Huffington’ın sihirsiz başarı formülü: Network kurma ve şeffaflık

Geçen ay yeni medya dergimiz Digital Age tarafından gerçekleştirilen Digital Age Konferansı’nın ana teması ‘Yeni Dünya Düzeni: Tam Şeffaflık’idi. Tüm sunumların çok beğenildiği konferansta kuşkusuz en çok ilgi gören konuşmacı Huffington Post’un kurucusu, genel yayın yönetmeni, AOL İçerik Yönetmeni Arianna Huffington oldu. Uyku saatlerini saymazsak Huffington, Türkiye’de neredeyse bir gün kaldı, ancak birçok güne sığdırılmayacak kadar iş yaparak döndü.
06.11.2011 - 00:00
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Arianna Huffington, tam bir network ustası. İletişim, ilişki yönetimi ve zaman yönetimi konusunda tam bir sihirbaz. Sabah birkaç gazeteciyle görüşüp, Patrik I. Bartolomeos’la buluştuktan sonra saat 11.00-12.00 arası ‘Gönülsüz Şeffaflık’ başlıklı sunumunu yaptı.

Huffington’ın sunumunda söylediği şeyler, medyada ve sosyal medyada çok yazılıp çizildiği için detaylarına çok girmeyeceğim. Ama öyle üç tespiti var ki değinmeden geçemeyeceğim:

1. “Geleneksel medya ile yeni medyanın, mekanizmaları gibi sorunları da farklı: Geleneksel medya odaklanma sorunu yaşarken, yeni medya obsesif kompulsif bozuklukla boğuşuyor.”

2. “Etkin bir moderasyon işin içine girdiğinde ‘kullanıcı üretimi içerik’ daha değerli hale gelir. Etkin moderasyonun olmadığı örnekler, herkesin her şeyi yazması ve yazanın kimliğinin belirsizliği nedeniyle değersiz.”

3. “Günümüzde hepimiz ‘haber’in bir parçası olduk. Bunun geri dönüşü yok. Bu nedenle de eski medya düzeninin bir parçası olan sansür artık demode. Çünkü bu yeni medya düzeninde insanlar bir yolunu bulup sansürü deliyor. Akıllı hükumetler artık sansür çağının bittiğini anlamalı.” Huffington’ın konuşmasının geniş bir özetini ilerleyen sayfalarımızda bulacaksınız. Bence önemli olan, konuşmadan herkesin kendi alanı için bir şeyler çıkarabilmesiydi. Örneğin içerik kalitesinin öneminin üzerinde durması bizim için önemli bir dersti. İnternet yayıncıları için ise en önemli nokta şuydu: “Trollerin ya da sahte isimlerin arkasına saklananların konuşmalarımızı gasp etmesine izin vermeyiz. Gerçek ismini vermeyen hiç kimsenin görüşlerine yer vermeyiz.”

Arianna Huffington çok sayıda gazeteci ile de söyleşi yaptı. Gazetecilerle söyleşirken, söyleşiyi kimin yaptığına karar vermek güçtü çoğu kez. Çünkü ilk önce karşısındaki gazeteciyi tanıyacak kadar soruyu Arianna soruyor, yanıtlarını aldıktan sonra da gazetecinin soru sormasına izin veriyordu. Söyleşinin sonunda ise gazetecilere kartvizitini uzatıyor ve “Seni çok sevdim, Huffington Post Türkiye’ye geldiğinde mutlaka bizimle çalışmalısın” diyerek gazeteciyi mutlu ederek uğurluyordu.

Basından büyük ilgi gören Huffington için gazetecilerle söyleşileri sunum aralarına ve gün içerisindeki boşluklara yerleştirmiştik. Bu söyleşiler zaman zaman aksadı. Söyleşilerin aksamasının nedenini aşağıda yazdım. Öğleden sonra ise dört ünlü gazetecinin katıldığı ve ‘Medyanın Geleceği’nin tartışıldığı panel ile Arianna yine sahnedeydi. Bu arada, fırsat buldukça dünyanın başka köşelerindeki insanlarla telekonferanslar yaptı. Akşam saatlerinde ise davetli bazı gazeteciler ve sponsorlarımızla düzenlediğimiz yemeğe katıldı. Yetmezmiş gibi, yemeğin sürdüğü iki saat içinde üç kez daha izin alıp odasına gitti, birkaç telekonferans yaptı ve döndü.

SERDAR ERENER: HUFFINGTON’IN REKLAMCILARA MESAJI NEYDİ?

Huffington, çok ilgi gördü çünkü başarılı bir girişimci. Üstelik bu başarıyı dijital mecrada yakalamış. İnsanlar doğal olarak bunun sırrını öğrenmek istiyorlardı. Belki salondakilerin birçoğu “Konvansiyonel mecralar bir gün son bulacak” türünden bir konuşmayla karşılaşacaklarını düşünerek geldiler ancak Arianna’dan bunu duyamadılar. Bundan çok,başarı için önemli noktalara vurgu yaptı. Örneğin sık sık hikaye anlatımının iyi bir içerik için ne kadar önemli olduğunu belirtti. Peki reklamcılar için en önemli mesajı neydi? Bunu da Huffington’ı dinlemeye gelen Serdar Erener’e sordum. İşte Serdar’ın reklamcılar için süzdüğü mesaj:“AOL Huffington Post’a 315 milyon dolar vermese biz bu hanımı bu kadar dikkatle dinlemezdik. İyi reklamcı olmak akıl gönül çelen içerik üretebilmektir. Arianna Huffington iyi bir içerik derleyici. İyi reklamcı olur muydu bilmem. Ama şu söylediği biz reklamcılar için de bence önemliydi: ‘Vatandaş gazeteciliği ancak çok iyi editörlükten geçirilirse bir işe yarar. Yoksa ortalık etkisiz içerikle dolar.’ Son zamanlarda tüketiciyi reklamcının yerine koyma hevesi çok kabarmış durumda. Halbuki ortaya çıkan, markalar hakkında hikayeler yaratma becerisinin hâlâ (ne mutlu biz reklamcılara ki) küçük bir yetenek grubunun elinde olduğu. Hayatta iyi hikaye edilerek anlatılmamış hiçbir içeriğin kıymeti yoktur. Huffington bunun kendi ürünü için de geçerli olduğunu söyledi. Gelen içeriği çok iyi ‘edit’ etme ihtiyacı ve etkili ‘storytelling’ açığı. Huffington’ın konuşmasının bende bıraktıkları bunlar.”

‘HUFFINGTON POST TURKEY’ İÇİN KIRAN KIRANA YARIŞ

Arianna Huffington benim konuğum olarak 13 Ekim’de neredeyse bir günlüğüne İstanbul’a geldiğinde medya devlerimiz adeta bir yarışa girdiler. Bir günün neredeyse tamamı programlanmış ve aksamadan devam edebilecek şekilde kurgulanmışken birdenbire bazı aksamalar başladı. Çünkü medya büyüklerimiz Arianna’yla görüşme yarışına girmişlerdi. Amaç Huffington Post Türkiye için bir ortaklık şansı yakalayabilmek.

Oysa tüm bunları öngörerek medya temsilcilerinin de Arianna ile görüşmelerini sağlayacak bir program hazırlamış, medya grup başkanlarını, CEO’ları, genel yayın yönetmenlerini akşam yemeğine davet etmiştim. Bir bölümü çeşitli mazeretleri nedeniyle katılamayacaklarını bildirmişti. Ama sonradan bizzat Arianna Huffington’dan öğrendim ki, bu kişilerin bir kısmı ve bazı medya patronlarımız konferansın yapıldığı Swiss Otel’e gelip Arianna ile görüşme yapmış.

Bu örnek bana bir kez daha öğretti ki, bizim ana akım medyamız hem centilmenlikten hem de şeffaflıktan hâlâ çok uzak. Belki de, Arianna’dan en az 10 yıl önce internette “vatandaş gazeteciliği”ne başladıkları halde, hiç bir ana akım medya grubumuzun Arianna kadar bir başarı elde edememiş olması bundandır.