‘Habercilik yapan hırpalanmamalı’

Ağustos başında CNNTürk ve Milliyet’in Washington temsilciliğini bırakıp Habertürk’e geçen Ahu Özyurt habercilik kariyerine son sürat devam ediyor...

11.11.2009 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Ağustos başında CNNTürk ve Milliyet’in Washington temsilciliğini bırakıp Habertürk’e geçen Ahu Özyurt habercilik kariyerine son sürat devam ediyor. Özyurt açısından hassas bir döneme denk gelen söyleşimizde son dönemde haber kanallarını meşgul eden önemli gelişmeler hakkında enine boyuna tartıştık.

Washington deneyiminiz nasıldı ve dönme kararını nasıl aldınız?
Çok güzel bir dönemdi. Çok kirtik bir seçimi takip etme şansım oldu. Sonrasında patlayan ekonomik süreci takip etme şansım oldu. Bana göre çok güzel bir, iki yıla yakın süre geçirdim gazetecilik açısından. Çok verimli, asla fiyat biçemeyeceğim ölçüde büyük bir tecrübe. Hesabıma göre bir sene daha kalmayı planlıyordum. Ruşen Çakır’ın ve Murat Yetkin’in bana verdiği akıl oydu. Üç seneden fazlasında kendinden yemeye başlarsın diyorlardı. Önümüzdeki sene Kasım veya belki Obama’nın ilk ara seçimi  sonrası dönerim diyordum ama hem burasıyla yaptığımız temas hem o zaman çalıştığım kurumlar ve CNNTÜRK ve Milliyet’in kendileri içerisinde farklı bir yöne gidecek olmaları, artık orada kalmanın o iki kuruma birşey katmayacağını fark ettim ve bunun da beni gazetecilik açısından körelteceğini düşündüm. Onun üzerine burada da fırsatı denemeyi istedim. Türkiye’nin değişim içinde olduğu bir dönem denk geldi ve ben bunu dışarıdan seyretmekten çok huzursuz oluyordum. Sadece söyleyecek sözüm olduğu için değil, böyle dönemlerde doğru habercilik yapılması gerektiğine inandığım için. Dışında kalsaydım hakikaten suçlu hissederdim kendimi… O yüzden palas pandıras bir şekilde attım kendimi buraya.

Peki Habertürk nasıl gidiyor?
Ağustos başı gibi Habertürk’e geçtim. Yabancısı olduğum insanlar değil, hepsi daha önce çalıştığım arkadaşlar. Ama değişik bir yapı, yeni bir kurum.

Önceden de haber kanalı tecrübeniz var. Habertürk’e girdiğinizde farklı birşey algıladınız mı, bir farklılık hissettiniz mi?
Yıllar önce ATV’den beri beraber çalıştığım arkadaşlarımı gördüm. Çok ait olduğumu hissettim. Habercilik anlamında teknolojiye çok iyi yatırım yapıldığını gördüm. Mesela CNNTÜRK’teyken elimizde olmayan yabancı ajansa burada ulaşma imkanımız olduğunu gördüm. Bana göre habercilik için bütün malzemeler elimizde. İki farklı ekol var içeride. Bir haber kanalcılar var bir de prime-time’cılar denen bir grup var. Editör olarak çok iyi anlaşan bir arkadaş grubuyuz ama habere bakışta iki farklı ekol çarpışıyor. ‘Hani prime time mantığıyla haber kanalı yapılabilir mi?’ Bu kaosun içinden bir model çıkacaktır.

Obama’nın kampanyasını yakından takip ettiniz. Bizim siyasetçilerimizin yapamadığı ne yaptılar? Çünkü neredeyse bir mucize gerçekleşti. Nasıl gerçekleşti bu?
Benim gördüğüm çok çekirdek bir ekip var adamın etrafında. Kendisinin de ama büyük ölçüde şekillendirdiği bir vizyonu var. Ve o ekip ortak bir mesaj bulmak ve bunda ısrar etmek konusunda çok ustalar. Bir mesaja karar verene kadar çok tartışıyorlar. Ama ondan sonra da kımıldamıyorlar. İttirebildikleri kadar kamuoyunu ittiriyorlar. Ufak tefek kendilerine manevra alanları bırakıyorlar ama temel anlamda mesajından hiç kımıldamıyor ve inatla üstüne gidiyorlar. Türk siyasetinde benim gördüğüm kadarıyla AKP bunu dış politikada biraz da kırarak dökerek yapıyor. CHP’deki sıkıntı böyle inat ettiği bir konu olduğu hissiyatını maalesef seçmenine vermiyor. MHP, içinde belki en tutarlı ama en sessiz ve derinden sadakatle kendi çizgisini koruyan bir parti. O açıdan belki DTP de öyle, bunlar hafifçe oylarını artırabilecek partiler. Bunların mesajları tek ve o mesajda ısrar ediyorlar. Obama’nın mesajları daha bir insancıl daha barışçıl.

Bizim liderlerimizin farkı ve zaafı benim gördüğüm, takıntılılar. Kompleks derecesinde takıntılılar. Obama benim hatırladığım en az 4 kere filan hata yaptım dedi. Yanlışını da kabul edebilen bir adam, onu da düzeltebilen bir adam.

Bizim siyasetçilerimizin böyle bir beyin takımı yok daha çok lidere dayalı bir anlayış var fakat AKP’de var mı böyle bir ekip?
Başbakan’ın böyle bir yakın kurmay grubu var. benim gördüğüm temel sıkıntı Başbakan’ın zaman zaman bu kurmaylarına küsmesi. Kızıyor mesela ve iki sene yanına sokmuyor. Obama’nın etrafındakilerin içinde, kendisine sert de konuşabilen, içlerinde kadın da olan, yakın arkadaşı olan insanlar da var. Ve o da onları dinliyor.
 
Peki Yunanistan ve Almanya seçimlerini de takip ettiniz mi?
Almanya’yı biraz. Yunanistan’ı da açıkçası bir sene öncesinde Yunan gazeteci arkadaşlar sonuçların böyle çıkacağını söylüyorlardı. Çok sürpriz değil. onlar farkı daha küçük bekliyorlardı, böyle değil.

Bize yarar mı bu seçimlerin sonuçları?
Bana göre önemli dersler var. Mesela Almanya’yı sağa kaydı gibi görüyoruz ama aslında o liberal parti, sağın sol oylarını alarak oraya gelmiş. İşte çevreci gündemiyle açık ticaret vs gibi biraz daha liberal ekonomiyle. Şimdi bir sağ koalisyonu oldu diyoruz ama o belki de biraz daha solda bir sağ koalisyon. Yunanistan örneği bana göre tam bir Akdeniz modeli ve bu bir trende dönüşüyor. İspanya’daki Portekiz’deki gibi… İtalya da bana göre geliyor. Bu Akdeniz havzasında ciddi bir sol dalga var.

Biraz vaatler mi değişmeli?
Krizde işsizliğin artacağını Obama söyledi. Bu uzun sürecek, kötü, iyi demeyin, piyasa yükselebilir ama umurumda değil, bunun daha yolu var dedi. Kitleleri kötüye alıştırınca iyiyi anlatmak daha kolay. Başbakan da tersini yaptı kriz yok dedi, teğet geçti dedi. Ondan sonra üniversitelilerin karşısına çıkıp herkesin üniversiteye girmesi gerekmiyor diyor. Her üniversiteli iş bulamayabilir diyor. Bahsettiği çok basit ekonomik bir gerçek ama üniversite öğrencilerini karşısında bunu söylemek kadar bana göre iletişim hatası taşıyan bir şey olamaz.

Önümüzde yine bir seçim var. AKP iktidarı zayıflar mı ya da hangi parti AKP karşısında daha güçlenmiş olabilir?
Belli parametreler var aslında. Adil Gür de bir anket yapmış. Kararsız damar çoğalıyor. O kararsızların bir kısmı AKP’ye yakınız demişler ama o aynı zamanda AKP’den kopup kararsız olduklarını gösteriyor. O grup ne olacak 18’lerde gibi bir rakam, 20’ye çıkarsa koalisyon dönemlerinin işareti demektir.

Son koalisyonlar bize pek yaramadı…
Ben onu da tartışırım. Bana göre DSP-MHP koalisyonu ucuna kriz eklendiği için hepimizin akında öyle kalıyor ama bu ülkedeki en önemli siyasi değişiklikleri yapabilmiş  koalisyonlar.  İdamı kaldırmak MHP gibi bir parti için imkansız sayılır. Bundan sonra bana göre önümüzdeki sınav, olası bir türban yasağını kaldırmak vs. bunlar koalisyonlar yapılabilecek şeyler.  Doğrusu da odur aslında.

Bizim seçmen iç politikadaki hamlelere mi yoksa dış politikadakilere mi itibar eder?
Dış politikada gösterilen çıkışları seçmen takdir ediyordur. Muhalif partilerden bile takdir topladığını düşünüyorum ama sandık Adil Gür’ün de dediği gibi cebine bakıyor. Açılımdan çok katkı payına bakacak. Hastanede ödediği katkı payı üzerine kızgınlıkla oy verecek seçmen.

Ermenistanla protokol imzalandı ve yine anlamlı bir dönemde bir de milli maç oynandı. Taraftar konusunda nasıldı izlenimleriniz?
Biz orada iki şey gördük. Bir defa Bursa taraftarı ve Bursa halkı çok zan altındalardı. Bursa benim büyüdüğüm şehir. Bizim Ermeni, Rum, Levanten komşularımız vardı. Çok değil 15 sene öncesinden bahsediyorum. Farklı isimler normaldir Bursa’da. Ermeni gazetecilerin grubunda bir miktar endişe vardı. Bu zaman zaman Rumlar’da falan da gözükür. Ama küçük şehirlerde herhangi bir sorun olmadığı aşikar. Bana göre esas İstanbul, İzmir gibi çok göç alan şehirlerde dinamiklerin nasıl değiştiğine bakmak lazım. Ermenistan konusu bana göre artık Türkiye’nin çözmek üzere olduğu bir meseledir.

Aynı mesele Yiğit Bulut ile sizin aranızda bir tartışmaya yol açtı…
O tamamen loijstik bir tartışmaydı. Bir yayında 5 kişi oturur mu oturmaz mı, ekranda iyi durur mu durmaz mı kavgasıydı.

Eşyalarınızı toplayıp gittiğiniz doğru mu, ayrılma noktasına geldiniz mi?
Doğru. Bana binayı terk etmem söylendi. Ben de terk ettim.

Sonrasında tatlıya bağlandı sanıyorum işinizin başındasınız…
Umuyorum… Derginiz baskıya girdiğinde hala orada olacağımı umuyorum.

Yayına Özlem Gürses’le beraber çıkmak istemediğiniz doğru mu?
Hayır, tam tersine. Bana ihtiyacı yok Özlem’in. Bizim Özlem’le hukukumuz 12 sene öncesine kadar gider. Özlem’in yanına oturdum. Dedim ki böyle yayınlarda ekranın bir tane yüzü olur. Özlem de bana ihtiyaç duyan birisi değil. Ayrıca yukarıda insana ihtiyaç var. Hani genç bir spiker arkadaş olur, bu meseleyi bilmez, ben oturur desteklerim ama Özlem’in böyle bir ihtiyacı yok. Benim yukarı çıkıp Washington’ı aramam lazım, Brüksel’i aramam lazım, ne oluyor diye sormam lazım. Temel olarak da kavga bundan ibaret. Yiğit Bey benim ekranda kalmamı istiyordu, ben de yukarıda masada bana daha çok ihtiyaç olduğunu söylüyordum.

Sonrasında?
İkimiz de bunun uzamaması gerektiğini, haber merkezlerinde böyle şeyler yaşanabileceğini, bunların haber kavgası olarak kalması gerektiğini düşündüğümüzü söyledik. Benim  çözemediğim, aynı gün Doğan Grubu’na haciz falan konuşulurken benim telefonlarım susmadı!

Doğan Grubu’na kesilen cezayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Valla rutin uygulamalardan cezalar her firmaya dönem dönem kesiliyor. Ama bu boyutta bir şey biraz soru işaretlerini arttırıyor. Okuyucu izleyici bundan tedirgin olur mu etkilenir mi çok emin değilim ama basın adına rahatsızlık verici birşey. Grup büyük olabilir, bunun büyüklüğü sizi rahatsiz ediyor da olabilir. Okuyucu notunu verir. Şimdi o dönemi desteklediği iddia edilen Doğan Grubu’nda biz Cumhuriyet Mitinglerini yayınlamadığımız için izleyiciden çok tepki gördük. Neyle sonuçlanacağını çok kimse bilemiyor.

Bu grubun anahtarı isteniyor olabilir mi? ‘Kapat git’ deniyor olabilir mi?
Valla pek istemiyorum kabul etmek ama galiba böyle birşey. Ben bunun Amerika’da pazarlandığını gördüm.

Açar mısınız biraz daha, ne pazarlanıyordu?
Bazı isimlerin Amerika’ya gelip resmi yetkililere Doğan Grubu’nu bilfiil şikayet ettiğini, zaman zaman siyaseten iftira sayılabilecek şeyler söylendiğini, böyle bir müdahaleye zemin hazırladıklarını…

Amerika’daki siyasi yetkililere mi?
Evet, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na. Düşünce kuruluşlarına -ki bunların bazılarına Doğan Grubu, TÜSİAD bağış da yapar. İngilizce olarak, çok doğru olmayan şeyler yazıldığını çizildiğini gördüm, bunların içinde bazı dini gruplar da var. Orada görev yaparken bunları gerekli kişilere de söyledim.

Nasıl karşılandı?
Sessizlikle karşılandı. Bilgileri vardı muhtemelen ya da en azından gerekli yerlere iletildi. Ben Doğan Grubu’ndayken Mart Nisan ayı itibariyle gruba yönelik çok sert birşeyin gelmekte olduğunu görüyorduk. Ama bu kadar büyük bir son darbe olacağını düşünmemiştik.

Nereye varır sizce peki?
Mali açıdan çok bilemiyorum. Ben ne söylesem siyasi olacak. Grup önemli bir sestir ve yine de bu ülkenin tartışma ortamındaki muhalif sesleri bir arada bulundurabilen bir gruptur. Severiz sevmeyiz ama bu ülkenin en kuvvetli tartışmaları bu gruplarda başlar ve bu grubun gazeteleri aracılığıyla yürür. Çok sattığını iddia eden diğer gazetelerin manşetlerinde haber koyamadıklarını, bir tartışmayı yürütemediklerini bile görüyoruz. Doğal olarak bunlar habercilik yapan yerler. Bana göre bunların hırpalanmaması gerekir. Evet grupla siyasi bir hesaplaşmanız olabilir ama habercilikle olmaması gerekir. Çünkü bu habercilik size de gerekecektir. Umarım basın adına daha sağlıklı bir sürece gireriz ama endişeli bir süreç olduğu ortada.

Eskiden bu kadar tematik anlamda haber kanalı yoktu. Şu an büyüklü küçüklü bütün medya grupları bir haber kanalı kurma peşinde. Bunun altında ne olabilir sizce?
Bazılarının gerçekten siyasi amaçta olduğu hissiyatını taşıyorum. NTV bile bu piyasada bugün kendi başına ayakta durmak ve kendi masrafını karşılamak için çok ciddi uğraş veriyor. Biraz da şunu gösteriyor: Herkes kendine konuşacak bir alan açmaya çalışıyor. Demek ki mevcut alanlan herkesi yeterince içine almıyor. Ya da herkese kafi derecede söz hakkı tanımıyor.

Kötü komşu adamı ev sahibi mi yapıyor?
Tam öyle değil. Biraz ona benziyor ama kuranlar da bazen kendi borazanlarını öttürmek için kuruyor, onlar da başkalarını almıyorlar. Onlar da zaman zaman çok demagojik, tek taraflı, etiketleyici yayınlar yapıyorlar, yeni kurulanlar. İşini iyi yapan devam eder ama bazılarının hakikaten kârlı modeller olmadığını biliyoruz.

Ahu Özyurt’u ileride nerede göreceğiz?
Galatasaray’a yönetici olmayı isterim. Sevgili Başkan Özhan Canaydın’ın bütün baskılarına rağmen hala aidatı denkleştirebilmiş değilim. Ama bu sefer Adnan Başkan’la niyetim var.

Bir spor kanalında görebilir miyiz sizi?
Çok emin değilim. O işin ustaları var. Spor kanalı yönetmek keyifli olur tabii. Burada çok kavgasını veriyoruz spor yayınlarımızın artırılması için. Benim izin gelecek ne diyorsa o. İyi bir yazarlık, köşe yazarlığı, kitap yazarlığı, dönem dönem sahaya çıkabileceğim, Hasan Cemal gibi Christiane Amanpour gibi bir model. Uzun belgeselimsi diziler yapabileceğim, ortamlar bana keyif verir. Veya tamamen bambaşka bir şekilde dizi senaryosu yazabilirim. Bir noktada çok yaşlanırsam yapacağım da odur yani. Konsept danışmanlığı gibi siyasi diziler yazarım. Bir tane sit-com planı var kafamda mesela. Karakterler belli. Çok da tanıdığımız isimler onların hayatı. Tabii oturup bunu da yazmam lazım, konuşarak olmuyor.

Röportaj MediaCat Kasım sayısında yayınlanmıştır