Mezartaşı egzersizi

Markanızın ruhunu aradığınız bu egzersizi içtenlikle ve olabildiğince objektif bir şekilde yapabildiğinizde, markanızın nerede durduğunu hissedebilirsiniz.
01.07.2013 - 13:33
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Pazarlama dünyası söz konusu olduğunda bazı basit egzersizler pek çok karmaşık formülden çok daha yol gösterici olabiliyor.

En güzel örneklerden biri geçmişi Thomas Jefferson’a kadar uzanan ünlü ‘mezartaşı egzersizi’. Dan Hicks’in ünlü “How can I miss you when you won’t go away” şarkısını hatırlatırcasına.

Çoğu zaman, bir markayı tüketirken, onun hayatımızda ne kadar önemli olduğunu fark etmeden hareket ederiz. Hatta bir marka hayatımızda ne kadar uzun bir geçmişe sahipse, bunun başımıza gelme ihtimali o kadar artar.

Egzersizin kalbindeki soru tam bu noktada devreye girer. Bazen akla gelmeyen, bazen gelse de göz ardı edilen basit bir soruyla: “Marka bir gün hayatımdan çıkarsa, ne kaybederim?”

Örneğin:

Hayatımda ‘Apple’ olmasa: Dizayn, ürün kalitesi ve uygulamalarımı özlerdim.

Mercedes olmasa: Fonksiyonellikle lüksü birleştiren Alman mühendisliğinin konforunu özlerdim.

Ruffles olmasa: Maç akşamları dev bir paketi yarım saatte bitirmeyi özlerdim.

Daha da ileri gidelim.

Artık hayatınızda olmayan markanızın cenaze töreninde olduğunuzu düşünün. Sizden onun hakkında bir konuşma yapmanızı istediler.

Onun ardından neler söylemek isterdiniz? Özleminizi nasıl paylaşırdınız etrafınızdakilerle?

Markanızın ruhunu aradığınız bu egzersizi içtenlikle ve olabildiğince objektif bir şekilde yapabildiğinizde, gerçekten markanızın nerede durduğunu hissedebilirsiniz.

Düşününce ilk 30 saniye içinde aklınıza birşey gelmedi mi? Dilinizde kesik kısa cümleler ve uzun ‘ıııı’lar mı var?

Sessiz bir itirafın zamanı gelmiş olabilir.

Belki düşündüğünüz kadar ayrışamıyorsunuz kalabalıkların içinde. Belki de bir sürpriz değil bu sizin için. Bir süredir içten içe bir şeylerin yerine oturmadığını hissediyordunuz. Yıllık pazarlama planlarınızda promosyonların ağırlığının arttığını biliyor ama günü çevirircesine üzerine eğilmiyordunuz. Satış direktörünün toplantılarda ‘promosyon ne zaman başlıyor?’ sorusu yankılanıyor belki de kulağınızda.

Sadece kendinizi kurban pozisyonuna koymayın elbette. Aynı egzersizi rakipleriniz için de yapın. Güçlü noktalarını, zayıflıklarını ortaya çıkarın. Planlarınızı gözden geçirin. Aksiyonlarınızı şekillendirin. Değişen şartlar altında stratejinizi canlı tutun. Bir taş ustasının gücüyle bir sanatçının zerafetini birleştirircesine.

Sadece markalar için değil, hayatın her alanında kullanın.

Kendinize sorun. Etrafınızdakiler için sorun. Şirketiniz için. Müşterileriniz için.

Zira, kritik soruları sorabilmek ve üzerinde samimi bir şekilde düşünebilmekle başlıyor her şey.