Hegarty’nin size bir mesajı var

Duayen reklamcıyla Cannes'da bir araya geldik.

13.07.2016 - 09:52 | Haluk Kasarcı

Hegarty'nin size bir mesajı var
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Sektörün yaşayan efsanelerinden Sir John Hegarty, Cannes Lions’tan kısa süre önce devreye giren Can Gold kampanyasıyla önemli bir inisiyatife imza attı. Bu yıl Altın Aslan’la ödüllendirilen tüm kazananları, yetersiz beslenen çocuklara “1 Altın Aslan maliyeti kadar” destek olmaya çağıran kampanyayı Sir Hegarty’den dinledik. “Gazlı içecek satmak kadar dünya sorunlarının çözümüne yardımcı olmaya çalışmak da güzel şey” diyen Hegarty’nin tüm meslektaşlarından tek ricası, işlerinden utanmamaları ve ne yaparlarsa yapsınlar samimiyet ve dürüstlükten ödün vermemeleri.

Festivalin hemen öncesinde duyurduğunuz Can Gold’dan biraz bahseder misiniz? Nasıl ve neden hayata geçirdiniz bu projeyi?

Can Gold’u yaparken aklımızdan geçen basitçe şuydu: Reklam dediğimiz şey yalnızca bir şeyler satmakla değil, iyi olabilmekle de alakalı olabilir. New York’taki ekibimiz “Egon yerine bir çocuğu beslesen daha iyi olmaz mı” diyerek fikri özetledi ki proje de tam olarak bu basit fikirden doğdu. Can Gold bu yıl Altın Aslan kazanan herkese “Egonu doyurdun, şimdi de buna ihtiyacı olan çocukları doyurur musun?” diye soracak. Bence bu, kazananları çok özel bir anda yakaladığı için çok hoş bir fikir. Kendinizi harika hissediyorsunuz, sizi ve işinizi tüm dünya alkışlıyor ve tam bu sırada bazı insanlar açlıktan ölüyor… Sektörün nasıl karşılık vereceğini görmek için önümüzde bir hafta var.

Bir Altın Aslan ile kaç çocuk doyar?

Peki, neden şimdi?

Neden olmasın? Fikirler bulur ve hayata geçirirsiniz… Burada Birleşmiş Milletler’in iklim değişikliği ve açlık gibi konuların çözümü yolunda attığı adımları konuşuyoruz ki Can Gold da böylesi hedeflerle paralellik gösteriyor. Ancak bunu yalnızca bu sebeple yapmadık. Fikri çok sevdik ve “Haydi yapalım şunu” dedik. Bana sorarsanız sektörümüzdeki insanlar her geçen gün “Ya evet sabun veya gazlı içecekler satmak gerçekten hoş ama bundan daha fazlasını satabilsek olmaz mı?” diyorlar. Bir şeyler satmak ve mümkünse bu olurken daha iyi bir şeylere sebep olan şeyler yapmak istiyoruz. Ben insanların gazlı içecek ihtiyacını karşılamanın da, dünyanın sorunlarını çözmenin de harika şeyler olduğunu düşünüyorum.

Reklamverenler de dahil olmak üzere reklam endüstrisinin samimiyetini yitirdiğini düşünüyor musunuz?

Reklamın her daim üstünkörü görülme tehlikesi vardır. Bu çok eski bir problem. Fakat bugünün her şeyin doğruluğunu görebilmenize imkân veren, her şeyi sorgulamanıza müsaade eden dünyasında bunun küçülmekte olan bir sorun olduğunu düşünüyorum. Markalar da çok daha şeffaf bir dünyada yaşadığımızı görmeli ve söyledikleri sözün arkasında durmalı.

Festivalin başladığı ilk günden bu yana jüri toplantılarında “hayır işleri” ile “sonuç odaklı işler”in karşı karşıya geldiği durumlarda takdir hakkının hep sonuç odaklı işlerde olduğu konuşuldu. Siz bu ikilinin arasındaki sınırı nerede çiziyorsunuz?

Bu, cevabı oldukça karmaşık bir soru… Ben insanlara ürünleri ve markaları tutundurma imkânı veren bir sektörde çalışıyorum ve bu iyi bir şey. Rekabet inovasyonu, inovasyon da çözümleri veya çözüm önerilerini beraberinde getiriyor. Yaptığımız şeyden asla utanmamalıyız. Bilakis, yaptığımız şey modern dünya ekonomileri için hayati önem taşıyor. Tüm yaptıklarımızı “iyilik” yolunda da anlamlı hale getirebilirsek ortaya bir kazan-kazan durumu çıkacaktır. Ben hep “Ne yaparsanız yapın samimiyetle ve dürüstçe yapın” diyorum. Bunu yapıyorsanız kimse sizden daha fazlasını bekleyemez. Ne yaparsanız yapın içinde bu iki öğe hep olsun.