Masallardan dizilere hayallerimizin seyri: HEP EN HEYECANLI YERİNDE KESTİLER!

Bugün hayallerimizin seyrine damgasını vuran televizyon dizilerinin arasındaki reklamlar ne ise o zamanlar hikâyeci âşıkların aldığı bahşişler de bir bakıma oydu. Fark, birincilerin alabildiğine endüstriyel ve ticari, ikincilerin ise zanaatkârane ve geçimlik temelde çıkış bulmasıdır.
01.02.2016 - 16:32
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Dokuzuncu yüzyılda derlenmiş “1001 Gece Masalları”nın akış öyküsü insanlığımızın ayırt edici bir özelliği hakkında bize çok çarpıcı bir veri sunar.

Hatırlayalım: Hint ve Çin âleminin hükümdarı Şehriyar, karısının kendisini aldattığını öğrenir ve onu öldürtür. Artık tüm kadınların sadakatsiz olduğuna inandığı için, bundan sonra evlendiği her kadını sadece bir geceliğine eş olarak alıp tan yeri ağarırken cellada teslim etmektedir.

Bu feci duruma çare bulmak için vezirin güzel ve akıllı kızı Şehrazad hükümdarla evlenir ve ilk geceden başlayarak ona sürükleyici hikâyeler anlatmaya başlar. Ancak Şehrazad, hikâyeyi en heyecanlı yerinde kesip ertesi gece anlatmaya devam edeceğini söylediğinde Şehriyar “meraktan” karısının ölümünü erteler.

Böylece her gece şafak vakti en heyecanlı yerinde kesilen hikâyelerle günler, aylar, yıllar geçer. Bu arada Şehrazad üç çocuk doğurur, Şehriyar karısına bağlanır, onun sadakatine inanır ve 1001’inci gece onun canını bağışlar. “1001 Gece Masalları” tamamlanmıştır!

Masallardan dizilere hayallerimizin seyri: Hep en heyecanlı yerinde kestiler!

Hayal gücü ve merak

Şehrazad’ın fendi Şehriyar’ı birbiriyle bağlantılı iki noktada yenmiştir. Birincisi, insanın hayal ihtiyacının sonsuzluğudur. İnsan hayal ettiği müddetçe sadece yaşamaz, aynı zamanda yaratır da. Bu, Einstein’ın hayal gücünü neden bilgiden daha önemli gördüğünü de anlamamızı sağlayacak noktadır.

İkincisi, en heyecanlı yerinde kesilmiş hayal kurgusuna tekrar bağlanmak için insanda mevcut dayanılmaz meraktır ki bu, hayali üreten açısından hayati önem taşır.

Şehrazad için hayati önemde olan, canıydı. Kırsal-folk kültürün ayrılmaz parçası hikâyeci âşıklar açısından ise bu, geçimdir. Sonraki dönemlerin roman yazarları ile yayıncıları ve şimdiki zamanların dizi senaristleriyle yapımcıları için de öyle…

Eski zamanlarda köy köy dolaşan âşıklar da anlattıkları hikâyeyi bilerek uzatır ve en heyecanlı yerinde keserek günlere bölerdi. Bir ay boyu her gece anlatılarak süren hikâyeler vardı. Dahası âşık, hikâyenin nerede kaldığını dinleyenlere sorar ve “Şurada kaldı” diyenden bahşiş alırdı (P. N. Boratav, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği, Tarih Vakfı, 2002: 33-34).

Bugün hayallerimizin seyrine damgasını vuran televizyon dizilerinin arasındaki reklamlar ne ise o zamanlar hikâyeci âşıkların aldıkları bahşişler de bir bakıma oydu. Fark, birincilerin alabildiğine endüstriyel ve ticari, ikincilerin ise zanaatkârane ve geçimlik temelde çıkış bulmasıdır.

Masallardan dizilere hayallerimizin seyri: Hep en heyecanlı yerinde kestiler!

Zamansız bir strateji

Sözlü kültürden yazılı kültüre ve elektro-dijital kültüre kadar, hayal dünyamızı zenginleştiren tüm kurgusal anlatılarda bu strateji hep sürdürüldü. Mesela Charles Dickens’ın 19’uncu yüzyıla damga vuran abide romanları da hep en heyecanlı yerinde kesilecek şekilde haftalık, aylık dergilerde tefrika halinde çıkmıştır.

Dickens okura bir sonraki bölümü iple çektirecek şekilde yazmakta o kadar mahirdi ki, “Antikacı Dükkanı”nın (The Old Curiosity Shop) yeni bölümünün yer aldığı dergiyi Britanya’dan Amerika’ya getiren gemi limana yanaştığında orada bekleyen insanlar sabırsızca tayfalara bağırarak “Küçük Nell öldü müüü?” diye sormaktan kendilerini alamamışlardır!

Tıpkı bizim Dallas’ta “Ceyar”ın ölüp ölmediği merakı içinde televizyonda yeni sezonun başlamasını sabırsızlıkla bekleyişimize benzer bir itkiyle.

Yaşar Kemal’in “Deniz Küstü”sünü de ilkin gazetede tefrika olarak okuduğumu hatırlıyorum. Daha küçükken Tarkan, Karaoğlan, Dedektif Nik gibi çizgi romanları da hep en heyecanlı yerinde kesilmiş halde “Devamı yarın” ibaresiyle sonlanmış olarak okuduğumu… Ve radyoda “Arkası Yarın”larda anlatılan öyküleri yine kaldığı en heyecanlı yerden takip etmek için ertesi günü iple çektiğimi… Yine şimdilerde haftadan haftaya televizyon dizilerinde olduğu gibi…

Mağaradan AVM’ye

Hayal tutkusu ile merak dürtüsünü birbirine katık etmiş bu anlatı stratejisinin izinin tarih öncesi dönemin mağara duvar resimlerine kadar sürülebileceğini düşünenler dahi var. Bir kısmı yan yana, seri halde anlamlanan bu resimleri yapanlar belki de ilk çizgi roman ustalarıydı.

Demek ki tarihi “mağaradan mağazaya” (AVM’lere) bir yolculuktan ibaret diye de özetlenebilecek insanlığın hayal ihtiyacı, merak dürtüsü hesaba katılarak ve geçimlik yahut ticari gereksinimler eşliğinde hemen her zaman böyle karşılanır oldu. Hayal ustalarımız, tacirlerimiz hep en heyecanlı yerinde kestiler, kesmeye de devam ediyorlar.

Peki, şu son dönemde belki tüm bu yazdıklarımızı çürütecek mahiyette karşımıza çıkan “Netflix”i ve onun hiç de en heyecanlı şekilde kesilmeksizin “bindirme-seyir” (binge-watching) alışkanlığına kapı açışını nasıl açıklayacağız?

Açıklamayı deneyelim, ama bize ayrılan yer ve süre doldu, saat de geç oldu.

Devamı gelecek sayıda!..