15 Temmuz sonrası Türkiye algısı

Türkiye nasıl bir algı yönetimi stratejisi kurgulamalı?

08.09.2016 - 16:01 | Melis Madanoğlu Sözer

15 Temmuz sonrası Türkiye algısı
53
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Darbe girişiminin ertesi gününde dış basında çıkan başlıklar “Türk halkı demokrasiyi savundu” tadında ifadelerle doluydu ancak The New York Times, The Guardian, The Times, Le Figaro, Wall Street Journal gibi birçok gazete yeni bir endişeye dikkat çekiyordu: Türkiye’de dengeler kökten değişiyor mu? Birçok manşet ve köşe yazısına baktığımızda metinlerdeki ortak vurgu, “Erdoğan’ın Türkiye’si” idi. Türkiye’yi demokratik bir Cumhuriyet’ten söz eder gibi değil, daha çok bir diktatörlükten söz eder gibi anlatıyorlardı. Tam da o günlerde Türkiye’de her kesimden birlik beraberlik mesajları geliyordu. Sağcısı solcusu, laikler-muhafazakârlar, liberaller demokratlar ve siyasi partiler bu birlik ruhuna çağrı yapıyordu. Halkın da desteğini arkasına alan bu çağrının elbette herkes tarafından samimi bulunduğunu söylemek ve beklemek mümkün değil. Çok hızlı gerçekleşen tasfiyeler, tutuklamalar, idam cezasının yeniden gündeme getirilebileceğine dair açıklamalar, akademisyenlerin, gazetecilerin tutuklanması gibi hareketler, sadece dışarıda değil, içeride de pek çok eleştiri aldı.

Bu eleştirilerin özellikle dış basındaki yansıması; “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sınırsız bir güce kavuştuğu ve Türkiye’nin demokrasiden uzak bir belirsizliğe doğru yol aldığı” yönündeydi. Özellikle ABD ve Avrupa’daki birçok önemli yayın, on binlerce kişinin tutuklanmasını “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın intikamı” olarak yorumlarken, idam cezasının yeniden gündeme gelmesini “Türkiye’nin AB’ye girme şansının bitmesi” şeklinde değerlendiriyordu. Birçok kurumdan tutuklamaların yapıldığı Türkiye’de en çok ses getirenlerse akademisyenler ve gazetecilerin gözaltına alınması/tutuklanması oldu. Demokrasi kavramıyla pek bağdaştırılamayan bu tutum, Türkiye’nin düşünce özgürlüğü konusunda özellikle son yıllarda olumsuza doğru dönen Batı’daki bu algısını iyice güçlendirdi. İşin bir de diplomatik ayağı var elbette. Fethullah Gülen’in iadesiyle ilgili ABD’yle ilişkilerin gerilmesi, darbenin ardında ABD’nin olduğuna dair imalar, bazı AB ülkeleriyle girilen polemikler gibi faktörlerin etkisiyle dış ilişkilerdeki gerilimin arttığını izledik. Her ne kadar diplomatik görüşmeler ve açıklamalarla Türkiye’nin ABD ve AB’yle ilişkilerinde yumuşama söz konusu olmuş olsa da Batı’nın gözünde belki de uzun süre değişmeyecek bir Türkiye algısı şekillendi.

MediaCat’in Eylül sayısının kapak dosyasında Türkiye hakkında uluslararası kamuoyunda oluşan-oluşturulmaya çalışılan algının bir çerçevesini çizmeye çalıştık ve Türkiye’nin bu konuda neler yaptığına değinmiştik. Neler yapması gerektiğiyle ilgili de uzmanların görüşlerine kulak verdik. Bu bölümde Türkiye’nin nasıl bir iletişim ve algı yönetimi stratejisi izlemesi gerektiğinden sektörler özelinde gösterilebilecek çabalara ve bütün bu ortamın toplum psikolojisine etkisine kadar birçok konuda uzman isme sorularımızı yönelttik.

15 Temmuz sonrası Türkiye algısı“Hızla normalleşmemiz gerekiyor”
Sanem Oktar, Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) Başkanı

Elbette böyle ortamlarda ekonominin hiçbir şey olmamış gibi normal fonksiyonlarını yerine getirmesi beklenemez. Siyasi ve ekonomik istikrar kalkınmanın temelidir. Bununla birlikte, gerek hükümetin akılcı ekonomi yönetimi gerekse de iş dünyamızın gayret ve fedakârlıkları ile ekonominin bu koşullardan mümkün olduğunca az etkilenmesi sağlandı.
Darbe girişimi sonrasında siyasi yapıda ortaya çıkan uzlaşma ortamının korunması ve Türkiye’nin temel konularını kapsayacak şekilde genişletilmesi ülkemizin normalleşmesi açısından büyük önem taşıyor. Türkiye güçlü ve dinamik, zorlukların üstesinden gelebilecek bir ekonomiye sahiptir. Bu alandaki potansiyellerimizi hayata geçirebilmek için hızla normalleşmemiz gerekiyor. Bunun için hepimize görev düşüyor. Bir yandan, ulusumuzun birlik ve beraberliğine, ülkemizin bütünlüğüne ve demokrasiye karşı yapılmış bu hareketin sorumlularına karşı hukuk sınırları içinde yürütülecek mücadelede Türkiye’nin yanında olacağız, bir yandan da ekonominin çalışmaya devam ettiğini ve güçlü olduğunu tüm dünyaya anlatacağız.

Biz Türkiye Kadın Girişimciler Derneği olarak dünyadaki tüm paydaşlarımıza, küresel siyasi liderlere bir mesaj yollayarak, Türkiye’de yaşananları anlattık ve ekonomik faaliyetlerin normal sürdüğünü vurguladık. İçinde bulunduğumuz bütün ulusal ve küresel ağlarda bunu yapmaya devam edeceğiz. Darbe girişiminden sonra 20 Temmuz’da TBMM’yi ziyaret ederek, 24 – 25 Temmuz tarihlerinde ise diğer kadın dernekleriyle birlikte gazete ilanı vererek tavrımızı net bir şekilde ortaya koyduk.

Ayrıca Türkiye’den iş kadınlarının, öncelikle de üyelerimizin katılımı ile Türkçe, İngilizce, İspanyolca, Almanca, Fransızca ve Arapça olmak üzere 6 dilde video mesajların yer aldığı viral kampanya başlattık. #BelieveTurkey başlığıyla Facebook, Twitter, Instagram, Linkedin ve Youtube hesapları üzerinden yürüttüğümüz bu kampanyaya üyelerimizin yanı sıra diğer sivil toplum kuruluşları da katılıyor. Facebook üzerinden paylaştığımız videolar ile 550 bin kişiye ulaştık. Twitter’da ise #BelieveTurkey hashtagiyle paylaştığımız tweetlerle 482 bin, #Türkiyeyeinanın hashtagiyle paylaştığımız tweetlerle de 232 bin 948 kişiye erişim sağladık. Youtube kanalında da benim İngilizce çağrı yaptığım ve 36 saniye süren video sadece Youtube’dan 4 bin 651 kere ve ortalama 33 saniye izlendi. Video en çok sırasıyla Türkiye, Fransa, İtalya, Almanya ve Yunanistan’dan izlendi.

Tüm dünyada milyonlarca kişiye ulaşarak onlara “Türkiye’nin yatırımcılar için, iş dünyası için, uluslararası organizasyonlar ve turizm için bir çekim noktası olmaya devam ettiği” mesajını vermeyi hedefliyoruz.

İlerlemek için sayfa numaralarını kullanabilirsiniz.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10