Hakkı Devrim Eli Acıman’ı MediaCat’e anlattı

Hakkı Devrim deyince dururuz şöyle bir. Saygıdan. Mesleğine, bilgisine, tecrübesine veya yaşına. Fark etmez. Gençlerin ‘el sürmek’ istediği bir dede modeli o. Tesadüf değil. Çoğu evde eskilerden hikayeler anlatan dedeler yok artık. Hakkı Devrim MediaCat’e reklamcılığın ‘o zamanlarda’sını anlattı tadına doyulmayan üslubuyla: Eli Acıman’ı, ağaçlara asılan ilk reklam afişlerini, ‘reklamcı dediğin adamın’ duruşunun nasıl olması gerektiğini…

26.11.2007 - 12:10 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Hakkı Devrim deyince dururuz şöyle bir. Saygıdan. Mesleğine, bilgisine, tecrübesine veya yaşına. Fark etmez. Gençlerin ‘el sürmek’ istediği bir dede modeli o. Tesadüf değil. Çoğu evde eskilerden hikayeler anlatan dedeler yok artık. Hakkı Devrim MediaCat’e reklamcılığın ‘o zamanlarda’sını anlattı tadına doyulmayan üslubuyla: Eli Acıman’ı, ağaçlara asılan ilk reklam afişlerini, ‘reklamcı dediğin adamın’ duruşunun nasıl olması gerektiğini…


Yakın arkadaşınız Eli Acıman. Biraz onun reklamcılığını anlatır mısınız? Nedir Acıman’ı Acıman yapan?

Eli Acıman’ı ben tanımıyorum o zaman. Safa bey tanıyordu. Ona müracaat ettik geldi, tanıştık. Ben ‘bu reklamı nasıl yapalım’dan önce adamı gördüm hemen. “Efendi! Sen para kazanıyorsun, daha iyi kazanmak için beni dikkate almalısın! Yani üretirken de benimle istişaren olmalı ve satarken bana muhtaçsın; ben olmasam hiç değilse %33 kaybedersin sen” havasını veren bir adam girdi çünkü salona. Acıman dolaşır şöyle bir. Biraz düşünür dolaşırken. Bayılırım. Yani şimdi kendini bana öyle satamıyorsa reklamcı, benim malımı nasıl satar ki? Ben o zaman güvenmem ki ona. Değil mi? Satımı olmalı reklamcı dediğin adamın. Acıman mütehakkimdir. “Aaa, bu adam benden fazla bir şeyler biliyor” diye şöyle bir toparlanırsınız. Bu prezantasyondur, önemli bir şeydir. Ben ehemmiyet veriyorum. Kavgalar ederdik. Safa Bey hakem olurdu. Ekoldür yani Acıman. Çok iyi bilir bu işin nasıl yapılacağını. Larousse için çok iyi bir lansman yaptı. O vesile ile tanıştık. Larousse’u çıkarana kadar Yeni Sabah’ın bütün reklam metinlerini ben yazardım. Hatta Yeni sabahın bir reklam cümlesi vardır, rezil bir şeydi: Gün doğar, sabah olur, herkes Yeni Sabah okur. Onu yürürlükten kaldırana kadar akla karayı seçtim ben. Çok da beğenmişler; kafiyeli ya evladım!


Reklamcının duruşu her şeyden önce mi gelir?

Müthiş, müthiş! Reklamcılıkta en önemli şey. Yanında yaratıcılar, büyük kabiliyetler falan olsun istediği kadar… Para kazandığı için “Her şeyin doğrusunu ben biliyorum, sen kaç para kazanıyorsun ki? Benim akıllı olduğum belli değil mi?” diye düşünür pek çok gazete sahibi; Allah selamet versin! Acıman’ın büyüklüğü, dikkati çeken tarafı bence budur. Acıman, adama ‘bir reklam fikrini’ değil, reklam diye bir düşüncesi, meselesi olması gerektiğini anlatır. Ondan sonra sen girer, ne düşünüyorsan, müdafaa edebilirsin ama Acıman’ın yaptığı giriş ayrı bir şeydir. Stili, ilişki kurma yeteneği, kişiliği çok farklıdır. Acıman’ı çok seviyor olmam durup dururken değil yani, kaç kişiyle tanıştım yol boyu… Eli Acıman gittiği zaman muhatabını sahiden etkiler ki o muhatap çoğu zaman muvaffakiyetiyle mağrurdur.
Bir de Yahudi kıvraklığı vardır tabii Acıman’ın. New York mizahı da Yahudilerden soruluyor, bu bir tesadüf değil.


Radikal’in tabloide dönmesine nasıl bakıyorsunuz?

Ben 80 yaşında bir adamım, 55-60 senedir gazeteciliğin içindeyim. Yazı yazdığım gazetenin tabloide döndüğünü başkalarından işittim. Radikalin okuru da epey tabloid boy gazete okuyabileceğe benziyor ama yine de ben tabloidin, çok gürültü çıkaran gazetelerin boyutu olduğuna inanıyorum. Dünyadaki tatbikat o. Bu haberi alınca gazeteyi düşünmedim. “Madem onlar bana sormadılar, ben onları niye düşüneceğim?” havasına girdim. Yorum almak için insanlara yolladıklarını bile sizden öğreniyorum şu an. Küsmekte haklıyım. Hakları var; çok genç bir gazete, beni çok yadırgadıklarını zannediyorum. Belki de “bu ihtiyarlardan biri bitse de…” diye bakıyorlardır. Çünkü orada Nur Çintay mıdır nedir, bir yazar, 3-4 resim koyup; “Bunlar kolay kolay da gitmezler bu meslekten, ölmezler” diye yazdı. O kadın orada yazı yazabiliyor mesela. Neyse… Subaylar çok hoşlanacak herhalde bu yeni tabloidden; esas duruşa geçmiş köşe yazarları. Benim umurumda değil. Ben kendimi çok yabancı hissediyorum.

Yazı: Selin Akıncı

Söyleşinin tamamını MediaCat’in Aralık sayısında okuyabilirsiniz.