maNga ve bize has bir şeyler

Avrupa’daki meslektaşlarımız iki ay sonra neler yapacağını bilirken, biz yarın sabah neye uyanacağımızı bilmiyoruz. Enteresandır, derinden derine bu tatlı kaosu seviyoruz. Mazoşist bir duygu olabilir ama bu enerji bizi ayakta tutuyor, besliyor...
01.04.2010 - 00:00
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Medya her sene olduğu gibi bu sene de Eurovizyon şarkımız üzerinde bir tartışma yaratıverdi. Yarışma popülarite olarak eski günlerinden uzak olsa da, her sene bir şeyler yazıp çizmekten de geri kalmıyoruz. Bu sene de maNga’yı tartışıyoruz.

Teknik kısımlarına girmek yanlış olur ama konsept olarak maNga, olabilecek en güzel seçim. Bizi ve bugünümüzü Avrupa’ya anlatabilmek için daha iyisi olamazdı belki de.

2001-2002 dönemini hatırlıyorum. Her alanda olduğu gibi müzik dünyamızda da değişimin temellerinin atıldığı yıllardı.

Düşen satışlar, müzik dünyasını yeni arayışlara itiyordu. Geleneksel müziğimiz, altyapılarına döşenen dinamik loop’larla iyice pop formatına dönüşürken, diğer yanda yüksek PR etkili füzyon çalışmalar göze çarpıyordu. Müslüm Baba Teoman’ın Paramparça’sını seslendiriyor, Mazhar Alanson’un Piskopat’ını arabesk müziğin üstadı Burhan Bayar elden geçirip neşeli bir harman yaratıyordu.

Bütün bu olanlar, aslında büyük resimdeki bir değişimin sektöre yansımalarıydı. Zaten kültürlerarası zengin bir köprü durumunda olan Türkiye, bir de endüstri çağından bilgi çağına geçme sürecine girince, her şey birbirinin içine geçmeye başlamış ve ortaya farklı bir enerji çıkmıştı.                   

EŞSİZ BİR HARMAN
Doğunun mistik kültürü, Avrupa’nın katı sistem anlayışı, Amerika’nın bireysel bakış açısı, endüstriyel çağın mühendisliği, bilgi çağının dijital sesleri… Bunların hepsini bir potada eritirseniz ne olur?

Eşsiz bir harman. maNga’yı dinlerken bunlar geçiyor aklımdan.

Özünde aslında bizim toprağımızdan melodiler, üzerinde okyanus ötesinden isyankar hip hop vokaller, endüstri çağından biraz rock, bilgi çağından biraz elektronik.

Kağıt üzerinde ‘asla bir araya gelemeyecek  gibi’ dursa da, dinlerken bir o kadar güzel. Çok ince bir ayarla tutturulmuş kontrollü bir kaos enerjisi.     

Bir maNga albümü bizi bizden daha iyi anlatmıyor mu?
Kendi medya dünyamızı düşünüyorum. Daha biz bizi tam anlayamamışken, yurtdışından gelen misafirlerimizin bu kaos enerjisine verdikleri ilk tepkiler canlanıyor gözümde.

TV’de yüzde 99,9 indirim mi?
Yeni RTÜK kanunu çıkacak diyorsunuz. Nasıl yani? Yıllardır zaten var ve uygulanmıyor mu? Niye?
Her sektörün ayrı fiyatlandırması mı var?
2010’da medya enflasyonu mu var? Daha 6-7 ay önce kriz indirimleri almamış mıydık? Ekonomi daha büyüme trendine yeni girmişken, fiyatlar neden bu kadar artıyor?
Ayda 6 bin GRP mi?
Kuşaklar daralıyor, enflasyon var, hayatımız daha zor diyorsunuz ama sunduğunuz reklam filmi 68 saniye?
Tanıtıcı reklam dediğiniz telemarketing  gibi bir şey mi?  Kapak demiştiniz bir de? Program tanıtımı mı? L ekran neydi peki?

Bugüne kadar bunlardan herhangi biri için “Tamam, anladım!” diyen birine rastlayabildiniz mi? Dünyada böyle kendine münhasır kaç ülke sayabilirsiniz? Belki televizyon kuşaklarını dev ihalelerle pazarlayan Çin geliyor aklınıza. Ekonomisi son 5 yılda yüzde 10 temposunda büyüdüğünden, sonuç çok şaşırtıcı değil. “Her Çinlinin eline bir şampuan tutuştursak zengin oluruz” hayali gerçek olmak üzere. Bu da medya pazarını hareketli ve enflasyonist tutuyor.

Rusya diyebilirsiniz. Aslında çok da haksız değilsiniz. Ama burada geçiş enerjisinden çok, NTV ve Video International adlı iki televizyon satış şirketinin toplam pazarda yüzde 90’ın üzerinde bir paya sahip olduğu gerçeğini unutmamak gerekiyor.

TÜRKİYE GİBİSİ YOK
Ama bizimki gibisi yok. Bu kadar parametrenin her gün yer değiştirdiği, bu kadar dinamik ve gelecek vadeden bir pazar bulabilmeniz mümkün değil. 
Avrupa’daki meslektaşlarımız iki ay sonra neler yapacağını bilirken, biz yarın sabah neye uyanacağımızı bilmiyoruz.

Enteresandır, derinden derine de bu tatlı kaosu seviyoruz. Mazoşist bir duygu olabilir ama bu enerji bizi ayakta tutuyor, besliyor.  Her gün bir problemle boğuşuyoruz, her gün büyük resme bir fırça daha atıyoruz, değiştiriyoruz. Örneğin, bugünlerde 2010’da reklam pastasının nasıl şekilleneceğini soruyoruz birbirimize. Kesin bir cevap verebilmek mümkün mü? Hayır.

En basitinden, bu sene RTÜK kuralları tam olarak uygulanabilirse farklı bir resim, uygulanmazsa farklı bir resim ortaya çıkacak. Uygulansa bile kuşak yapıları nasıl olacak? Buna bağlı olarak fiyatlar nasıl şekillenecek? Bu bile kendi içinde resmi bambaşka yerlere götürecek. 

Biz bunları konuşurken, fonda maNga çalıyor. Bizi bize anlatırcasına.
“Bağlanmaya sonuna kadar karşıyım,
 Ama dizilerimden beni ayırmayın.
Değişir dünyam bir tuşla uzaktan,
Elimdeki kumandam hayatıma kumandan.”