Ne çektin be stajyer!

Meslektaşlarım "bu bize mi laf çarpıyor?" diyerek bu yazdıklarımı kişisel olarak üstüne alınmasın. Bunlar reklam sektörünün hatta birçok sektörün genel problemi. (Stajyerlerinizin çalışma şartlarında iyileştirme yapacaksanız, yazılanları üstünüze de alabilirsiniz.)
01.09.2014 - 14:25
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlük’üne göre: Stajyer, staj yapan kişiye, staj ise herhangi bir meslek edinecek olan kimsenin geçirdiği uygulamalı öğrenme dönemine denir. Reklam sektöründeki mevcut düzene göre:

Stajyer, maaş almadan çalışan kişiye, staj ise herhangi bir meslekte işi bilen kalifiye elemana yaptırdığınızda size pahalıya patlayacak kadar basit (angarya) işleri, staj adı altında ücretsiz olarak yaptırmaya yarayan sisteme denir.

Sanırım benden çektikleri kadar kimseden çekmemiştir şu stajyerler. Özellikle de attığım tweet’lere bakacak olursanız; Şirinler için Gargamel, Batman için Joker, Emre Kongar için Mehmet Barlas kısaca Türk kadını için Victoria’s Secret mankenleri neyse ben de stajyerler için oyum. Fakat işin aslı öyle değil… Bugüne kadar stajyerler için söylediğim her şey onların sektörde yaşadığı problemlere, zorluklara karşı dikkat çekmek, patronlarda bir nebze de olsa vicdan sızısı yaratmak içindi. (Yazının bu noktasında alkışlayıp, ağlamanız gerekiyor.)

Hani bazen “Düzen bu ama, ben napayım” deyip yaptığımız kötülüğü ya da haksızlığı normalleştiririz ya… İşte stajyerler hakkında yazdıklarımı okursanız, “Ulan harbiden de bazen b*kunu çıkartıyoruz” diyeceksiniz. Çünkü stajyerler hakkında yazdığım durum ve olaylar, maalesef tamamen hayal ürünü değildir! Hepsi, inanması güç olsa da şahit olduğumuz, okuduğumuz ya da duyduğumuz şeyler.

Ne çektin be stajyer!

Dışlandılar, aşağılandılar, işe giremeyeceklerini bile bile çalıştılar, “olsun” deyip bi umut daha çalıştılar, çok çalıştılar, gece çalıştılar, gündüz çalıştılar, sabahladılar, fotokopi makinesinden daha çok fotokopi çektiler, hor görüldüler, en yakın arkadaşlarını diğer stajyerlerden seçtiler, fikir buldular, fikirlerinin üstüne yatılmasına göz yumdular, kreatif direktörün gözünde yok oldular, toplantıya çağırılmadılar, adam yerine konmadılar, kendi fikirleri müşterilere anlatılırken onlar orada yoktular, bir bardak portakal suyu ile aynı zekaya sahip olan adamlardan emir aldılar, ay başlarında babayı aldılar, kıskanıldılar, 0 TL olan maaşlarına yüzde 100 zam aldılar, revizyon yediler, happy hour’larda tedirgindiler, umutsuzluğa kapıldılar, başka ajanslara baktılar, yalnız kaldılar, erken geldiler, geç gittiler, ezildiler daha neler neler.

E hal böyle olunca da her yıl yüzlerce stajyer, ilk iş haftasında “sigara almaya gidiyorum” deyip, ajansa bir daha geri dönmedi. Bazen de stajyerlerin kadroya girme olasılıkları yeteneklere ya da ihtiyaçlara göre değil, aşağıdaki olası durumlara göre değişti.

Stajyerle takılan stajyer
=
Kadroya giremeyecek stajyer

Juniorla takılan stajyer
=
Uzun dönem stajyer

Seniorla takılan stajyer
=
3 ay sonra işe girecek stajyer

Direktörle takılan stajyer
=
Formaliteden stajyer

Ajans Başkanı’yla takılan stajyer = O işte bir iş var!

Meslektaşlarım “bu bize mi laf çarpıyor?” diyerek bu yazdıklarımı kişisel olarak üstüne alınmasın. Bunlar reklam sektörünün hatta birçok sektörün genel problemi. (Stajyerlerinizin çalışma şartlarında iyileştirme yapacaksanız, yazılanları üstünüze de alabilirsiniz.)

Şunu kabul etmek gerekir ki Türk reklam sektöründe bütçeler çok iyi değil, fakat geceli gündüzlü çalışan birine maaş veremeyecek kadar da kötü durumda değiliz.

Stajyer, “Boş masa var hadi alalım, 6 ay çalıştırır yollarız” mantığıyla işe alınacak kişi değildir. Büyüme planlarınıza göre, ileride oluşacak kadro ihtiyaçlarınızı karşılamak için ince eleyip sık dokuyarak stajyer almalı, işe alma ihtimalinizin olmadığı stajyeri de uzun süre ajansınızda tutmamalısınız.

AH BE STAJYER

Çorapla basılan ıslak tuvalet terliği gibisin, Arayıp ses vermeyen sapık gibisin, Sigara yakınca gelen otobüs gibisin, Yanlışlıkla atılan okey gibisin, Depoyu fulleyince benzine gelen indirim gibisin, iPhone 5s çıktığı gün alınan iPhone 5 gibisin, Yağmurdan önce yıkatılan araba gibisin, Ekmeği elleyip elleyip almayan amca gibisin, Bahar ayında spora başlayan kız gibisin, İş saatinde garaja giden metrobüs gibisin, Baba odaya girince birden açılan müstehcen sahne gibisin, Stop’a basıp inmeyen yolcu gibisin,

KOSKOCA SEKTÖR SENİ NEREYE KOYSAK, SENİNLE NE YAPSAK BİLEMEDİK.