‘Hikâye gıdıklıyorsa yürüyorum’

Kerem Çatay’la dizi sektörü üzerine…

03.02.2016 - 11:37 | Melis Madanoğlu Sözer

'Hikâye gıdıklıyorsa yürüyorum'
16
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

3-5 bölümde, final bile yapamadan sonlandırılan yapımlar, her bir projeye büyük riskle giren yapımcılar ve yeni bir projeyi onaylarken iki kez düşünen kanallar… Dizi sektörünün bu sorunları ne zaman çözülür bilinmez ama bu yapının sürdürülebilir olmadığı gün gibi ortada. Bütün bu sorunları bir de yapımcı tarafından dinleyelim dedik ve Ay Yapım’ın CEO’su Kerem Çatay’la bir araya geldik.

Ana meseleden başlayalım. Ne olacak bu dizi sektörünün hali?

Bu 15 yıldır tartışılıyor ama henüz bir yanıt bulunamadı. Dizi sektörü herhalde her türlü ortama alıştı, bir şekilde yaşamaya devam ediyor.
Hep konuşuluyor diziler ne kadar çoğaldı diye. Biz de bu gerçekten böyle mi diye bir bakalım dedik ve 98-99-2000’deki dizilerin bir listesini çıkardık. En az 90 taneydi. 100-110’u bulan sene var. Yani Türkiye’de dizi her zaman çok olmuş, çok da izlenmiş.

Reyting yüzünden hayatı biten diziler de bugünkü oranlarda mıymış?

Şimdikiler daha çok konuşuluyor. Magazin de artık bir anlamda diziler ve oyuncular üzerinden yürüyor. Eskiden spor daha etkindi. Şimdi, popüler gündemi biraz dizi ve etrafı belirlediği için daha çok göze çarpıyor herhalde.

Bu kadar emek verilen yapımların bu kadar kolay sonlandırılması konusuna çözüm bulmak için kanallarla orta yol bulabilecek mi yapımcılar?

Ben buna çok objektif cevap veremeyebilirim. Sonuçta bu da ticari bir ilişki. Bir kanalın zararına rağmen sineye çekme kararı bizim bazen iş adamı olarak bazen de duygusal olarak beklediğimiz bir durum ama hayatın gerçeği, zarar ediyorlarsa da bir yere kadar edebiliyorlar. Burada orta ve uzun vadede ortak iyilik için belli bir standart getirmemiz lazım. Belli bir bölüm sayısını görmek lazım. Finalsiz bitirmek o işin içindeki herkes için bir problem. Birtakım kanallar, yayıncılar artık bunu yazılı olmayan bir kural haline getirdiler, bir standart oluşuyor sanki. Ama günün sonunda şöyle bir şey var; bu ticari bir faaliyet, televizyon kanalı da ticari bir firma, eğer gerçekten zarar ediyorsa sineye çekmesini beklemek biraz naiflik olur.

Bu noktada yapımcı nasıl bir zararla karşı karşıya?

İşin asıl maddi yükü kuruluş aşamasında. Yayın öncesi işin arka planında altı ay civarı bir çalışma oluyor. Saha ekibi en az 2-3 ay öncesinde çalışmaya başlıyor. Ciddi bir yükle başlıyor. Biz yolda o yükleri kapatıyoruz. Dolayısıyla vaktinden önce biten diziler bir dizinin 3-4 katı kadar –işe göre değişir- yara açar ki bu böyle dekor yapılmış, yurtdışında çekilmiş bir dizi değilse.

Önünüze gelen projeleri onaylarken birkaç yıl öncesindeki güveni hissediyor musunuz yoksa şu anda çok daha fazla risk aldığınızı mı düşünüyorsunuz

Dışarıdan nasıl gözüküyor bilmiyorum ama ben o kadar ince hesaplı iş yapmıyorum. Mesela, bu sene şu tip hikâyeler tutuyor gibi şeyler okuyorum. İnanın öyle bir bakışımız yok. Bir huyum var. Amiyane tabirle eğer hikâye gıdıklıyorsa yürüyorum. Bunu kaybedersek üretken bir şirket olma refleksimizi kaybedebiliriz. Çok hesap kitap yapan bir adam değilim, bunun da genelde sonu iyi bitti.

Gelelim reyting sistemindeki sorunlara. Dizi sektörünün gelişimi hangi açılardan etkileniyor bu sistemde?

'Hikâye gıdıklıyorsa yürüyorum'Buna sorun diyemem, bu sistem bir tercih. Ya daha geniş bir evren kurulmasını tercih ediyorsunuz ki şu andaki sistem o. Ya da biz daha çok tüketici odaklı olacağız deniyor ki dünyanın genelinde de öyle. O da daha önceki sistem. Bir yapımcı olarak bu reyting sistemlerinin üzerine konuşmak bazen yanlış algılanabiliyor. Bizim de işimiz şu, değişen evrene ayak uydurmak, izleyicinin değişen zevklerini algılamak ve belki de buna dair dünyalar kurabilmek. İzlemesi daha kolay işler üretebilmek. Mutlu olursun olmazsın o kendi içinde yaşadığın bir durum. Ama şu anda yaptıklarımızın 7-8 sene öncesinden daha kötü olduğunu da söylemiyorum. İzleme alışkanlığı daha farklı olan hatta daha az televizyon izleyen bir denek yapısı tercih edilince işler de farklılaştı.

Bu bize ne kaybettiriyor sektör ve ülke olarak? Türk dizilerinin dünyadaki etkisi bir yumuşak güçtür. Türk dizileri dünyada yaklaşık 100 ülkeye satılıyor, bunların 70’inde ciddi bir alışkanlık yapıyor olması çok güzel. Oyuncusu için güzel, yazarı için güzel, yapımcısı için güzel. Şu anda Türk dizi sektöründe üretim yapan herkes, en azından yoğun üreten bir sürü insan yurtdışında çok değerli. Oyuncu arkadaşlar çok değerli. 10 yıl önce bunu kimse hayal edemezdi. Bundan 10 yıl sonraysa oyuncu adayı arkadaşlar kim bilir belki Hollywood’un içinde büyüyecek.

Bu yapılan tercihler yurtdışında rekabet avantajını kaybettiriyor. Bu oyunun sonunda da herkes kaybediyor. Ama duyduğuma göre bu denek evreninin içinde birtakım değişiklikler oluyor galiba. Açıkçası çok da fazla duymak istemiyorum, sonuçla ilgilenmek istiyorum. Çünkü denekler ne oldu demek bazen yanlış da algılanabiliyor.

Dizi ihracatı bu sıkıntıları ne ölçüde telafi ediyor?

Ay Yapım dizi ihracatı olmasa çok zorlanır.

Dizi ihracatıyla dönüyor diyorsunuz şirket.

Herkeste böyle mi bilmiyorum ama biz yurtiçinde aldığımız bütçeyle ancak mal edebiliyoruz, genelde de zararda oluyoruz.

Bu ne zamandır böyle?
3-4 yıldır bu şekilde. Bunu bu şekilde anons ediyor olmak ne kadar hayırlı bilmem ama evet, genelde bu şirket için değerli olan yurtdışı satışlarıdır. Çünkü eli yüzü düzgün; izlemekten, içinde olmaktan zevk aldığımız bir şeyin üretimi bizim için maliyetli.

Peki bu sistem içinde reklamverenden beklentiler neler?

Benim reklamverenden beklentim şu olur, reklam birim fiyatlarını yükseltsin, böylece biz de daha uzun diziler, rekabet şansı daha az olan diziler yapmak zorunda kalmayalım. Çünkü dön dolaş şuna geliyor; bu reklam birim fiyatlarıyla bu maliyetler bu sürelerde çıkıyor.

O yüzden mi 90 dakikalar bile eleştirilirken 150 dakikaya kadar çıktı diziler?

'Hikâye gıdıklıyorsa yürüyorum'Kanallarla yapımcılar arasındaki anlaşmalarda 150 dakika diye bir şey yazmıyor. 90 dakika yazıyor. 90 dakikanın üstü biraz itişmeden kaynaklanıyor. Televizyonda iyi veya kötü her şeyi izleyici refleksi belirliyor.

Şuna geliyor iş, aynı anda başladığınızı düşünün saat 21:00’da. Biri 90 dakikada bitti, diğeri devam ediyorsa izleyici ona geçiyor. Ve o dizi son 20 dakikada aldığı reytingle ertesi sabah sıralamada sizin önünüze geçiyor.

O zaman diyor ki yapımcı sahadaki yönetmene ve yazara, bu hafta 10 sayfa daha fazla yazalım arkadaşlar, bakın daha iyi olacak reyting. Yazıyoruz, daha da iyi oluyor. Bu sefer öbür yapımcı arkadaş diyor ki bunlar uzun yaptılar siz de bir 10 sayfa daha artırın. Ve bu böyle böyle 150 dakikaya kadar gidiyor.

Olan çalışanlara oluyor yani.

Şöyle de bir ironi var. 2003-2004’te 55 dakikalık bir dizi çektik. Yine altı günde çekiliyordu. Ve yine 20:00’da bitmiyordu akşam setler. Hatırlasın herkes, 55 dakikada da haftanın üç günü çekilmiyordu bu diziler. Tabii şu anda kullandığımız kameralar o zaman yoktu. Yani teknik ekipmanda birtakım farklılıklar vardı ama şartlar genel olarak aynıydı.

İnternetten izlenme rakamları nasıl dizilerinizin? Orası için bir formül geliştirilebilir mi?

Mesela şu andaki dizilerimizden Kara Sevda’nın sadece Ay Yapım’ın sitelerinden haftada 1,5-2 milyon izlenmesi var. Bakarsanız 4-5 reyting yapar. Oralar reklam alınsın diye değil, daha çok sadakat bozulmasın, bölümü kaçıran yakalayabilsin, televizyon izleme alışkanlığı olmayanlar da gelsin diye yapılıyor. Bunlar artık yeni mecralar, tüm dünyada olduğu gibi bir zaman sonra oraya başka şeyler üretilecek.

Netflix gibi platformlar Türkiye’de çalışır mı sizce?

Umarım çalışır. Sadece Netflix değil başka operasyonlar da var. Olmalı da. Asıl fark yaratacak olan, oraya özel yapılacak içeriklerdir.

Önümüzdeki dönem projeleriniz neler?

Bu sezon, Beyaz Gece adlı dizimiz başlayacak. Eylül’de de yeni projelerimiz olacak. 60 dakikalık bir dizinin hazırlığı içindeyiz. Bir süredir ekranlara ara veren Kıvanç Tatlıtuğ’un yer alacağı projeyi de hayata geçiriyoruz.

Son olarak da oyuncu ücretlerinden bahsedelim. Hemen her gün şu oyuncu şu kadar para alıyor ve dizinin maliyetini çok artırıyor gibi haberlere ve konuşmalara denk geliyoruz. Nedir oradaki sorun?

Hemen söyleyeyim. Gazetede çıkanların çoğu doğru olmuyor. Şöyle şeyler yaşadık mesela, birlikte çalıştığımız çok sevgili bir abim gazetede bir haber okumuş kendisi de dahil 6-7 tane oyuncunun ücretiyle ilgili, “bunlar bu paraları mı alıyorlar?” dedi. “Abi orada seninki de yazıyor, sen o parayı mı alıyorsun?” dedim. “Yok benimki doğru değil ama ya onlarınki doğruysa…” dedi.

Çoğu doğru değil, bu bir. Oyuncu arkadaşların da şunu hatırlamaları gerekiyor, hani diyoruz ya bu süreler çok uzun diye. Evet uzun ama kimsenin kazancı da 6-7 yıl önceki gibi değil, sette çalışan arkadaşlarımız dahil. Sebep sonuç derken iş buraya kadar geldi…

Şu bir gerçek, dünyanın her yerinde de böyle; eğer bir oyuncu arkadaş üzerine bir hikâye kuruluyorsa ve o kişi izleyicide merak uyandırdığından belli bir reytingi de varsa daha yüksek bir para alır. Orada işte kantarın topuzu kaçıyor bazen. Ben, kaçıranlardan olmadığımı düşünüyorum.