‘Medyamız son derece seviyesiz’

Can Ataklı'yla sosyal medya ve gazetecilik üzerine konuştuk.

28.11.2013 - 09:59 | Arzu Nilay Kocasu

Can Ataklı'yla sosyal medya ve gazetecilik üzerine konuştuk.
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Yaklaşan yerel seçimler gündemi iyiden iyiye meşgul etmeye başlarken, sosyal medyada da CHP‘nin İstanbul için aday göstereceği isimlerle ilgili birtakım tartışmalar yaşanıyor. Kimileri Mustafa Sarıgül‘ü desteklerken bir kısım seçmenin favori adayı ise Can Ataklı. Hafta içi her akşam Ulusal Kanal‘da gündemi yorumlayan Ataklı, bu sefer MediaCat için medyayı ve gazeteciğin değişen dinamiklerini yorumladı.

Sosyal medyanın gelişiyle birlikte köşe yazarlığında reyting mantığı oluşmaya başlamış gibi gözüküyor. Bir reyting savaşının olduğundan bahsetmek mümkün mü?

Mümkün. Şöyle ki; herhangi bir normal gazetede ne kadar okunduğunuzu bilmiyorsunuz. Örneğin Hürriyet, 350 bin satıyor ve 20 tane yazarı var. Bu 20 yazar arasından kim daha çok okunuyor bilmiyoruz ama tahminlerimiz oluyor. ‘Herhalde en çok Yılmaz Özdil okunuyor’ diyoruz. Ancak sosyal medyada durum farklı. Orada, gazetenin internet sitesinde bile olsa, birebir kaç kişinin okuduğunu görüyorsunuz.

Can Ataklı: 'Medyamız son derece seviyesiz'

Ben Sabah‘ta çoğu zaman açık ara birinci olduğumu biliyordum. Ya ben ya Mustafa Mutlu birinciydik. Şimdi gazete sattığın zaman bir bütün satıyorsun ve herkesin potansiyel olarak okunduğu kabul ediliyor. Halbuki okunmuyor, emekliler okuyor satır satır. Ama internet ortamında öyle değil işte; o zaman durum çok açık olarak ortaya çıkıyor ve patronlar da bunu görüyorlar. Bu konudaki en enteresan olay Vatan‘da yaşandı, gazete en çok okunanlarını attı. Bu da nasıl bir baskı altında olduklarını gösteriyor. Kendi kendime şükrediyorum, ya genel yayın müdürü bana gelip de ‘abi kusura bakma 18 yazarımız var sen 17’incisin, maaşın da yüksek. Ya bunu bin liraya düşürelim ya da kusura bakma’ deseydi? Bu çok ağır olurdu ama ben bir numarayım; açık ara hem de, üç beş farkla değil.

Peki bu reyting mantığı köşe yazarlığını nasıl etkiliyor?

“Başlıkta ‘cemaat’, ‘Fethullah Gülen’ varsa çok okunuyor. Enteresan.”

Şimdi millet bunu fark etti. Öyle olunca da rekabet oluştu. Artık kimin daha fazla okunduğu görülüyor, düne kadar ben bilmiyordum örneğin kimin daha fazla okunduğunu. Böylelikle birçok arkadaşımız haklı olarak sosyal medyada tutunmaya çalışır oldu. Ayrıca okunmanın yanı sıra bir de paylaşılma var. Kaç kişi tweet’lemiş, kaç kişi Facebook’ta paylaşmış onları da görüyorsun. Şimdi herkes onu öğrenmeye çalışıyor; ne yaparsam daha çok okunuyorum diye bakıyor. Böyle bir şey doğdu. Başlıklar okutuyor mesela, ona uyananlar var. Başlıkta ‘cemaat’, ‘Fethullah Gülen’ varsa çok okunuyor. Enteresan.

CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı’yla ilgili olarak sosyal medyada bir Can Ataklı – Mustafa Sarıgül tartışması yaşandı. Bu tartışmanın bir derinliği var mı yoksa patlayıp söndü mü?

Benden kaynaklanan bir durum yok. Ben Mustafa Sarıgül’e saldırmıyorum. Fakat tabii ki rahatsız olduğum konular var. Öncelikle Parti Genel Merkezi haksız rekabet uyguluyor. Tabii doğaldır; çok kaliteli, düzgün ve ilkeli gibi görünmesine rağmen son derece seviyesiz bir medyamız var ve tüm merakı ‘o ona vuruyor, bu şunu dedi’ diye ortamı körükleyerek karşı rakipler yaratmak. Bunlar ilkel, aptalca, tamamen yazanı ya da oranın yöneticilerini tatmin eden hareketler.

“Sistem bunun üzerine kurulu, direnç gösterenleri atıyor.”

Bir Sarıgül var ve aday olursa da zaten patronların talimatıyla olacak. Onların elinde medya var, o medyadaki de ne yapsın emir kulu; patronları kimi isterse onu destekliyorlar. Çok azı hariç hiçbirinin bir fikri, ideolojisi, ilkesi, ahlak ve namusu yok. Zaten de sistem bunun üzerine kurulu, buna direnç gösterenleri atıyor. Tabii buna göre oluşan bir medya düzeni var. Patronlar kimi işaret ediyorsa onlar destekleniyor ve desteklenenleri rahatsız edecek adamlara karşı yayın yapılıyor. Bu noktada benim şöyle bir rahatlığım var: Adaylık süresince medyanın benden hiç bahsetmemesi işime geliyor çünkü bahsederse yıpratmaya çalışacak. Ya ‘boşver ciddiye almayalım ayıp olmasın arkadaşımıza’ diyorlar ya da hiçbir şey bulamadıkları için ister istemez bahsetmiyorlar. Beni yıpratabilecekleri bir kanal yok; benim kötü bir şöhretim yok, benimle ilgili yapabilecekleri olumsuz bir haber yok. Onun için rahatım, böyle gidiyoruz bakalım.

Can Ataklı’nın söyleşisinin tamamı MediaCat’in Aralık 2013 sayısında…