Komik mi?

Yaptığımız reklam veya herhangi bir iletişim faaliyeti, hayal edilebilecek en dramatik haberle yarışacak nitelikte olmalı. Dikkat çekmek ve bunu engagement'a çevirmeye gelince, bu konuda mizahtan daha büyük bir kolaylaştırıcı yok.
01.10.2014 - 17:23
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

İletişim gibi son derece ciddi bir endüstrinin içinde reklam ve pazarlamanın en büyük başarılarını, kampanyaların temelinde mizah unsuru yer aldığında elde etmesi bir hayli komik. Bazen bu mizahi unsur ne denli basit ve “ucuz” olursa, kampanyanın başarısı da o kadar artıyor.

Bu durum ciddiyeti ön planda tutan arkadaşlar için sinir bozucu olsa gerek.

Ben bu konuda en güncel ve en harika örneğin kısa sürede viral olup tüm dünyaya yayılan ve farkındalık yaratma ve engagement konularında tüm rekorları alt üst eden ALS Ice Bucket Challenge olduğunu düşünüyorum. Başlangıçta son derece “Amerikan” bir hadise olan ALS Ice Bucket Challenge, Facebook aracılığıyla kısa sürede, sırasıyla şu ülkelere yayıldı: Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada, Meksika, Brezilya, Almanya, Filipinler, Porto Riko ve Hindistan. Türkiye de bu fenomene ortak olmaktan geri kalmadı tabii; kendi tanıtımını yapmaya meraklı kişiler ve selfie jenerasyonu da dahil olmak üzere birçok kişi katılım gösterdi.

Birçok kişi Ice Bucket Challenge’ı yeterli miktarda bağış toplanmasını sağlamadığı için eleştirdi. Ancak ben dünyada, markasının bilinirliğini bu kadar kısa sürede ve bu denli büyük ölçüde, üstelik masrafsız olarak, artırmayı istemeyecek bir tane bile marka müdürü olmadığını düşünüyorum.

Kampanya neden bu kadar başarılı oldu? Çünkü eğlenceliydi. Bu kadar basit. Kıvrak bir zeka gerektiren bir komiklikten bahsetmiyoruz, bunu kabul ediyorum. Daha ileri gidip buradaki güldürü unsurunun aptalca olduğunu bile söyleyebiliriz ancak başkasının gülünç duruma düştüğünü görmenin çok köklü, hatta antik ve uyarılması keyif veren bir dürtü olduğunu da söylemek gerekiyor.

Ünlü isimler, siyasetçiler ve ultra zenginler şahsi markalarına işlemiş olan elitist algıyı yıkmak, yani “sıradan insanlar” gibi görünebilmek için Ice Bucket Challenge’ı gerçekleştirirken; sıradan insanlar aynı şeyi bir parça daha “meşhur” olabilmek için yaptı. Komik, değil mi?

Elbette her şakada olduğu gibi Ice Bucket Challenge’da da zamanlama çok önemliydi. Akımın tüm dünyayı sardığı aylarda Gazze, Kuzey Irak ve Ukrayna’da olan bitenin manşetlerden inmediği düşünülürse, yakalanan viralitenin tesadüf olmadığı anlaşılacaktır.

Tüm dünya için kötü haber statüsündeki gelişmeler ALS için “iyi zamanlama” haline geldi ve kampanyanın başarısına katkıda bulundu. Şans kampanyadan yanaydı.

Mizah IŞİD’de bile işe yarıyor

Micheal Newman: Komik mi?Huffington Post’ta yer alan habere göre bir grup deliden oluşan IŞİD hakkında da niyeti belli şakalar yapan birçok insan var. Kendi dergilerini yayınlayan radikal grubun üyeleri ile alay etmek amacıyla Twitter kullanıcıları tarafından yaratılan Jihadi Vogue bu örneklerden sadece biri.

Benim tüm IŞİD şakaları içindeki favorim ise grubun lideri Ebu Bekir Bağdadi’nin Temmuz ayında Musul’da yaptığı iddia edilen konuşmasının ardından sosyal medya kullanıcılarının Bağdadi’nin pahalı saati ile dalga geçmek için ortaya koydukları çalışmaydı.

Filistinli hiciv ağırlıklı televizyon şovu Watan ala Watar’da da bir skeçe konu edilen IŞİD, umutsuz ve ikiyüzlü bir grup olarak tasvir edilmişti. Watan ala Watar, grubun bölgesel politikasını da hicvetmiş, bölgede İsrail hariç her şeye zarar verdiğine dikkat çekmişti.

Geçtiğimiz aylarda IŞİD’in istilacı hareketinden nasibini alan ülkelerden Lübnan da gruba ilişkin şakaların yapıldığı yerlerden biriydi. Ülkede yer alan haber sitelerinden biri, yaptığı esprili haberde IŞİD militanlarının Lübnan’ı istila etme fikrini “ülkedeki kompleks siyasi sistemi bir türlü anlayamadıkları için” ertelediklerinden bahsediyordu. Sahte bir IŞİD sözcüsünün açıklamalarına da yer veren haber, sözcünün “Burada kimi koltuğundan edeceğimizi çözemedik ki!” ifadesiyle sona eriyordu.

Micheal Newman: Komik mi?

Londra’nın doğusunda sıkça kullanılan deyişteki gibi, “Hayat pek bir garip.” Kaynağı aynı bölge olan bir başka söz daha var -ki kısa versiyonu “You gotta larf”tır- “Gülmelisin, yoksa ağlarsın.”

Söylemek istediğim aslında şu. Yaptığımız reklam veya herhangi bir iletişim faaliyeti, hayal edilebilecek en dramatik haberle yarışacak nitelikte olmalı. Dikkat çekmek ve bunu engagement’a çevirmeye gelince, bu konuda mizahtan daha büyük bir kolaylaştırıcı yok.

Stratejik olarak değerlendirmek gerekirse mizah, iki kişi arasındaki en kısa yoldur. Ki bu da beni son bir mizahi şey söylemeye itiyor.

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen bir Türk filmi var; ancak Türkiye aynı başarının dengini bir kampanya ile Cannes Lions’ta yakalayamadı. Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu Cannes jürisi tarafından dürüstlüğü ve psikolojik farkındalığı ile övülmüştü. Çok “gerçek”ti.

Türk reklamlarında eksik olan şey bu mu yoksa?

Alınmayın canım, şaka yapıyorum.