‘Millet can derdindeyken reklam yapmak etik değildir’

Oğuz Karamuk: Başbakan'ın yanlışı tüm ülkeyi etkileyebilir.

05.06.2013 - 11:42 | Ali Kuru

Millet can derdindeyken mal satma peşinde koşmak ahlaki değildir
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Taraf Gazetesi Editörü Oğuz Karamuk, gazetede bugün yayınlanan yazısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın yaptığı açıklamalarla, kendisine ideolojik olarak yakın olan medyaya reklam vermeyen şirket ya da sermayedarların devletin baskısı altında kalabileceğinin sinyallerini verdiğini dile getirdi. Karamuk, düzeltilmemesi halinde bu yanlış yaklaşımın tüm ülkeyi etkileyebilecek sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Yazar ayrıca, reklamverenlerin olağanüstü durumlarda reklamları daha önce de yayınlamaya ara verdiklerine değindi. Karamuk buna örnek olarak 1999 depremini ve 2003’te HSBC binasının bombalanması olaylarını gösterdi.

Yazarın Taraf Gazetesi’nde yayınlanan yazısının öne çıkan detayları şöyle;

Gözdağının bedeli ödenir

Erdoğan son Gezi Parkı olayları sırasında medyaya ilan vermeyen şirketlerle ilgili “İdeolojikse bu şirketlere bedelini çok ağır ödetiriz” açıklamalarıyla, kendisine ideolojik olarak yakın olan medyaya reklam vermeyen şirket ya da sermayedarların devletin baskısı altında kalabileceğinin sinyallerini net olarak verdi. Üstelik Erdoğan’ın gözdağı verdiği şirketler yerli ve yabancı Türkiye’nin en büyük yatırımcı gruplarına ait.

Keza, gözdağı verilen reklam ajansları da uluslararası medya üzerinde etkili aracılar. Erdoğan’ın bu sözlerinin, 434 milyar dolar döviz açığı üzerinde oturan Türkiye ekonomisi için hayırlı olmadığı çok açık. Bu yanlıştan dönmezse bedelini sadece Erdoğan değil, tüm Türkiye ödeyecektir. Çünkü, Erdoğan’ın sözleri, sadece Türkiye içinde değil, uluslararası tüm ekonomik ilişkilerde, hatta tahkim davalarında bile Türkiye aleyhine kullanılacak derecede ağırdır.

Düzeltmek, Başbakan’ın gelişen Türkiye ekonomisine borcudur.

Acaba kim o medya grubu

Başbakan Erdoğan iki gün üst üste reklamveren ve reklam ajanslarına devlet baskısı yapılacağına ilişkin gözdağı verirken, şikayetin medya gruplarından geldiğini de söyledi. Peki o medya grupları kim? Bilinmiyor ama medya işinden çok anlamadıkları ortada. Her şeyden önce reklamlar haftasonunda sadece o gazetelere ve televizyonlara değil, tüm medyaya kesildi. Ayrıca reklam verenler bu tip olağanüstü durumlarda reklamları daha önce de kesti. Örneğin 1999 depremi, 2003 HSBC binasının bombalanması sırasında da medya bu tip olağanüstü reklam iptalleriyle karşılaştı.

Sebep basit; millet can derdindeyken mal satma peşinde koşmak etkili ve ahlaki bir pazarlama yöntemi değil. Bu yüzden Gezi olayları sırasında ilan kesilmesini ‘ideolojik bir tavır’ olarak algılamak, ancak bilgi eksikliği olabilir.

İkiyüzlü medya anlayışı

Öte yandan Türkiye’de reklamların ideolojiye göre verildiğine yönelik bir tespiti tam da bugünlerde ortaya koymak abesle iştigaldir. Ortalığı germekten, medya yöneticilerinin kendi beceriksizliklerini başkalarının sırtına yüklemekten başka amacı olmayan bir savunma mekanizmasıdır.

Ve tam anlamıyla bir ikiyüzlülüktür. Örneğin son olaylarda ‘reklamların ideolojik olarak kesildiğini’ iddia eden medya, geçen hafta Taraf’ın yayınladığı ve İş Bankası Yönetim Kurulu toplantı tutanaklarını içeren haberler karşısında sesiz kalmıştır. O konuşmalar İş Bankası yönetiminin reklam bütçesini ideolojik olarak belirlediğinin net kanıtıdır. O belgeler uzun süredir kendi ellerinde de olmasına rağmen yayınlamayan, sessiz kalan ve söz konusu bankayla son derece iyi reklam ilişkilerine giren medya kuruluşları şimdi neden bağırmaktadır?

Bu yüzden söz konusu yayın organlarının, Gezi olayları sırasında Başbakan’a koşup “İdeolojikler bize reklam vermiyor” demeleri şaşırtıcıdır. Ayrıca kendi beceriksizliklerini örtmek için ürettikleri bu bahane, Türkiye’yi uluslararası yatırımcılar karşısında, ‘Ahbap-çavuş kapitalizminin’ hâkim olduğu bir ülke durumuna düşürmüştür.

Başbakan neden karışıyor?

Öte yandan Başbakan da son olaylarda yaptığı birçok açıklamada olduğu gibi, reklamverenler ve reklamcılar konusunda yanlış sözler söylemiştir. Gazetelerin bu kadar ideolojik yayın yaptığı, Gezi Parkı olaylarına bile yer vermediği bir ülkede reklamverenler de pekâlâ idelojik tavra karşı tavır koyabilir. Başbakan’ın ideolojik çatışmanın arasına devlet gücünü kullanarak girme tehdidi ise serbest piyasaya gereksiz bir müdahaledir. Erdoğan kendine angaje medyaya ilan verilmediği için bağırırken, bugüne kadar ilan alamayan diğer yayın organları için neden sessiz kalmıştır?.. Bu da siyasi ve kişisel açıdan büyük bir paradokstur.

Yazının tamamına yazarın Taraf’taki köşesi üzerinden ulaşabilirsiniz.