Modern çağın hastalığı

Geniş ve zengin bir bilgi deposu olan internete hızlı erişimin sağladığı avantajlar oldukça fazla. Yalnız, bu avantajlara sahip olmak bir bedel ödemeyi gerektiriyor. Bu bedeli sahip olduğumuz dikkat ve yoğunlaşma becerimizden fire vererek ödüyoruz.
03.11.2011 - 00:00
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

2005 yılının Mart ayında, oyun yazarı Richard Foreman “pancake insanlar” diye bir terim üretti. “Günümüzde, hepimizin (ben de dahil) içinde var olan o karmaşık yoğunluğun, yerini aşırı yüklü bilginin ve anlık olarak ulaşılabilen teknolojinin yarattığı baskının etkisiyle yeni bir benlik oluşumuna bıraktığını gözlemliyorum. Tek bir butona dokunarak geniş bilgi ağına ulaşabilen yeni insan türü (pancake insana dönüştükçe), kendi içinde taşıdığı yoğun kültürel mirastan gün geçtikçe daha az yararlanıyor.” Foreman, modern çağın hastalığı olan dikkat eksikliğini açıklamak için ilginç bir tanım yapmış. Ancak, bu durumun üstüne söylenebilecek daha çok şey var. İnternetin hayatımızın her alanını etkisi altına aldığı günümüzde vaktimizin büyük bölümünü internette gezinmek, müzik dinlemek, film izlemek, mesajlaşmak, oyun oynamak ve tweet göndermeye harcıyoruz. Kesin olan şu ki, teknolojiye anlık erişim düşünce biçimimizi kökten değiştiriyor. Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, bu durum beynimizin nörolojik yapısında da değişiklik yaratıyor.

HER AN ERİŞİLEBİLİRLİK

Örnek olarak, günümüzde çoğumuz her an başkalarının bize çeşitli yollarla (cep telefonu, email, web yoluyla) erişebileceği yaşamlar sürdürüyoruz. Araştırmaların, bu sürekli erişilebilir olma halinden kaynaklanan işyeri stresinin rekor seviyelere ulaştığını ortaya koyması hiç de şaşırtıcı değil. Email’ler, emaili alan kişiyi sürekli takip ve cevap verme durumunda bırakarak baskı altına alıyor. Araştırmalar,çalışanların iş ortamında, bir saat içinde ortalama 30 ila 40 kere email atmaktan email atmayı gerektirmeyen bir çalışma şekline geçtiğini tespit etmiş. Çoğu email işlemi 15 saniyeden kısa sürmekte, pek azı bir dakikayı aşmaktadır. Çalışanların vakitlerinin büyük kısmını gereksiz bir şekilde düzenli email takibine ayırdığı açıkça görülüyor. Yalnız, işin en kötü kısmı, bu duruma maruz kalanlar da, gerçekte ne yaptıklarının farkında değiller. Çalışanların email konusundaki beyanlarına dayanarak yapılan araştırmalara göre, araştırmaya katılanlar, iş ortamında bir saat içerisinde ortalama 1 ila 4 kere email’lerini kontrol ettiklerini ifade ediyorlar –oysa gerçek sıklık 30 ila 40 kere arasında değişiyor. Yaptıkları gerçek iş ile onu nasıl algıladıkları arasında büyük bir uçurum olduğu anlaşılıyor. Emaili gönderen kişinin beklentisini karşılamak için emaile cevap veren kişi hızlı bir şekilde yanıt vermenin baskısını hissediyor. Araştırmalardan çıkan bir diğer ilginç sonuç da, kadın çalışanların bu baskıyı erkeklere göre daha yoğun hissetmesi.

GOOGLE APTALLAŞTIRIYOR MU?

Birkaç sene önce, Atlantic Monthly dergisinde ‘Google bizi aptal mı yapıyor?’ başlıklı bir makale yayınlandı. –Düşünme biçimim değişmiş durumda. Eskisi gibi düşünmekte zorlanıyorum. En çok da kitap okurken bu hisse kapılıyorum. Eskiden bir kitaba ya da uzun bir makaleye odaklanmak bana kolay gelirdi. Okurken anlatıya veya argüman geçişlerine kendimi verebilir ve düz yazıdaki uzun bölümler arasında rahatlıkla zihinsel bir gezintiye çıkabilirdim. Şu an ise okuduğum ikinci ya da üçüncü sayfanın sonunda dikkatim dağılıyor. Okurken metnin içinde sabit kalamıyorum, konuyu takip etmek zorlaşıyor ve yapacak başka bir şey arar halde buluyorum kendimi. Eskiden doğal bir şekilde yaptığım derin okumaları şu an yapabilmek için kendimle mücadele etmem gerekiyor. Geniş ve zengin bir bilgi deposu olan internete hızlı erişimin sağladığı avantajlar oldukça fazla. Yalnız, bu avantajlara sahip olmak bir bedel ödemeyi gerektiriyor. Bu bedeli sahip olduğumuz dikkat ve yoğunlaşma becerimizden fire vererek ödüyoruz. Artık zihnim, internette bilginin aktarıldığı şekliyle -hızlı hareket eden parçacıklar misaliişlemeye ve her tür bilgiyi aynı şekilde değerlendirmeye yatkın. Bir zamanlar, kendimi kelimeler dünyasında scuba dalış yapan biri gibi algılardım. Şimdi, denizin üstünde Jet Ski’ye binmiş hızlıca yol alan biriymiş gibi hissediyorum.

OKUMAK DOĞAL BİR ŞEY DEĞİL

Okumak eylemi konuşmanın aksine insanın doğuştan gelen içgüdüsel bir özelliği değil. Herbiri ayrı bir sembol olan harfleri anlaşılır bir şeye dönüştürmek için zihnin terbiye edilmesi gerekiyor. Bilgiye ulaşırken, okuma eylemini gerçekleştirirken kullandığımız teknolojik araçlar, beynimizin içindeki devreleri biçimlendirmek gibi önemli bir işlevi yerine getirirler. Gelişim psikolojisi üzerine çalışan psikolog Maryanne Wolf’un da dediği gibi “Önemli olan ne okuduğumuz değil, nasıl okuduğumuzdur.” Online okuma yaptığımızda, Wolf’un da dediği gibi “salt bilgiyi deşifre eden” bir konuma sahip oluruz. Odaklanmış ve dikkatli bir şekilde yapılan bir okumayla birlikte ulaştığımız metni yorumlama, zihnimizde zengin bağlantılar kurma becerisini, online okuma yaparken devre dışı bırakırız. Online okuma yapmak konu başlıklarına, içerik sayfalarına ve özet yazılara yukardan aşağıya doğru hızlıca göz atmak ve hızlı bir şekilde bilgi edinmek şeklinde kendini gösteren yeni bir okuma biçiminin oluşmasına yol açmış gibi görünüyor. Bu yeni okuma alışkanlığının ardında yeni bir düşünme pratiğinin ve hatta belki de yeni bir benlik türünün doğduğunu görebiliriz.
Ne dersiniz?