Hürriyet McKee ile konuştu

Hürriyet, Cumartesi ekinde Mediacat’in 4-5-6 Haziran tarihlerinde İstanbul’da ağırlayacağı dünyanın 1 numaralı senaryo hocası Robert McKee ile yaptığı söyleşiye yer verdi. Ezgi Başaran’ın imzasını taşıyan söyleşide McKee, “İyi yazarlar genelde içe dönük, kapalı tiplerdir. Hayata karşı farklı hassasiyetleri, anlatacak çok hikayeleri vardır. Sadece bir iyi fikriniz varsa işiniz zor. Çünkü ilki, hayatınızdaki en kötü yazıdır” şeklinde konuştu.

28.05.2007 - 10:44 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Hürriyet, Cumartesi ekinde Mediacat’in 4-5-6 Haziran tarihlerinde İstanbul’da ağırlayacağı dünyanın 1 numaralı senaryo hocası Robert McKee ile yaptığı söyleşiye yer verdi. Ezgi Başaran’ın imzasını taşıyan söyleşide McKee, “İyi yazarlar genelde içe dönük, kapalı tiplerdir. Hayata karşı farklı hassasiyetleri, anlatacak çok hikayeleri vardır. Sadece bir iyi fikriniz varsa işiniz zor. Çünkü ilki, hayatınızdaki en kötü yazıdır” şeklinde konuştu. McKee ile yapılan “İyi yazarın renkli hayatı olmaz” başlıklı söyleşi şu şekilde:

O kim biliyor musunuz? Nicholas Cage’in başrolünü oynadığı Adaptation filminde, senaryo yazma dersleri veren, aksi karakter. Robert McKee, dünyayı dolaşıp “Story” başlıklı seminerler veriyor. Hikaye yazmayı öğretiyor. Filmdeki kadar aksi. İlk hikayesiyle şöhret, servet kazanmayı hayal edenlere çok kızıyor.

Hollywood’a muhalif. McKee, 4-5-6 Haziran’da efsane haline gelmiş seminerini İstanbul’da verecek. İyi hikaye nedir, kimler yazar, kimler yazamaz, o bu seminerlerde ne anlatıyor da öğrencileri en güzel filmleri ve dizileri yazar hale geliyor, McKee’ye sorduk.

Nasıl bu kadar ünlendiniz, Hollywood’da fenomene dönüştünüz?

– Kazara… Böyle bir hedefim yoktu. 1970’lerde Hollywood’da harıl harıl senaryo yazıyordum. Prestijli sinema okulu Sherwood Oaks’tan öğretmenlik önerdiler. Dustin Hoffman oyunculuk, Sydney Pollack yönetmenlik dersleri veriyordu. Kurslarım kulaktan kulağa yayıldı, iki ayda öğrenci sayım üçe katlandı. Fakat okul iflas etti. Ders vermek eğlenceliydi, gazeteye özel yazarlık dersi ilanı verdim. Ertesi gün sınıfta 200 kişi toplanmıştı. Story Seminerleri böyle başladı.

Yeteneksiz ama azimli birinden yazar yaratabilir misiniz?

– Yaratamam, yetenek öğretilmez. Sadece bu sanatın prensipleri öğretilir. Seminerde yazmanın, hikayeciliğin tarihini, geleceğini anlatırım. Katılımcıların zeki, hayatı kavrama, anlatma yeteneği olduğunu varsayarım. Anlattığımı anlayan, yetenekli olanlar gerçek bir hikaye yazabilir.

İyi bir fikir, hikayeye başlamak için yeterli mi?

– İyi yazarlar genelde içe dönük, kapalı tiplerdir. Hayata karşı farklı hassasiyetleri, anlatacak çok hikayeleri vardır. Sadece bir iyi fikriniz varsa işiniz zor. Çünkü ilki, hayatınızdaki en kötü yazıdır. Her yeni fikir ve gayret kişiyi geliştirir. İşin ustası olmak, 10 yıl sürer. 10 kitap, 10 senaryo, 10 tiyatro oyunu demektir bu. 10 yıl tek fikirle geçmez!

Ama mesela Orhan Pamuk’un en iyi romanının ilk romanı olduğu söylenir. Bu nasıl oluyor?

– Elbette istisnalar var. Anlık ilham ve tutkuyla masaya oturup, ilk denemede basılmaya değer eser yazabilen çok azdır. Kim bilir, Pamuk’un çekmecesinde o kitaptan önce günışığına çıkmamış kaç deneme, kaç bin sayfa saklıydı? Yazmak ciddi iştir, azim ve çalışma olmadan iyi sonuç alamazsınız. Tek eserle şöhret hayaliyle yaşayan çok. Hayallerle ilgilenmiyorum.

Bir hikayenin en basit hali şu mudur: Kahramanın normal bir hayatı vardır, bir şey olur ve hayatının dengesi bozulur…

– Bu başlangıç. Kahraman hayatını tekrar dengeye oturtmak için gerekenleri belirler. Fiziksel, ruhsal koşulları, arkadaşlarını, patronunu, sevgilisini, karısını, komşularını, şehrini gözden geçirir. Bu, hikayenin ortası. Sonra dengeyi bozan engellerle savaşır. Kazanır ya da kaybeder. Bu da hikayenin sonu. Hayatının dengesini ya bir kaza ya da bir karar değiştirir. Örneğin bir yakınını kazada kaybeder. Yeni bir hayat için hayatını kendi bozar. Bazen de başkalarının kararıyla hayatı altüst olur. Aşık olabilir. Yani topu topu birkaç ihtimal var, hayat o kadar karmaşık değil!

Kişinin hayatını belirleyen temel ilişki nedir?

– Hayatın seyrine göre değişir. Hastaysanız en önemli ilişki vücudunuzla. Temelde en önemli ilişki kendimizle.

Filmlerde baş karakterin hep çocukluğuna dönülür ya, bütün iyiliklerin ve kötülüklerin derininde anne baba yatar…

– Son 25 yılın filmlerinde gördüğüm en beter, rezil klişe işte bu: Çocukluk travması. Elbette kişinin karakterinde bu travmaların payı vardır. Ama cinsel tacize uğramış kardeşlerden biri fahişe diğeri rahibe olabilir. Önemli olan kişinin olaya verdiği tepki. Bazen kimliği bu belirler. İç hesaplaşmayı karakterin çocukluğuna dönmeden, izleyicinin gözüne sokmadan, ima ile resmetmek çok çok zordur.

İç hesaplaşmayı iyi anlatan birkaç film örneği verir misiniz?

– Jack Nicholson’ın oynadığı About Schmidt, Sofia Coppola’nın yönettiği Lost in Translation ve Paul Giamatti’nin oynadığı Sideways. Üçü de kişinin iç savaşını başarıyla, çok zarif anlatır.

İyi hikayeyi ilk cümlesinden anlar mısınız?

– Anlarım ama yorum yapmam. Hangi karakteri geliştirmeliyim, diye sorduklarında cevap vermem. Onları gereğinden fazla motive ya da demoralize edebilirim. O yüzden baştan, soru sormayın, derim.

Seminerlerinizde sert ve korkutucu olduğunuz söyleniyor?

– Doğrudur çünkü aptallığa hiç tahammülüm yok.

Bu tavır daha mı motive edici?

– Sertliğim, yazarlığı hobi sanan naif öğrencilerden kaynaklanıyor. Sarsmak ve yazmanın ciddiyetini anlatmak lazım. İyi yazarın renkli hayatı olamaz. En iyileri bile, yıllarca ekmek parası için taksi şoförlüğü, garsonluk, bakıcılık yapar. Orada burada dolaşan birinin yazmaya ve yaratıcılığa enerjisi kalmaz. Yani amaçları renkli bir hayatsa bunu yazarak yapamazlar.

Seminerinize katılıp, bomba gibi senaryo yazıp zengin olma hayali kuranlar çıkıyor mu?

– Onlara bütün yaratıcılıklarını alıp semineri terk etmelerini söylerim. Gidip bilgisayar oyunu filan yazsınlar, çok para kazanırlar.

Öğrencileriniz müthiş filmler, diziler çekti, ödüller aldı. Başarılarıyla gururlanıyor musunuz?

– Elbette. Ama onları ben yaratmadım. Hepsi çok yetenekliydi. Gerekli bilgiyi ben olmasam, başka kaynaktan bulurlardı.

Yazacak hikayesi olan İstanbullulara ne diyeceksiniz geldiğinizde?

– Ne kadar farklı kültürlerden gelirsek gelelim hepimiz aynı geminin yolcusuyuz. Hayatın anlamını bulmaya çalışıyoruz. Evrensel bir senaryo, kitap yazmak için herkesi ilgilendiren konular bulmalılar. Kültürel, dinsel farklılıklardan kurtulduğumuz anların öyküsünü yakalamak lazım.

”CEO’LAR ÇALIŞANLARINI İKNA ETMEK İÇİN BANA GELİR”

Holdingler ve CEO’lara da seminer veriyorum. Amaçları yazar olmak değil, çalışanları motive ve ikna etmek, liderliklerine inandırmak. Kişi iki yöntemle ikna edilir: Kanıtla veya hikayeyle. Örneğin Michael Moore bize Bush’un aptallığını yüzlerce kanıtla anlattı. Diğer yöntem bir kişinin hayatını hikayeleştirip bunu ikna için kullanmaktır. Firmalar çalışanlarını teknolojik şovla iş koşullarının iyiliğine ikna edemediğini anladı, hikaye anlatmayı öğrenmek istiyorlar.

”KOMEDYENLER CİDDİ VE SİNİRLİ TİPLERDİR”

Komedi çok ciddi bir iştir. Komedi yazarlarının çoğu ciddi ve asabidir. Komedinin Oscar’da yeri yok, çünkü sosyal dengelere, kurumlara saldırır, dalga geçer, küçük düşürür.