Nasıl yeni müşteri kazanılmaz!

“Ama bir kere yalakalık yap…”
31.07.2014 - 22:39
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Yüzünde kısa süre sonra yok olacak olan anlık bir huzurla odayı terk etmek üzere kapıyı açan John, videonun başlaması ve odanın renk ve ses cümbüşüne bürünmesi üzerine kendisine dönen bakışları fark etti. Kimse videoya bakmıyor, 20 kadar müşteriden kimi korku içinde kimi ise şoke olmuş biçimde John’u izliyordu.

Ajansın en büyük müşterisi -pek kuvvetli bir banka- uzun boylu, itici ve hırslı bir İrlandalı olan John tarafından yönetiliyordu. John bu sinir bozucu özelliklere, üstünlük taslayan edaya sahip olmasaydı çok daha popüler olabilecek biriydi.

John bir gün, her defasında büyük bir keyifle yediği öğle yemekle­rinden birinin ardından, ikinci katta bulunan ve ajansta önemli kreatif sunumların yapıldığı toplantı odasının bulunduğu koridordan süratle geçti. Boardroom Two adıyla andığımız oda dikdörtgen biçimdeydi. Bir duvarı eski depodan kalan tuğlalardan oluşuyordu; duvarda her­hangi bir tablo falan yoktu. Bu duvarın karşısında da yine hiçbir süsü olmayan, ajansın kreatif odağını dağıtmasına imkân vermeyecek bem­beyaz bir duvar vardı. Kalan iki duvardan biri kocaman bir görüntü ekranı; diğeri ise ardında sunum sonrası kahve servisi yapılan antreye açılan akordeon kapılardan ibaretti.

Akordeon kapılar da kapandığı an, penceresiz Boardroom Two’da büyük ekran ya da sunumu gerçekleştirecek kişiden başka bakabile­ceğiniz bir şey yoktu. Yeni bir reklam filmi ya da herhangi bir video oynatılacağı zaman ışıklar söner ve video başlayıncaya kadar geçen birkaç saniyelik bekleme süresinde Boardroom Two tamamen ka­ranlığa gömülürdü.

Bu kısa süre, beklenti hissini artırırdı.

John ise ajansta kendi işi haricinde olup bitenlere karşı kayıtsızdı. Bu yüzden o sırada Boardroom Two’da devam eden büyük bir müşteri­nin konkur sunumunda olduğumuzdan da habersizdi. Uzun adımlarla Boardroom Two’nun bulunduğu koridoru geçip kendi müşterisiyle olan toplantısına gitmekten başka bir şey düşünemiyordu. Ancak bu toplantıdan hemen önce halletmesi gereken, görece acil bir işi vardı. Ufak bir iş.

John kapıyı açıp içeri sızarcasına girdiğinde Boardroom Two video gösterimlerinden önce alışık olduğumuz gibi tastamam karanlık, sessiz ve gösterilecek olan videonun bırakacağı etkiye gebeydi.

Ancak John’un başka planları vardı. Arzu ettiği ıssızlığı buldu­ğunu düşünen John, Boardroom Two’da bulunan herhangi birinin daha önce hiçbir yerde duymadığı uzunluk ve gürültüde, adeta azılı bir osuruğu odaya bırakıverdi. Oda karşıdaki tuğla duvardan aksise­da eden cızırtılara teslim oldu. İlk dalga nihayet nihayete erdiğinde ikinci dalgada gelen staccato, performansın sonundaki ünlem işareti gibi duyuldu.

Yüzünde kısa süre sonra yok olacak olan anlık bir huzurla odayı terk etmek üzere kapıyı açan John, videonun başlaması ve odanın renk ve ses cümbüşüne bürünmesi üzerine kendisine dönen bakışları fark etti. Kimse videoya bakmıyor, 20 kadar müşteriden kimi korku içinde kimi ise şoke olmuş biçimde John’u izliyordu. John kapıyı kapattı ve koridoru süratle geçti.

Herhalde konkuru kazanamadığımızı duymak sizi şaşırtmaya­caktır.

John’la özdeşleşmiş olan o üstünlük edası bu hikâye ajansta ya­yıldıkça kayboldu. Bu olay, üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen John ile ilgili herhangi bir konuşmanın temasını oluşturuyor. Peki, bu kıssadan alınacak hisse ne?

Toplantı odasında osurmamak mı? John ne yapmalıydı? Asansöre girene kadar beklese miydi? Merdivenleri mi kullanmalıydı? Belki de kıssadan hisse ve metafor şudur: Etrafındaki atmosferi bozar, ona zarar verirsen önünde sonunda yakalanırsın. Ne kadar başarılı olursan ol, kötü kokular markana yapıştı mı kalıcı olacaklardır.

Konkur kazanmamanın birçok farklı yolu var…

Bu yazı yeterince kaba değilse diye hatırıma gelen, lakaplarla ilgili bir fıkrayı da paylaşmak istiyorum.

İki müşteri temsilcisi Cannes’da tanışır ve konuşmaya başlarlar. “Lakaplardan nefret ediyorum” der Steve. “Network için 60 milyon Euro’luk yeni bir müşteriyi bağladığımda bana 60 Milyon Euro’luk Steve mi dediler? Hayır. Müşterinin genel müdürüne daha sonra ödül kazanan kampanya fikrini onaylattığımda Ödül Kazandıran Steve’e mi çıktı adım? Hayır. Peki, geçtiğimiz yıl Hawaii’de yürütülen toplantı dizisini organize ettiğimde bana Tatil Plancısı Steve mi dediler? Hayır.”

Hüzünlü biçimde devam etti Steve…

“Ama bir kere yalakalık yap…”*

*But suck just one cock.