‘ Krize bakışımızı kökünden değiştirmeliyiz’

Uluslararası Reklamcılık Derneği (IAA) Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ'ın Sektör Dernek Başkanları ile yaptığı Türkiye Reklam Konseyi Toplantısı...

17.11.2008 - 09:57 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Uluslararası Reklamcılık Derneği (IAA) Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ’ın Sektör Dernek Başkanları ile yaptığı Türkiye Reklam Konseyi Toplantısı sonrasında yaptığı basın açıklaması:

Krize bakışımızı kökünden değiştirmeliyiz

*Ekonomiyi soğutmanın maliyeti çok yüksektir. Hükümet önlemlerini iç pazarı canlandırmaya odaklamalıdır

*Şirketler heyecan verici kampanyalarla pazarlama yatırımlarını sürdürmelidir

*Tüketiciler olarak, ihtiyaçlarımızı krizin yarattığı fırsatlardan yararlanarak temin etmenin tam zamanıdır

Türkiye’deki reklam sektöründeki derneklerin üst düzey yöneticilerinden oluşan Türkiye Reklam Konseyi başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, herkesi krize bakış açısını değiştirmeye çağırdı. Uluslararası Reklamcılık Derneği, Reklamcılar Derneği, Reklamverenler Derneği, Televizyon Yayıncıları Derneği ve Reklamcılık Vakfı’nın oluşturduğu Türkiye Reklam Konseyi adına yaptığı açıklamada Yalçındağ şunları söyledi:

Tüm dünyayı saran küresel mali krizin ülkemize etkilerini tartışır, kendimizce bireysel veya kurumsal önlemler alırken, zaman zaman yaşadığımız anın biraz ötesine bakmayı unutuyoruz. Gerçek tasarrufun, ihtiyaçları en elverişli koşullarda sağlamak olduğunu, riskleri fırsatlarla dengelemek gerektiğini, ekonominin soğumasının herkes için çok yüksek bir maliyet yarattığını gözönüne almıyoruz.

Bu ortamda hepimize düşen önemli görevler var. Ama her şeyden önce sağlıklı ve gerçekçi bir durum tespiti yapmalıyız. Ardından da, “hepimizin aynı gemide olduğu” bilinciyle, olası hasarları elbirliğiyle en aza indirecek ve esas olarak çarkın dönmesini sürdürecek önlemlere odaklanmalıyız.

Ekonominin soğumasının maliyeti çok yüksektir

Tıpkı bir yüksek fırın gibi, ekonomi de bir kez soğumaya başladı mı, onu yeniden eski ısısına kavuşturmak ciddi bir zaman ve kaynak kaybı gerektirir. Bu yüksek maliyetin hepimiz için gelir ve refah kaybı anlamına geleceği açıktır.

Öyleyse mevcut olumsuz etkileri dengelemeye, olası risklere karşı önlem almaya çalışırken, davranışlarımıza sağduyunun, kararlarımıza orta ve uzun vadeli bir bakış açısının egemen olmasını sağlamalıyız. Gelir düzeyimizi korumaya ve düzlüğe çıktığımızda refah artışını sürdürmeye devam etmek istiyorsak, ortamdaki riskleri dengeleyecek fırsatlar da yaratabilmeli, mevcut fırsatlardan yararlanarak bireysel, kurumsal ve ulusal dengelerimizi korumaya ve geliştirmeye çalışmalıyız.

Tasarruf, ihtiyaçları ertelemeden daha iyi koşullardan yararlanabilmektir

Kriz riski karşısında savunmaya geçmek ve tasarrufa yönelmek, ilk refleks olarak ortaya çıkmaktadır. Oysa bizler yaşadığımız sürece ihtiyaçlarımız da devam etmektedir. Gerçek tasarruf, ihtiyacı karşılamayı ertelemek değil, elverişli fırsatları kullanarak ihtiyaçları gidermenin maliyetini azaltmaktır. Öyleyse yönelmemiz gereken davranış biçimi, ihtiyaçlarımızı daha elverişli ortamlarda gidermemizi sağlayacak fırsatlar yaratmak, bu fırsatlarla ekonominin canlılığını korumaktır.

Kriz riskinden kendimizi korumayı böyle tarif edersek, çok taraflı bir kazanç sağlar ve işte o zaman krizi herkes için fırsata dönüştürürüz. Hükümetin, iş dünyasının ve tüketicinin tepkilerini ve kararlarını bu perspektiften bakarak oluşturması herkes için olumlu sonuçlar yaratacaktır.

Hükümetin birincil görevi ekonominin canlılığını korumak olmalıdır

Büyümenin sürekliliğini sağlamanın kredisi öncelikle hükümetlere yazılır. Hükümetler, yalnızca sözleriyle değil, bu konuda attıkları adımlarla ve eylemleriyle ekonominin aktörlerine ve tüketicilere güven vererek, bu ortamı yaratmada başrolü oynarlar. Küresel krizin ülkemize etkili biçimde yansıyan sonuçlarına anında ve kararlı tepkiler verilmelidir. Yeni dalgaların muhtemel risklerini önceden karşılamak için ise, finansmanın, üretimin ve tüketimin maliyetini azaltarak, talebi, büyümeyi ve istihdamı korumaya çalışmak gerekir.

İş dünyası yeni kampanyalarla durgunluğu kırmalıdır

Böyle bir ortamda, şirketlerin de heyecan verici kampanyalarla, tüketiciye sağladığı avantajlarla, ihtiyaçların daha elverişli koşullarda giderilmesini temin etmeye odaklanması gerekir. Tüketiciye kazandırarak kazanmanın imkânları yaratılmalıdır. Bu hareketliliğin piyasalara talep olarak geri dönmesini sağlayabilmek için, reklam, PR, doğrudan pazarlama gibi araçlar etkin biçimde kullanılmaya devam edilmelidir.

Pazarlama yatırımlarını ertelemek tasarruf etmek değil, kaybedilen müşteri ve pazar payı nedeniyle zarar etmek demektir. Yenilikçi, yaratıcı olmaya, yaygın erişim sağlamaya bu ortamlarda her zamankinden çok ihtiyaç vardır. Öyleyse bu hizmetleri sağlayan kurumlardan, mecralardan da her zamankinden daha fazla yararlanmak gerekir.

İş dünyasının içinde olan mecra kuruluşları da bu konuda reklamverenlerle aynı platformda buluşmalıdır.

Kriz, nihai tüketiciye ihtiyaçları daha iyi koşullarda temin etme fırsatı yaratır

Nihai tüketicinin fırsatları azami ölçüde değerlendirebilmesi, reklam ve pazarlama faaliyetlerinin sürekliliği ile sağlanabilir. Zamanında ve elverişli koşullarda gerçekleştirilen ihtiyaç tatmini kişinin en büyük maddi ve manevi kazancıdır. Bize sunulanların belirli süreye özgü, geçici avantaj olduğu iyi kavranmalıdır.

Şimdi akılcı stratejilerle bireysel, kurumsal ve ulusal kazanımları koruma ve mümkün olduğunca geliştirme zamanıdır. Büyümemizi, üretimimizi, gelişmemizi, gelirimizi, refahımızı ve hayat standardımızı içe kapama değil, dışa açma zamanıdır.

2009 yılında reklam sektöründe büyüme beklemiyoruz

Türkiye reklam pastası, 2007 yılında 3.3 milyar YTL olarak olarak gerçekleşti. 2008 yılı ilk 9 aylık dönemde, %11 artış gösteren reklam yatırımlarının, global krizin Türkiye’de hissedilmeye başlamasıyla, son çeyrekte belirgin bir durgunluk yaşadığını görmekteyiz.

Bu durgunluğun neticesinde, toplam mecra reklam yatırımları, altı yıldan beri ilk defa bu yıl bir büyüme gerçekleştiremeyecek. Hatta, krizin boyutuna bağlı olarak %3-%5 oranında küçük bir daralma ihtimalinden bile bahsetmek mümkün. Son altı yıldır sürekli büyüyen pazarın bu durgunluğa girmesindeki en önemli etken ise Türkiye reklam sektörünün her kriz döneminde olduğu gibi bu dönemde de tepkisel davranmasıdır.

Bununla birlikte, önceki yıllarda olduğu gibi, bu kriz döneminde de reklam pazarının durgunluğu kısa sürede aşacak güce sahip olduğunu biliyoruz. Reklam ve pazarlama faaliyetleri, özellikle kriz dönemlerinde yeni fırsatları yakalamak ve yaymak için önemli bir araçtır. 2009 yılında da, bu önemli güçten yararlanmak isteyen bilinçli firmaların gerçekleştireceği kampanyalar, hem Türkiye ekonomisi hem reklam sektörü için canlandırıcı bir rol oynayacaktır. Bu itibarla, kriz dönemini fırsat olarak görüp reklam yatırımlarına devam eden reklamverenlerin katkısıyla, önümüzdeki yıl reklam yatırımlarının, bir büyüme gerçekleştirmese de, en azından 2008 yılı rakamlarına yakın bir performans göstererek, 3 milyar YTL seviyesinde kalacağını öngörmekteyiz.

İçinde bulunduğumuz 2008 yılı ve 2009 yılı reklam yatırımlarına ait öngörülerimizin tamamı; ekonominin soğutulmadan iç pazarı canlandırıcı önlemlerle, şirketlerin reklam yatırımlarına devamlılığıyla ve nihai tüketicinin de içinde bulunduğu fırsatların farkındalığı ile gerçekleşebilir.