Hikâyenin geleceği

McCann İstanbul CEO'su Melda Barkın'dan hikâye anlatıcılığına dair.

11.12.2017 - 14:43 | MediaCat

0
paylaşım
İlk paylaşan sen ol!
Facebook
Twitter
-Share on LinkedIn
+
Nedir?

“Teknolojik gelişmeleri takiben insanlara ulaşmak için onların hayatlarına reklam kuşaklarıyla müdahale etmek yerine onların hayatlarının bir parçası olmak çok daha önemli” diyor McCann İstanbul CEO’su Melda Barkın, hikâye anlatıcılığının değişen reklamcılıkla nasıl evrildiğini anlattığı yazısında.

Barkın, MediaCat’in 25’inci yılı şerefine, hikâyenin geleceğini anlatıyor.

Hikâyenin geleceği

Hikâyenin geleceğiBir varmış, bir yokmuş…

Kim bu sihirli cümlenin devamını duymak istemez ki! İnsanlarda merak uyandıran, devamını dinlemeye yönlendiren gelmiş geçmiş en meşhur “teaser”.

Hikâye anlatıcılığı, insan denen varlığı diğer tüm canlılardan ayıran sosyal bir ihtiyaç aslında. Zaferler, yenilgiler, aşklar, nefretler hep bir hikâyeyle anlatılmış. Bu, milyonlarca yıl önce mağara duvarlarına çizilen resimlerden beri böyle. Bir hikâyenin olağanüstü güçleri var. Öncelikle yayılma hızı yüksek. Akılda daha rahat kaldığı için daha hızlı yayılabiliyor. Giriş bölümünde dinleyiciyi yakaladınız mı hikâyenin sonuna kadar tutabiliyorsunuz. Daha da önemlisi hikâyenin kahramanı büyük ihtimalle dinleyicinin de kahramanı oluyor. Hem de neredeyse bir ömür boyu.

Hikâyenin gücü

Böyle bir gücü hangi marka kullanmak istemez? Hikâye anlatıcılığı bir markanın iletişiminden ayrı düşünülemeyeceği için reklamdan da ayrı düşünülemez. En beğenilen reklamlar bugüne kadar hep iyi bir hikâye anlatmış olanlardır.

“Reklamcılık ölüyor!!!” naraları atılmasına rağmen aslında olan; reklamcılığın hep yaptığı gibi, insan ihtiyaç ve yaşam tarzları doğrultusunda hikâye anlatım şeklini değiştirmesidir. Apple’ın “1984” isimli reklam filminde anlatılan hikâye reklam kuşağında yaklaşık iki dakika boyunca yayınlandı. Günümüzde hikâye anlatıcılığı markalar için iki dakikalık reklam filmlerinden daha çok “içerik” dediğimiz yeni bir anlatım şeklini aldı. Teknolojik gelişmeleri takiben insanlara ulaşmak için onların hayatlarına reklam kuşaklarıyla müdahale etmek yerine onların hayatlarının bir parçası olmak çok daha önemli.

Yıllardır markaların “ben şöyle iyiyim, böyle şeyler yaparım” mesajlarını bilgiye bu kadar çabuk ulaşan tüketici pek dinlemek istemiyor. Onun yerine onu eğlendiren, eğiten, ilham veren, toplum ve dünya için iyi bir şeyler yapan, hayat değiştiren markalara yakın duruyorlar. Markalar hiç olmadıkları tarzda bir kahraman olmak durumundalar. Üstelik tüketicilerin artık milyonlarca kahraman seçeneği var. Hayat tarzları ve teknolojik yeniliklerle, tüketiciler artık istedikleri markayı, istedikleri yerde ve istedikleri şekilde dinleme özgürlüğüne sahipler. Güç iyice tüketicinin eline geçti. Bu yüzden markanın hikâyesinin doğru yerde, “doğal” bir şekilde ve paylaşmaya değer olması gerekiyor. Yoksa tüketici 1-2 saniye içerisinde hikâyenizi dinlemekten vazgeçebiliyor.

Anlatıcı işbirlikleri

Hikâye anlatıcılığının iletişimdeki en güzel örneklerini moda markalarından online alışveriş markalarına kadar pek çok farklı kategoride görüyoruz. Bir bilgisayar oyunu, VR veya bir sosyal medya fenomeni bir markanın hikâye anlatma platformu olabiliyor. Yazar, film yönetmeni gibi ünlü hikâye anlatıcılarıyla işbirlikleri yapılıyor. Fakat mecra ne olursa olsun ya da hangi hikâye anlatıcısıyla işbirliği yaparsak yapalım markalar için yazılan hikâyelerde hikâyenin dilinden içeriğine ve görsel dünyasına kadar her şey o markanın özünü ve değer yargılarını iyi yansıtmalı. En önemlisi samimi olmalı.

Önümüzdeki yıllarda tüketicileri hikâyelerin dinleyicisi olmaktan çok parçası hatta kahramanı ve hatta bizzat yazarı olarak görebiliriz. Reklamcılık için çok daha zengin ve geniş bir alanda var olma fırsatı var. Bu, ajansların çalışma modellerini mutlaka etkileyecektir. Reklam ajansları tüketicilere dokunabildikleri birçok farklı platform için hikâyeler yazabilen ve hatta bunları üretebilen yeteneklerle çalışmayı tercih edecekler. Her yıl, aynı şekilde tekrar eden yıllık iletişim planlarının yerini projeler ve buna bağlı olarak proje bazlı çalışma modelleri alacak. Kesinlikle daha heyecanlı bir hikâye!

Bu hikâyenin sonunda gökten üç elma düşecek. Biri markaların, biri tüketicilerin biri de reklamcıların başına…