‘Nesnelerle bütünleşik bir halde olmak doğamızda var’

Howard Goldkrand ve Beth Coleman, x-reality ve sosyal makinelerden bahsetti.

15.11.2013 - 16:13 | Ozan Mert

'Nesnelerle bütünleşik bir halde olmak doğamızda var'
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

‘Hello Avatar: Rise of the Network Generation’ kitabının yazarı Beth Coleman Facebook, Twitter gibi platformlarda bizi takip edenler tarafından görülenin avatarlarımız olduğunu ve bu temsiliyetin gündelik yaşamda önemli olduğunu; ama x-reality kavramının özünün sanal alana girmekten ziyade onu günlük alana katabilmekte yattığını belirtti. Bunun olabilmesi için ise insan varoluşunun, tarihin bütün devirlerinde olduğu gibi, elektronik teknolojilerin hayatın olmazsa olmazı hale geldiği günümüzde de, makineler ve teknolojiler de dahil olmak üzere, nesnelerden bağımsız olarak ele alınamayacağının, nesnelerle birlikte bir network oluşturduğunun farkına varılması gerektiğini vurguladı. Bunun arkasında, insanın kendinin bilincine varırken kendisini, kendine mahsus bir bütünlüğü olan bir varlık olarak, çevresindeki kompozit gerçeklikten tecrit etme eğiliminin son derece sınırlayıcı bir durum olduğu fikri var. Goldkrand ve Coleman’a göre teknoloji bağlamında, insanların uzunca bir süredir unutmuş olduğu, ama artık kucaklaması gereken, bu ilişkiselliği sosyal makineler denilen ve insanlarla birlikte üretken sistemler oluşturan teknolojik yapılar tarafından temsil ediyor.

“C-3PO ve Kara Şimşek’ten sarılınca kola veren otomatlara…”

Sosyal makineler kavramının hayatımıza ilk olarak robot arkadaşlar ve konuşan otomobillerle insan-makine dostluğunun vurgulandığı Star Wars ve Kara Şimşek gibi yapımlarla girdiğini belirten Goldkrand, Kickstarter’ın destek verdiği inovatif projelerin yanısıra; Coca Cola’nın mutluluk temalı markalama stratejisi çerçevesinde yaptığı uygulamalardan biri olan, sarılınca kola veren otomatlar; Birleşik Arap Emirlikleri’nde uygulanmış olan, üzerindeki tuşa basıldığında pizza siparişini otomatik olarak restorana bildiren buzdolabı magneti; Domino’s’un insansız hava araçları kullanarak sipariş teslim etmesi gibi sektörel örnekler de verdi.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Halil Nalçaoğlu, sahneyi Goldkrand ve Coleman’a devretmeden önce yaptığı açılış konuşmasında, sanal alemin, kendisinden önce gelen ve gerçeğin temsili için oluşturulmuş bütün mecralardan daha fazla gerçeğin kendine yakınsadığını; fakat, bu konuda da önceki mecralardan daha ileri gitmiş olmasına rağmen, hala, bütün bu mecralar gibi, aynı zamanda bir teknoloji olduğu için, insanı, ifade etmek istediği kendi gerçekliğinden yabancılaştırdığını belirtmişti. Coleman ise, bunu kabul etmekle birlikte, sanal alemin bağlı olduğu elektronik teknolojilerin insan müdahelesi sonucunda pek çok şekilde geliştirilebileceğini, değiştirilebileceğini ve modifiye edilebileceğini, bunun da ötesinde, bu teknolojilerin yeni gerçeklikler yaratmak için, mesela, zaman ve mekan kavramlarını değiştirmek için, kullanılabileceğini savundu.

Howard Goldkrand ve Beth Coleman, x-reality ve sosyal makinelerden bahsetti.

Goldkrand ise ileride bu teknolojilerin, altyapıları yüzünden insanlara ket vurmayı bırakacaklarını, aksine, doğrudan insan eyleminin bir parçası olacağını düşünüyor. Ama bunun için insanların dönüşümün eyleyicisi olabileceklerinin bilincine varmaları ve bu bilinci oluşturmaya yönelik katılımcı modeller geliştirilmesi gerekiyor. Goldkrand’a göre bu bilinç filizlenmeye başladı; insanlar teknolojiyi kullanarak, kendilerini etkileyen olaylar üzerinde hakimiyetlerinin olduğunun, hayatı ve toplumu yeniden kurabileceklerinin farkına vardılar. Buna örnek olarak Türkiye’deki Twitter kullanıcılarının sayısının 2013’de birden on milyona fırlamasını verdi.

Goldkrand ve Coleman’a göre sosyal makineye dönüştürülebilecek sistemlerin başında şehirler geliyor. Açık kaynak kullanan yazılımlar ya da hack’lenen donanımlar gibi insan müdahalesine açık ve insan eyleyiciliğiyle sürekli bir ilişki halinde bulunabilecek nesnel altyapılar olması gerektiğini düşündükleri şehirler, günümüzün teknolojilerini kullanarak hayatı kolaylaştıran, güzelleştiren ve kendilerinin “şiirsel müdahale” diye tanımladıkları, aynı zamanda insanlara insanların birbirlerine (aynen bir network’teki gibi) bağlı olduklarını hissettiren uygulamaların merkezi olmalı. Üstelik, yukarıda belirtildiği gibi, şu anki teknolojiler sayesinde, hem zaman esnek bir boyut kazanıyor, hem de sınırsız miktarda mekan emrimize amade. Goldkrand ve Coleman buna örnek olarak yurtdışında uygulanmış bazı augmented reality örnekleri verdiler.