Hıncal Uluç: Basın özgürlüğü basın patronları tarafından kısıtlanıyor

Gazeteci Hıncal Uluç MediaCat’e konuştu. Gazetecilikten hükümet-medya ilişkisine ve çapkınlık dedikodularına kadar hem de...

24.03.2008 - 09:39 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Gazeteci Hıncal Uluç MediaCat’e konuştu. Her konu hakkında bir görüşü olduğu için zaman zaman eleştirilen Uluç, bir gazetecinin ‘her şeyi’ takip etmesi gerektiğini düşünüyor. Biz de ona ‘her şeyi’ sorduk bu yüzden. Gazetecilikten hükümet-medya ilişkisine ve çapkınlık dedikodularına kadar hem de.

Her şeyi bilen adam o. Spor, politika, magazin, din, kadın-erkek, medya, eğlence vs… Hal böyle olunca medya kazanının kaynadığı günlerde bizim de ona soracak sorumuz çok tabii. Dünyanın hiçbir yerinde hükümetin medyadan hoşnut olmadığını söyleyen Uluç, yasama-yürütme-yargı’dan sonra dördüncü erkin medya olduğunu söylüyor. Ve Türk medyasını da görevini yapmamakla suçluyor. Çünkü kimse hiçbir şeyi eleştirmiyor.

Bir de “Ben cumhuriyetçiyim” diyor, “Türkiye tehdit altında” diyor, “Benim mesleğimi özgürce yapabilmem için başka gazetelerinde güçlü bir şekilde devam edebilmesi lazım”, “Oy her şey demek değildir”, “Balçiçek’e veda yazısı hakkı tanınmalıydı” diyor, “Sabah’ın daha çalkantılı günleri de oldu”, “basın özgürlüğünün günümüzde iktidarlar tarafından değil basın patronları tarafından kısıtlandığını düşünüyorum” ve “Adnan Menderes eğer şu anda Recep Tayyip Erdoğan’ın sahip olduğu medyaya sahip olsaydı zil takar oynardı” diyor.

Bunları neden diyor, neyin üzerine söylüyor Uluç? Hıncal Uluç’un bu fikirlerinin satır aralarını bu yazıda bulabilirsiniz.


Sabah gazetesi oldukça çalkantılı bir dönem yaşadı, hala daha da yaşıyor. Gazeteden ayrılan isimler olduğu gibi geri gelen isimler de oldu. Siz bu süreç içinde hiç ayrılmayı düşündünüz mü?

Hayır hiç düşünmedim. Sabah’ın çalkantılı dönemi de hala devam ediyor bu arada. Hala sahibi yok gazetenin. Benim açımdan önemli değil ama. Ben Sabah’ta ne çalkantılar yaşadım. Vatan’ın ayrıldığı gün gazete boşalmıştı. Ertesi gün basılabileceği kağıt, ay başı maaş verip veremeyeceği bile belli değildi. Gazeteyi kimlerin yapacağı da belli değildi. O zamanlar daha kötüydü. Bu çalkantı hiçbir şey. Şimdi hiç değilse devlet garantisinde gidiyoruz.


Sizce özgür bir basından bahsedilebilir mi Türkiye’de?

Basın özgürlüğünün günümüzde iktidarlar tarafından değil basın patronları tarafından kısıtlandığını düşünüyorum. Ülkede büyük gazete sayısının çok olması lazım, öyle olduğu zaman insanlar kolayca adam çıkartamaz. Bugün başka gazete yoksa ben Sabah’a mahkumum demektir. Sabah işime son vermesinde, ben de yaşam standartımı sürdüreyim demektir. Hep aynı örneği veriyorum; Sabah TMSF’nin değil de Turgay Ciner’in ya da Dinç Bilgin’in olsaydı Emin Çölaşan bu kadar kolay kovulabilir miydi? Emin Çölaşan ertesi gün Sabah’a gelirdi ve Sabah’la Hürriyet arasındaki tiraj farkı bir günde kapanırdı. Yani benim mesleğimi özgürce yapmam için Hürriyet’in de aynı güçle devam etmesi lazım. Ne yazık ki bugün Türkiye’de Hürriyet ve Sabah’ın dışında bir gazete yok. Akşam gazetesi bir türlü o potaya giremedi. Hürriyet olmasaydı belki beni de atmışlardı.


‘MENDERES ERDOĞAN’IN MEDYASINA SAHİP OLSAYDI ZİL TAKAR OYNARDI’


Türban meselesi, mahalle baskısı derken iktidar medyayı suçladı bu kaos için. Sizce de medyanın bu konuda bir suçu var mıydı?

Baş suçlu medya. Türkiye’nin bugünkü halinin baş sorumlusu medyadır. Üç erk vardır; yasama, yürütme yargı. Dördüncü erk anayasalarda yoktur ama her ülkede ne olduğu bilinir. O da medyadır.


Nedir medyanın yapması gereken o zaman?

Eleştiri yapmıyor medya. Yağcılık, yalakalık yarışı var. İktidara nasıl yaranırız diye düşünüyorlar.


İktidar da medyayı suçluyor ama…

İktidar hiçbir zaman medyadan memnun olmaz ki. Dünyada da böyle bu. Değişmez. Adnan Menderes zamanında matbaa kapatmalarına kadar gitti olaylar. Adnan Menderes eğer şu anda Recep Tayyip Erdoğan’ın sahip olduğu medyaya sahip olsaydı zil takar oynardı. Bu medyayı mı beğenmiyor başbakan? Kaç kişi var hükümeti eleştiren? Kaç gazete demiyorum bakın, kaç kişi var?

Röportajın tamamını MediaCat Nisan sayısında bulabilirsiniz.
Röportaj: Fulya Çimen