segment. Aracımız ismini de Coupé High Rider’ın baş harflerinden alıyor zaten. Bu segmentte mutlaka olmamız gerekiyordu.

Bir başka önemi Türkiye’de üretilmesi. Bir diğeri aynı anda hibrit versiyonuyla pazara sunulması. Bir diğeri hibrit versiyonun da Türkiye’de üretilmesi ve Türkiye’de üretilen ilk hibrit olması çok önemli. Bir de tabii C-HR’ın Corolla’dan sonraki ikinci “en çok satan” aracımız olmasını hayal ediyoruz ki bu da çok mühim bir nokta. İlk reaksiyonlar da böyle olacağını gösteriyor. Say say bitmiyor görüyorsunuz.

İşin satış tarafından çok, Türkiye’de üretilip 90 küsur ülkeye ihraç edilmesi sebebiyle de ekonomimize korkunç bir katkı yapıyor C-HR. Bu durum C-HR’a özel bir regülasyon değişikliğine de sebep oldu. Devlet teşviki çıktı C-HR için, bugün aracımızın yüzde 100 olması gereken ÖTV’si yüzde 50 olarak alınıyor. Bu da devletimizin, çevreci ve farklı bir teknolojiye sahip olan bu ürünümüze destek verdiğini gösteriyor. Bu nedenle C-HR’ın hibriti çok ilgi görüyor. İnsanlar artık rakip modellerdeki dizel alternatifler yerine neredeyse aynı fiyata hatta belki de daha düşük fiyata -vergi teşvikinden faydalanarak- gelip C-HR’ın hibrit versiyonunu satın alıyorlar.

Tüm bunları alt alta koyduğunuzda bırakın hikâyesi olan bir modeli, bir başyapıt buluyorsunuz karşınızda. C-HR Toyota için tam olarak böyle, bir başyapıt.

Uzun süre konuşulan ve nihayet gerçekleşen bir başka hamle de Lexus’tu sizin adınıza. Lüks segmentte ne durumdasınız Lexus’la?

Geçen yıl Mart ayında düğmeye basıp ilk showroom’unu açtığımız bir markadan bahsediyoruz. Tabii showroom’un açılışına gelinceye kadar geçen 1-1,5 sene ön hazırlığımız oldu çünkü “Showroom açtık, satış yapıyoruz” demek işin kolay tarafı. Biz bunları yapmadan önce Türkiye’deki bütün bayiliklerimizde Lexus servis noktalarını hazırladık. Segmentinde bu kadar çok servis noktası olan Türkiye’de tek markayız. Rakiplerimizle en büyük farkımız bu. Van’a da gitseniz, Edirne’ye de gitseniz Lexus servisi bulabilirsiniz. Bu ön hazırlıkların tamamlanması biraz zaman aldı tabii ki.
Hedeflerimizin neresindeyiz derseniz… Açıkçası satışla ilgili bir hedefimiz yok. Şu anda, ilk üç yıl, marka tanıtım hedefimiz var. Odaklandığımız soru şu: “Ne kadar çok test sürüşü yaptırmışız?” Sağlıklı, kaliteli test sürüşünden bahsediyorum. 15 dakika kullanmaktan değil, mümkünse birkaç günlük sürüşlerden bahsediyorum. Şu anda bunlara odaklanmış durumdayız.

Lansmanı yapılmadan önce nasıl bir bilinirliği vardı peki?

Lexus’u tanıyan bir kesim vardı tabii ama çok yolumuz var hâlâ. Otomotivle ilgili olan veya bir dönem Amerika’da yaşamış hatta bir kez olsun oraya gitmiş olan insanlar bile Lexus’u fark etmiş durumda. Oralarda “Lexus kullanmak” olarak bilinen bir ayrıcalık var.Sınırlı da olsa bir bilinirlik vardı diyebiliriz. O yüzden bizim Lexus’u anlatmak konusunda kat edeceğimiz çok yol var.

"Otomotiv dünyasını teknolojiden kopuk düşünmek imkânsız"Aracı tanıtmak, bilinirlikten başka bir şey. İnsanların gerçekten bu aracı kullanmalarını sağlamaktan bahsediyorum. Bir alışveriş merkezinde gelen müşterilere aracı anlatmak da bir tanıtımdır ama bizim kast ettiğimiz o değil. Lexus deneyimini yaşatmak istiyoruz biz. Olabildiğince çok sayıda test sürüşü yapılmasını sağlamak için çalışıyoruz. Bunu yapıyoruz çünkü Lexus, test edenlerin aklını çok kolay çelen bir otomobil. Geçmişte de yeni girdiği tüm ülkelerde, muadili markaların domine ettiği pazarlarda dahi, test edenlerin sayısı arttıkça lüks segmentin şampiyonu olmuş bir otomobilden bahsediyoruz.

Türkiye’de de orta vadede beklentimiz satış adetlerini yükseltmek ancak birincil hedefimiz, mümkün olduğunca çok kişiye Lexus deneyimini yaşatmak. Biz bir ürün satmıyoruz, Lexus bir yaşam biçimi. Bir İngiliz atasözü var, çok severim: Zenginlik bağırır, servet fısıldar. Lexus da hep fısıldar. Bu yüzden de o müşteri kitlesini yakalamaya aday.

Konsept araçların (ya da onlardaki teknolojik unsurların) otomobil fuarlarından sokaklara taşınması için geçen süre oldukça kısaldı. Otomotiv sektörünün teknolojiyle olan yakın ilişkisi Toyota ve sektör özelinde neler vaat ediyor sizce?

Lexus bu yıl piyasaya sunacağı LC 500 ile tam da bu hikâyeyle örtüşüyor. LC 500 aslında bir konsept araç. Ki, konsept araç şu demektir aslında: Ben bu arabayı üretmeyeceğim ama benim markamın önümüzdeki 5-10 yıl içinde gideceği yön budur. LC 500’ün konsepti üretilip sergilendiğinde Akiyo Toyota aynen şöyle söylüyor: “Ben, bu arabanın aynısını istiyorum.” Ve bu yıl gerçekten satışa sunuyoruz.

Böyle radikal kararlar almak önemli ama teknoloji de burada çok yardımcı oluyor bize. İnsanların satınalma alışkanlıklarının da sektöre yön verdiği doğru. Eskiden ortalama sekiz yıl gibi bir sürede arabalar yenileniyordu. Bu süre 4-5 yıl önce beş yıla inmişti. Bugün daha da kısa. İnsanlar artık “Ben arabamı üç yılda bir değiştiririm” diyor. Bakın, göreceksiniz bu süre de kısalacak. Neredeyse yılda bir farklı bir araç kullanmak için insanlar satacak araçlarını. Teknoloji ilerledikçe, araç sahipliği kolaylaştıkça… Ben çocukken ortalama bir evle ortalama bir aracın fiyatı birbirine çok yakındı. Bizim babalarımız falan paraları olduğunda “Ya acaba ev mi alsam araba mı?” diye düşünürlerdi. Şu anda iki fiyatı kıyaslayamazsınız bile.
“Konsept araç” kavramı yaşayacak ve vizyonlarını anlatmaya devam edecek markalar elbette ama insanların alışkanlıkları ve teknolojideki gelişmelerle bu araçları hayata geçirme süresi sürekli kısalacak.

Bundan 20 yıl önce otomobiller dört tekeri bir karbüratörü olan, çok daha basit ürünlerdi. Bugün her bir otomobilde 200-300 sensör-yazılım aynı anda çalışıyor. Otomotiv dünyasının teknolojiden kopuk olma ihtimali kesinlikle yok.