“Önemli olan doğru tahmini doğru anlatmak”

CNN Türk Hava Durumu Editörü Bünyamin Sürmeli Temmuz sayımızda...

13.07.2015 - 10:12 | Tuğba Dülger Özöğretmen

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Bir hava durumu editörü ve sunucusu olarak “celebrity” muamelesi görüyorsunuz. Bu şöhreti neye bağlıyorsunuz?
Çocukluğumdan beri bir şeyler anlatmayı çok severim. Sanıyorum ki bu doğal anlatım merakımı o dönemlerden taşıdım buraya. Televizyon öncesinde radyo dönemim de vardı. O da bana ufak bir tecrübe kazandırdı. Tabii şunu da göz ardı etmemek lazım; benim işe başladığım dönemde haber kanallarında bir patlama oldu, insanlar magazin ve bilgi edinmeyi birbirinden ayırır hale geldiler. Belki kaba bir tabir olacak ama dekolteli kadın görmek için hava durumu takip etme gibi bir ihtiyaçları kalmadı. Haber kanallarının çıkışıyla kaynaklar daha iyi ayrılmaya başladı. İnsanlar hava durumu bilgilerini hayatlarına alabilir hale geldiler. Bu tutarlı bilgi dağarcığı bir ihtiyaç haline getirdi hava durumunu. Tüm bunların dışında da ekran önünde olduğum gibi olmam diyebilirim. Belki bu, izleyiciyle aramda bir ilişki kurmamı sağlamış olabilir.

Twitter’da çok aktifsiniz. “Perşembe bahçede fasıl var, hava nasıl olacak?” gibi sorulara bile detaylı yanıtlar veriyorsunuz…
İnsanlar iletişim kurarken yüzlerini görmedikleri insanlarla daha rahat konuşabiliyorlar. Bu samimiyet, “Biraz spor yapsan iyi olacak, kilo almışsın”lara kadar varabiliyor. Giydiğim gömleğin markasını soranlar, tahminin tutmamasına kızanlar, izlediği belgeselle alakalı yorum yapanlar… Soruların birçoğuna cevap vermemin nedeni şu; aslında o bir kişinin sorduğu sorunun cevabını bekleyen birçok kişi var. Onlar da o bilgiyi alsınlar istiyorum.

Son yıllarda bir kesim, hava durumu tahminlerine güvenini yitirmiş durumda. Siz ise bu güveni sağlam tesis etmiş birisiniz. Bu süreçte ekran yüzü seçimi ne derece önemli?
Anlatım ve iletişim ne kadar iyi olsa da, önemli olan verdiğiniz bilgidir. Doğru bilgiyi kestiğiniz anda, sizin güllü dallı anlatım şekilleriniz bir şey ifade etmez. Ben kendimi hem sunucu hem meteorolog olarak görüyorum. Ekran önünde de, bilginin kaynağında da ben varım.

1-1,5 yıl olmuştu ekran önüne geçeli. Rahmetli Mehmet Ali Birand benim için çok kıymetli bir şey söylemişti. “Bünyamin geçenlerde Adana’da sel olacak demişsin. Olmuş da… Ama senin orada yapman gereken, ‘Bakın Akdeniz’in doğusunda sel olacak. Sel olursa insanlarınız ölebilir, evlerinizi su basabilir, hayvanlarınız telef olabilir, şu kadar zarara uğrarsınız’ demekti. Orada insanların yaşayacağı bu hadiseyi onlara anlat. Çünkü dikkati, onun yaşayacağı şeye çekmezsen, adam şöyle der; sel olacakmış, eee n’apayım? Bana yağmıyor ki, ortalığa yağıyor.” Yani önemli olan doğru tahmini doğru şekilde anlatmak.

Çok geniş bir coğrafyada “serüven belgesel” adını verdiğiniz programlar yapıyorsunuz. Sizi en çok etkileyen kareler nelerdi?
Alaska muhteşem bir yerdi. Kafanızı nereye çevirseniz çevirin harika bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Onun dışında beni en çok etkileyen yer Kenya’da Nairobi’deki teneke evlerdi. Biz oraya Nairobi emniyetinden, mahallenin korumalarıyla girdik. Yani mahallenin çocukları bize refakat ettiler. Yoksa o teneke evlerde çekim yapmanız mümkün değil. Nairobi’de o teneke evlerde 800 binden fazla insan yaşıyor. Teneke ev dediğim de, tahta ayakların üzerine, peynir tenekesi gibi tenekeleri çakıp koydukları evler.

Kaç kişilik bir ekiple gidiyorsunuz?
3-4   kişi. İki kameraman, içeriğe destek olan bir arkadaşımız ve asistanımız.

Küresel ısınma meselesi sokaktaki adamın kulağına gidene kadar ne derece dezenformansyona/tahribata uğruyor dersiniz? Medya üzerine düşeni yapıyor mu?

Çevre konusu çok kullanılıyor. Birçok insanın duyarlı olduğu, ciddi bütçelerin döndüğü ve insanların kullanmak istedikleri alanlar bunlar. İklimlerin değişmesi, bir bilgi olmayı bırakın, herkesin gözüyle gördüğü bir gerçeklik. Buradaki tahribatın büyük kısmı insanoğluna ait.

Üniversitedeyken iklim senaryoları olarak bahsettiğimiz şeyleri bugün film gibi yaşıyoruz. Ben bu meselenin sokaktaki adama gelene kadar, yeterince dikkate alındığını düşünmüyorum. Hem bizde duyarlılık noktasında hem de insanlara ulaştıktan sonra… Sanıyorum ki biz bu tip şeylere gözümüzle gördükten sonra inanıyoruz. Aşama aşama yağışları kaybediyoruz, kuraklık artıyor vs. Ama en nihayetinde hayatımıza çarpacak bir şey görmek istiyoruz. Geçen aylarda İstanbul’daki selde 30 kişi öldü. 30 kişinin bir selde ölmesi inanılmaz bir şey. Ama biz ne yapıyoruz, 20 milyon nüfuslu bir şehirde 20-30 kişi ölünce, ne kadar üzüldük deyip hemen arkamızı dönüyoruz. Meşhur bir Kızılderili ifadesi vardı, onu unutmamak lazım. Diyor ki; akan bütün nehirler durduğunda, bütün sular kirlendiğinde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Reklam teklifleri alıyor musunuz?
Evet. Televizyon reklamları, radyo reklamları oluyor. Tabii asıl “Bünyamin”e geliyorlar. O yüzden genellikle havayla bağlantılı konular oluyor. Teklifleri kanalımızla istişare ederek, yapmamız uygun olur mu olmaz mı diye bakıyoruz. Tabii süzgeçlerimiz var; insanları yanlış yönlendirmemesi gibi. Arada farklı disiplinlere girip çıkmak hoş oluyor.

Bir hava durumu aplikasyonunuz bile var. “Havayı Koklayan Adam” neredeyse kişisel bir marka olmuş durumda…
Havayı Koklayan Adam, benimle birlikte 97-98’den beri var. Geveze’yle birlikte çıkarttığımız bir isim bu. Benim yaptığım işin özünde doğa ve insan var. Kendimi, doğadan edindiğini kendi süzgecinden ve hocalarından edindiği bilgilerden geçirerek aktaran bir ara bağlantı gibi görüyorum. Yani biraz matematikçi biraz sosyalciyim ben. İnşallah ortaya iyi bir şey çıkıyordur.