Medyadaki eski hastalıklar nüksetti

Doğan Akın, medyadaki değişimleri yorumladı.

19.09.2013 - 10:57 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın, MediaCat’in Eylül sayısı için medyadaki değişimleri yorumladı. Akın, “Bugün grup medyalarının başlıca iki sahibi var: Geleneksel merkez medya ve paralel merkez medya” diyor.

Eskiden ‘merkez medya’diye bir söylem vardı. Şimdilerde ‘paralel merkez medya’ gibi yeni kavramlardan bahsediliyor. Siz bunlara katılıyor musunuz? Nasıl bir manzara görüyorsunuz?

Katılıyorum. Zira bu ayrımın önemli bir karşılığı var. ‘Merkez medya’ Türkiye’de ‘devlet’le uyumlu ana akım medyayı ifade ediyordu. Tirajlara ve reytinglere hükmeden geleneksel ‘merkez medya’, o ‘devlet’le ve habercilik dışındaki işlerin bekasıyla uyum sürecinde yeri geldiğinde siyaseti domine eden, siyasete dayatan bir icraat da sergiledi.

‘Paralel merkez medya’ kavramını, yanlış hatırlamıyorsam Alper Görmüş Taraf’taki bir yazısında ortaya attı. AKP iktidarı dönemine tekabül eden bir ayrımdı bu. Bu ayrıma göre, geleneksel ‘merkez medya’ kuvvetli bir iktidar döneminde, geçmişte ektiği rüzgârların da yarattığı bir fırtınayla sindirildi, ama varlığını elbette sürdürüyor. Geleneksel merkez medya, bu dönemde, koalisyon dönemlerinin aksine kuvvetli bir hükümetin ağırlığıyla karşılaşınca kaçınılmaz olarak siyasete de uymak zorunda kaldı.

‘Paralel merkez medya’ işte bu dönemde ortaya çıktı ve kuvvetlendi. ‘Paralel merkez medya’ icraatında AKP, dolayısıyla ‘siyaset’ ile uyum öne çıktı. Medyadaki el değiştirmelerin aktörleri de yeri geldiğinde bu uyumun temel amaçları olduğunu söylediler. Örneğin, halen AKP merkez organlarında görev yapan işadamı Ethem Sancak, Star gazetesi – Kanal 24 grubunu Başbakan Tayyip Erdoğan’ın misyonunu medyada savunmak için aldıklarını söyledi. Sancak, medyadan çıkarken de, benzer bir açıklama yaptı ve kendisi açısından ‘misyonun bittiğini’, bu nedenle Star ve Kanal 24’ü sattığını açıkladı. Bu grubu daha sonra satın alan isim, AKP listelerinden milletvekili olan Tevhid Karakaya oldu.

Haberciliğin önüne hiçbir görüş ve inancın koyulmaması gereken bir meslek olan gazetecilik açısından ikisi de yanlıştı. Ne devletin talepleri ve habercilik dışındaki grup işlerinin gereklerini temel alan ‘geleneksel merkez medya’nın rotası doğruydu… Ne de hükümetle uyumu temel alan ‘paralel merkez medya’nın rotası doğru. Sonuçta, medyadaki eski hastalıklar yeni sahiplerle ve yine habercilik dışındaki önceliklerle nüksetmiş oldu.

Bu, kendisini daima yeniden üreten hastalıklı yapılanmanın hem geleneksel merkez medyada hem de paralel merkez medyada önemli ve birbirinin aynı sonuçlarına tanık oluyoruz. Örneğin; geleneksel merkez medyanın temsilcilerinden Milliyet’te hükümeti rahatsız ettiği düşünülen yazarların, Hasan Cemal’in, Can Dündar’ın, Nuray Mert’in köşeleri kapatıldı. Paralel merkez medyada da, aynı refleksle hareket edildi. Örneğin Yeni Şafak’ta, Roboski faciasından sonra köşesinde hükümeti eleştiren Ali Akel’in köşesi kapatıldı. Ardından, bu gazetenin en önemli yazarlarından Kürşat Bumin’in 16 yıllık köşesi de, bir telefonla kapatıldı.

Burada temel sorunu, her zaman ve her yerde var olmuş iktidarların medyaya nüfuz eğilimlerinde görmediğimi belirtmek isterim. Bu elbette bir sorun. Ancak medyadaki sermaye yapısı, iktidarların haberciliği etkileme eğilimini kolaylaştırıyor. Medyaya giren sermaye grupları, diğer işlerinin bekası için baskı eğilimlerine direnemiyor. Hatırlayın; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hasan Cemal’in köşesinin kapatılmasını ‘ayıplamış2 ve “Baskı varsa direneceksin kardeşim” diyerek Milliyet’in sahiplerini eleştirmişti.

Nihayet, medya elitlerinin de, editoryal bağımsızlığa sahip çıkmayarak bugünkü tabloda pay sahibi olduğunu belirtmek gerekir.

AB’nin Türkiye için hazırladığı son İlerleme Raporu’nda (2012), Türkiye’deki ‘ifade özgürlüğünün önündeki engeller’ arasında ilk kez ‘habercilikten önemli çıkarları bulunan grup medyalarını’ da saymasını önemsemeliyiz. Bugün grup medyalarının başlıca iki sahibi var: Geleneksel merkez medya ve paralel merkez medya!

Özellikle Gezi olaylarından sonra medyada yaşanan gelişmeleri, yeni yapılanmaları nasıl yorumluyorsunuz?

Gezi Parkı süreci, Türkiye medyasındaki hastalıkların en kitlesel tezahürüne de sahne oldu. Korkuyla hareket eden geleneksel merkez medya Gezi Parkı sürecini özellikle başlangıç aşamasında adeta görmezden gelmeye çalıştı. “Paralel merkez medya” bir adım ötesine geçip, süreci “terör”le özdeşleştirebildi. Haklı ya da haksız, doğru ya da yanlış, katılırsınız ya da katılmazsınız, ama nihayet ifade özgürlüğü kapsamında “Bu hükümet gitmeli” benzeri tweet atan insanlar, sanatçılar  “paralel merkez medya”da hedef gösterildi. Gezi Parkı gibi çok katmanlı bir protesto süreci, sadece saldırgan bir gruba indirgenmek istendi. Örneğin maddi temelden yoksun “camiye hakaret ettiler” iddiası, Başbakan’ın açıklamalarını takiben kışkırtıcı ifadelerle paralel merkez medyanın takipçilerine sunuldu. “Devlet”le uyum, örneğin geçmişte geleneksel merkez medya için habercilik açısından “hayatı dönüş” faciasıyla sonuçlanmıştı. “Hayata dönüş” adı verilen bir operasyonda cezaevinde insanlar öldürülürken geleneksel merkez medya devletin yanında yanıltıcı bir yayın yaptı. Gezi Parkı sürecinde de adeta “hayata dönüş” gazeteciliği hortladı.

Gezi Parkı süreci, özellikle internette alternatif medya umutlarını güçlendirdi. Ancak bu noktada ihtiyatlı olmak gerekir. Zira, alternatif bir medya sadece “geleneksel” ve “paralel” merkez medyanın haberciliğin doğasına aykırı  icraatıyla gelişemez. Alternatif olma iddiasında olan girişimlerin de habercilik açısından iyi bir icraat ortaya koyabilmeleri gerekir. Yoksa geleneksel ve paralel merkaz medya kaybettiği alanları zaman içinde bir şekilde geri kazanabilir. Alternatif medyaların gerçekten iyi bir içerik sunması, iyi bir habercilik yapması, hastalıklı gazetecilik lisanından kurtulması bu süreçte önem taşıyor. Kabul etmeliyiz ki, Türkiye medyasındaki geleneksel sorunlar, internet düzleminde daha ciddi boyutlarda var. Önümüzdeki dönemde medyanın yeni mimarisini, internet medyasındaki bağımsız mecraların profesyonel standartlarını ne kadar yükseltebilecekleri etkileyecek.