Ofisinizde bir mirket mi dolaşıyor?

İşte geçirilen sürenin önemini yitirdiği, performansın bununla ölçülmediği bir çağa giriyoruz.
01.03.2013 - 10:13
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Bunu daha önce duymadığınızdan eminim. Ünlü ABD’li mimar Frank Lloyd Wright, Texas Buffalo’daki Larkin sabun fabrikası için 1902 yılında, bölmelere ayrılmış ilk açık ofis tasarımına imza attı.

Son yüzyıla baktığımızda, açık ofisler; düşük maliyetli, çalışanların işbirliği geliştirmesine daha uygun ve patronlar açısından çalışanların daha kolay denetlenebildiği ortamlar olmaları nedeniyle daha sık tercih edildiler.

Yine de gerçek olan şu ki açık ofis, patronlar tarafından çalışanlara nazaran daha çok sempatiyle karşılandı. Açık ofisin bir sürü bölmeyle ayrılan yapısı bile, dikkat eksikliğine yol açan gürültülü çalışma ortamına kesin bir çözüm sunamadı.

Umutsuzluğa kapılmaya gerek yok. Teknoloji ve genç iş gücü sayesinde, ofis ortamı yeniden şekilleniyor. Açık ofis günümüzde daha gerçek bir çözüme işaret ediyor.

YENİ MANTRA: İŞ GİTTİĞİN YER DEĞİL, YAPTIĞIN ŞEYDİR

Çalışma ortamının insan davranışı üzerindeki etkisine dair yeni yaklaşımlar gelişiyor. Bu da insanların çalışma biçimleri üzerinde önemli değişikliklere yol açıyor

Gazeteci Catherine Armitage ‘Çalışma masalarını ve ofisleri unutun’ diyor. Hollandalı danışmanlık firması Veldhoen+Company’nin öncülük ettiği yeni yaklaşıma göre, çalışanların fiziki bir ofise bağlı kalmadan, zaman ve mekân sınırlamasına maruz kalmadan çalışmaları mümkün.

Günümüzde, mobil teknolojiler sabit iş mekânlarını bir zorunluluk olmaktan çıkarıyor. Birçok araştırmaya göre, uzun süre boyunca oturarak çalışmak, çeşitli sağlık sorunlarına neden oluyor. 2000’lerin çalışanlarına baktığımızda ise, çoğunun geleneksel çalışma ortamlarından memnun olmadığı fark ediliyor.

Diyeceğim o ki; açık ofis modelini unutup, çalışmayı sabit mekândan bağımsız hale getirmenin tam zamanı.

Birçok dev, kurumsal firma, çalışma zamanı ve mekânı konusunda çalışanlarına karşı esnek bir tutum benimsiyor. Bu kurumlardaki çalışanlara, bir kafede, evlerinin salonunda ya da istedikleri başka mekanlarda işlerini yürütme serbestliği tanınıyor.

Batılı ülkelerde, iş-özel yaşam dengesini daha iyi kurabilmek adına, çalışanları işe geliş ve gidişleri üzerinden değil, iş performansı üzerinden değerlendiren bir anlayış gün geçtikçe yaygınlaşıyor.

Bununla birlikte, sadece e-mail yoluyla iletişim kurmak da belli sınırlamaları ortadan kaldırmıyor. Şirketler, sadece e-mail yoluyla değil, bilgi paylaşımı ve iletişimi kolaylaştıran diğer yolların da öneminin farkında. Kablosuz ağ teknolojisi, diz üstü bilgisayarlar ve çeşitli mobil cihazlar sayesinde, çalışanlar artık işlerini aksatmadan farklı mekânlarda çalışmayı tercih edebiliyor.

Mekân sınırlaması olmadan insanları bir araya getirmek ve sonuç almak daha çok önem kazanmış durumda. 25 dakika süren rutin toplantılar sonucunda bir ‘yapılacaklar listesi’ belirlemek yerine, etkili çalışma biçimlerine odaklanmanın şirketler için daha yararlı olacağını belirtiyor Armitage.

MALIYETİ AZALTMAK MÜMKÜN

Birçok araştırma, belli bir zamanda ofiste bulunmayan çalışan oranının yüzde 40 civarında olduğunu gösteriyor. Her bir çalışana ayrılan kişisel alanları yüzde 20- 40 oranlarında azaltıp yerine çalışanların ortak çalıştığı mekanları genişletmek bir çözüm gibi düşünülebilir. Elbette, yapılacak yeni mekan düzenlemesiyle, ortak alanlarda kullanılacak olan oturma takımı, kütüphane, kafe, interaktif çalışma ekipmanları gibi unsurlar maliyeti yükseltse de, şirketler açısından bu maliyeti telafi etmek zor değil.

Ofisinizde bir mirket mi dolaşıyor?Önemli başarılara imza atan şirketler başarılarını, çalışanını dinlemelerine ve onları şirket işleyişine, karar alma süreçlerine katabilmelerine borçlu. Avustralyalı hukuk şirketi Clayton Utz, çalışanlar için uygun bir çalışma ortamı tasarlayabilmek için dört yıl süren bir araştırma gerçekleştirdi. Çalışanlardan oluşan focus gruplar, şirketin 20 yıllık kurum kültürünü ve vizyonunu daha iyi tespit etmek ve buradan yola çıkarak uygun çalışma ortamının uygulanması için kolları sıvadı.

Araştırmanın yapıldığı döneme kadar, şirket çalışanları statülerine göre kendilerine tahsis edilen ayrı ofislerde çalışıyorlardı ve açık ofis ortamına yönelik herhangi bir talepleri yoktu. Fakat, çalışan mahremiyetine dokunmadan, çalışanlar arasındaki iletişim duygusunu güçlendirmek için, Avustralyalı şirket, camlı bölmeleri tercih etti. Yeni ofis planı sonucunda, camlarla birbirinden ayrılan ofisler, sekreterya desteğinin verildiği bölümün çevresinde konumlandırıldı. Camlı ofis, asansörler ve her katın görünebildiği bir avlunun da plana dahil edilmesi sonucu, çalışanların birbirleriyle kurdukları görsel temasın artması ve çalışanların ‘bir bütünün parçası gibi hissetmeleri planlandı.

ÇALIŞKANLAR DAHA ÜRETKEN HALE Mİ GELİYOR?

Mimarların da iddia ettiği gibi, çalışanların daha insani ve yaratıcılığı teşvik eden mekânlarda çalışmaları onları daha dikkatli ve verimli kılıyor. Mekânın davranış üzerindeki etkisini yok saymak artık imkânsız.

Sonuca baktığımızda üretkenlik, çalışanlarına karşı şirketlerin tutumu ve çalışanların ulaştığı zihinsel doyumla doğrudan alakalı.

Sizin de bu gerçeğin farkında olduğunuzdan eminim.