“Hedefim prime time”

İrfan Değirmenci rekabetin giderek kızıştığı gündüz kuşağını ve kariyer hedeflerini MediaCat'e anlattı.

12.06.2014 - 10:17 | Haluk Kasarcı

İrfan Değirmenci rekabetin giderek kızıştığı gündüz kuşağını ve kariyer hedeflerini MediaCat'e anlattı.
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Yıllar önce bir iftar programı sunduğu Ostim TV‘de konuklara ikram edilen patates yemeğinin sunumundan dahi sorumlu olan İrfan Değirmenci, sekiz yıldır izleyenlerine bugünkü popülerliğini yakalamasında büyük pay sahibi olan gündüz kuşağından “Günaydın” diyor. Sevilen sunucunun niyeti ilelebet gündüz kuşağında kalmak değil. “Hedefim prime time’da geniş kitlelere haber sunmak” diyen Değirmenci bunun için bir oyun planı bile çizmiş.

Hepimizi kahreden Soma felaketi ile başlayalım. Birçok kişi bizzat orada yer almanızdan ötürü minnettardı. Kamera kapalıyken neler gördünüz?

Son zamanlarda yalnızca görevimizi yaptığımız için epey teşekkür alıyoruz ki bu da mesleğimiz için ciddi bir eleştiri sanıyorum. Görevini yapmayanların sayısı o kadar arttı ki… Gazetecilik görevini yapan parmakla sayılacak kadar az insan var ve onlardan biri olduğuma inanarak son çeyrek asırda tüm dünyada görülen en büyük maden ocağı felaketi karşısında stüdyodan yayın yapmam elbette ki mümkün değildi. Keşke daha fazla kalabilseydik çünkü oradaki insanların acısını paylaşmanın en kolay yolu onları dinlemek. Biz de orada bulunduğumuz süre boyunca insanları dinledik. Genç yaşında evlatlarını kaybeden, konuşurlarsa işlerini kaybedeceklerini düşünen aileyle konuştuk. O korkularını yenip konuştular, çocukları 15 değil 19 yaşındaydı. Tabii bunun arkasından şunu sormak lazım: 19 ölmek için uygun bir yaş mıdır?

İrfan Değirmenci rekabetin giderek kızıştığı gündüz kuşağını ve kariyer hedeflerini MediaCat'e anlattı.

Sekiz yıldır zorlu bir tempoda çalışıyorsunuz. Sizi yataktan çıkaran motivasyon ne bunca zamandır?

Gece 1 gibi haber merkezinde oluyor ve yepyeni bir bülten hazırlamaya çalışıyoruz sınırlı sayıdaki ekibimizle birlikte. Gün içinde olan biten her şeyi tek tek, kare kare izliyor, inceliyoruz. Bu son derece heyecanlı mesai bizi yataktan çıkarıyor. Hiç şikâyetçi değilim. Kamuoyuna size ayrılan iki saat boyunca, üstelik editoryal bağımsızlıkla, bir şeyler anlatma hakkına sahipsiniz, hem de Türkiye’nin en çok izlenen kanallarından birinde. İnsanlar medyanın bağımsızlığından artık iyice şüphe ediyor ama biz belki burada olduğumuz belki de sabah kuşağında olduğumuz için kendimizi daha özgür hissediyoruz. Sabah söyleyeceğimizi 8.45’e kadar, geri dönüşü olmayan biçimde canlı yayında söylüyoruz, bu bir tepki yaratacaksa da gün içinde yaratıyor. Eh, gün içinde de ben uyuyorum.

Kısa kısa…

  • Gazetecilik görevini yapan parmakla sayılacak kadar insan var ve onlardan biri olduğuma inanarak son çeyrek asırda tüm dünyada görülen en büyük maden ocağı felaketi karşısında stüdyodan yayın yapmam elbette ki mümkün değildi.
  • Belki de sabah kuşağında olduğumuz için kendimizi daha özgür hissediyoruz. Sabah söyleyeceğimizi 8.45’e kadar, geri dönüşü olmayan biçimde canlı yayında söylüyoruz, bu bir tepki yaratacaksa da gün içinde yaratıyor. Eh, gün içinde de ben uyuyorum.
  • Genç iletişimciler bana nereden başlamak lazım, büyük televizyonlara nasıl gireriz diye soruyor. Hep aynı şeyi söylüyorum, nerede başladığınız değil, başladığınız yerde ne yaptığınız önemli. Hiçbir işten gocunmadan çalıştım, iyi ki de öyle yapmışım.
  • Elbette bakıyorum Twitter’da olan bitene ancak orayı haber kaynağı olarak kullanmak yanılgıya düşürebilir sizi, buna çok dikkat ediyorum. Yardımcı olmuyor mu, elbette oluyor; ipuçları veriyor, insanların ne düşündüğünü kolayca görmenizi sağlıyor ancak haberi farklı kaynaklara doğrulatmak son derece önemli.
  • Amacınız para kazanmaksa, Türkiye’de bunun için çok ciddi fırsatlar bulmak mümkün. Televizyon haberciliğini, gazeteciliği para kazanmak için bir mecra olarak kullananlar yok mu? Çok. Sayıları da giderek artıyor. Onlar nasıl kazanır; bu, onların sorunu.

Ostim TV denince ilk ne geliyor aklınıza?

Patates yemeği. O dönem canlı yayına çağırdığımız misafirlerin ikramını da kendimiz hazırlardık. Ramazanda iftar programı sunuyordum orada, iftarda konuk ağırlayınca da bir şeyler ikram etmek icap ediyordu. Havva teyzemiz vardı, sağ olsun çok güzel yemek yapardı biz de sunuma yardımcı olurduk. Genç iletişimciler bana nereden başlamak lazım, büyük televizyonlara nasıl gireriz diye soruyor. Hep aynı şeyi söylüyorum, nerede başladığınız değil, başladığınız yerde ne yaptığınız önemli. Hiçbir işten gocunmadan çalıştım, iyi ki de öyle yapmışım.

Gündüz kuşağında haberin bu denli yükselmesinde çok önemli bir rol oynadınız. Bugün kuşak içinde birçok alternatif dolayısıyla da rekabet var.

Tespitiniz için teşekkür ederim, sabah kuşağına bir hareketlilik getirdimse ne mutlu bana. Artık neredeyse her kanalda bir sabah haberi var, bu rekabet bizi daha da enerjik kılıyor. Her sene rekabet halinde olduğumuz yeni rakipler buluyoruz karşımızda. Yalnızca reyting rekabeti de değil; seyirciye dolu dolu haber izletebilme mücadelesi bizi hâlâ dinamik tutuyor. Belki de bu yüzden 37 yaşında bir adama sabah haberlerinin genç, dinamik yüzü deniyor. Elbette ilelebet gündüz kuşağı benim diyecek durumum yok.

Rota ana haber mi yani?

Benim hiçbir zaman gizlemediğim bir hedefim var, prime time‘da geniş kitlelere haber sunabilmek. Bunun için oyun planını da kurmuş vaziyetteyim. Hedefe ulaşırım veya ulaşmam; ulaşamazsam da hedef değiştiririm. Değiştirmeyeceğim tek şey var bu da doğru bildiğimi söylemek. Kimse, hiçbir güç, hiçbir imkân ya da hiçbir baskı doğru olduğunu bildiğim şeye bu yanlıştır dedirtemez.

Gezi olaylarının üzerinden tam bir yıl geçti. Sizce ne oldu 2013’ün Mayıs ayında haber merkezlerinde? Medya kuruluşlarına karşı ciddi bir güven kaybından bahseden araştırmalar malumunuz.

Bu ülkede her şey farklılaştı. Medyaya bakış açısı da, kurumlara güvenilirlik de. Son zamanlarda hep gece uyku uyuyamadığından yakınan insanlardan mesajlar alıyorum. Bu bir anda, pat diye olan bir şey değil, bir sürecin sonunda gelinen nokta. Bu süreç nereye evriliyor? Umarım iyi bir yere doğrudur. Hepimiz aynı gemideyiz ve içindeki insanları yaşatarak bu gemiyi yüzdürmeye devam etmemiz gerekiyor. Bunun için de insanlığı kaybetmemeli. Onun da tek şartı vicdan sahibi olmak.

Twitter başta olmak üzere sosyal medyayı aktif biçimde kullanıyorsunuz. O alana yaklaşımınız nasıl?

Yeni mecrada şöhret olmanıza gerek yok, yazdıklarınızla şöhret olma şansınız hep var. Buradan başka bir yerde çok önemli, başarılı şeyler yapmanıza gerek yok; sadece burayı iyi kullanarak da geniş kitlelere ulaşabilirsiniz. Burası bütün modern ve özgür dünyanın söz söylediği bir alan; belki de bu yüzden tepki görüyor, bilemiyorum. Benim de çok hoşuma gidiyor. Açıkçası mesafeli yaklaşıyordum ama benmiş gibi yapanları görünce girmek durumunda kaldım ve zamanla kullanır oldum. Twitter‘da hayli aktifim ancak Facebook‘a nadiren bakabiliyorum.

Twitter’ı bir haber kaynağı olarak kullanmak meselesine ne diyorsunuz?

Elbette bakıyorum olan bitene ancak orayı haber kaynağı olarak kullanmak yanılgıya düşürebilir sizi, buna çok dikkat ediyorum. Yardımcı olmuyor mu, elbette oluyor; ipuçları veriyor, insanların ne düşündüğünü kolayca görmenizi sağlıyor ancak haberi farklı kaynaklara doğrulatmak son derece önemli. Bir de tabii manipülasyon mümkün. Tabii ki takip edeceğiniz kişileri siz seçiyorsunuz ben de çok güvenebileceğim bir takip listesi oluşturdum ancak yine söylüyorum, Twitter’daki tüm bilgiler bir doğrulamaya ihtiyaç duyuyor.

Geçtiğimiz haftalarda yayın yasağınız nedeniyle evinizden yayın yapmak durumunda kalmış buna karşın sosyal TV reytinglerinde çok başarılı sonuçlar almıştınız. Bir gün “hiçbir yerde olmuyor artık kardeşim” deyip internet yayıncılığına dönme ihtimaliniz var mı sizce?

Umarım günün birinde bunu yapmak zorunda kalmam. Ben bunu yapmak zorunda kalmışsam, inanın o Türkiye daha iyi bir Türkiye değildir.

İrfan Değirmenci rekabetin giderek kızıştığı gündüz kuşağını ve kariyer hedeflerini MediaCat'e anlattı.Profesyonel bir televizyon habercisinin evine hapsolarak, internet üzerinden yayın yapmaya çalışır hale gelmesi bence çok yaşanılası bir ülkeyi tarif etmiyor. Maalesef bizim mesleğimizde her an işinizi kaybetme riskiyle karşı karşıyasınız, eğer öyle olursa internet yayıncılığı B planlarımdan biri olabilir. Ticaret yapmayı bilmiyorum, bir zanaatım yok, şiir, roman yazamam. Bildiğim tek şey haber yazmak, anlatmak. Bunu ne kadar fazla yerde yapabilirsem o kadar iyi olacak. Maddi anlamda değil tabii. Zaten amacınız para kazanmaksa, Türkiye’de bunun için çok ciddi fırsatlar bulmak mümkün. Televizyon haberciliğini, gazeteciliği para kazanmak için bir mecra olarak kullananlar yok mu? Çok. Sayıları da giderek artıyor. Onlar nasıl kazanır; bu, onların sorunu. Otosansür uyguladım biraz, farkındasınızdır. Genç iletişimcilere hep söylüyorum, hedefiniz para kazanmak mı; vazgeçin. 18 yıldır bu işi yapıyorum; hâlâ borçla aldığım evimin kredisi bitsin de rahat nefes alayım diye gün sayıyorum. Son zamanlarda bunu da sık söyler oldum, ayıp olmuyordur diye umuyorum.