Haber kıtlığından ilgi kıtlığına geçişte yurttaş gazeteciliği

University of North Carolina'dan Yrd. Doç. Zeynep Tüfekçi: "Yurttaş gazeteci haberi mutlaka yakalar."

22.10.2012 - 14:50 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Bir zamanlar, bir başka dünyada, arzı az olan nesne haberdi. Haber değeri olan olaylar az değildi ama bu olayların haber olma şansı olayın olduğu bölgede bir gazetecinin bulunmasına, o gazetecinin haberle ilgili resim, görüntü ve bilgi toplayabilmesine; bu görüntü, resim ve bilgileri sağsalim çalıştığı merkeze gönderebilmesine; bu merkezdeki editörlerin siyasi, ticari ve kişisel baskılara kapılmadan haberi yayınlamaya karar vermesine bağlıydı. Ancak bu zincirin herhangi bir halkasında kırılma olmazsa haberi gazeteden veya televizyondan öğrenebiliyorduk.

Örneğin Şubat 1982 yılında Suriye devlet başkanı Hafız Esad, Suriye’nin Hama şehrinde İslâmi Kardeşler’in başını çektiği bir ayaklanmayı kanla bastırdı—hâlâ ölü sayısından kimse emin değil. Belki 10 bin belki 20 bin, belki 40 bin üstelik çoğu da sivil insan öldürüldü. Bırakın olayın detaylarını, dünyanın haberin kendisini duyması aylar aldı.

21. yüzyılın arzı az olan nesnesi artık haber değil, habere ilgi ve haberin doğruluğuna olan inanç.  Bu ikisi birbiriyle ilgili ama aynı şey değiller. Bunları biraz açalım.

Haber arzı artık bir gazetecinin herhangi bir yerde olmasına bağlı değil. Aksine, herhangi bir olayın yakınlarında bir cep telefonu kullanıcısının bulunması yeterli. Günümüzün cep telefonları, neredeyse en ucuzları bile, en azından resim çekiyor ya da video alabiliyor. “Tesadüfi” gazetecilerimiz her gün ortaya çıkıyorlar: bir uçak New York’ta Hudson nehrinde indiğinde bunun ilk resmi tabii ki kıyıda yürüyen bir “sivil”den geliyor bize, bir profesyonel gazeteciden değil. Usama bin Ladin’in Pakistan’daki evine olan baskın canlı olarak yan evde oturan komşusu tarafından “tweet” olarak yayınlanıyor.

Diyebiliriz ki, “haber kaçma çünkü seni mutlaka bir tesadüfi gazeteci,  bir yurttaş yakalayacak.”

Öte yandan tesadüfi gazetecilerin haberine sıradan insanların inancı, haberden habere, izleyiciden izleyiciye ve konudan konuya değişiyor. Örneğin bugün Suriye’den her gün yüzlerce video akıyor. Ölü çocuklar, bombalanan şehirler, kıyamet ve kargaşa arasında “bir şeyler” olduğu muhakkak; ama olan ne? Bazıları gelen videoların sahte olduğunu iddia ediyor, diğerleri yaşananların vahşetine inanıyor ama kimin suçlu olduğu konusunda tartışmalar çıkıyor. Atılan merminin, bombanın üzerinde kimin imzası olduğu, hangi tarafın hangi şehirde, hangi eylemi yaptığı, kimin suçlu olduğu bazen tartışılıyor ama daha ziyade işin içinden çıkamayan ya da kendi yargılarına zaten varmış olan insanlar “ilgi” vanalarını kapatıyorlar.

“Gazeteci” yurttaşlar

Suriye’de 1982’de Hama şehrinde yaşanana benzer bir saldırı 2012’de Homs’da yaşandı. Birincisini dünya aylarca duymadı, ikincisini ise olay daha yaşanırken isteyen Twitter’dan ya da kullanıcı bazlı canlı yayın kanalı Bambuser’dan izleyebilirdi. En sonunda Reuters, CNN ve BBC şehre girdiklerinde “canlı yayıncı” yurttaş gazetecilerinin haklı olduğu ortaya çıktı—gerçekten şehir bombalanmıştı ve yüzlerce ölü vardı. Belki de bu olay, Suriye rejimine gerçek gazetecilerin önemini hatırlattı ve üç hafta sonra Sunday Times muhabiri Marie Colvin ve Fransız fotoğrafçı Rémi Ochlik uydu telefonlarının koordinatlarına kilitlenerek yapıldığı tahmin edilen bir saldırı sonucu öldürüldü ve Suriye profesyonel gazeteciler için dünyanın en tehlikeli yerlerinden biri haline geldi. Ve Homs ve benzeri saldırıların canlı olarak tek tek tweet, fotoğraf ve videolarla yayınlanmış olması belki bizim bilgi düzeyimizi arttırıyor ama sonuçlar değişecek mi işte o belli değil.

Artık “haber şehitleri” sadece profesyonel gazetecilerden gelmiyor. Dünyanın birçok yerinde, yurttaş gazeteciliğin inandırıcılık ve haberi sunma konusundaki sınırlarını farkına varan yurttaşlar yeni bir denemeye giriştiler ve yurttaş gazetecisi değil gazeteci yurttaş oldular. Hemen her ülkede belli konuda “uzmanlaşan” kişiler oluştu —bazıları gazeteci yurttaş olarak kendi şehirlerindeki çöplere,  bazıları da kendi ülkelerindeki politik olaylara yöneldi— ve onlar da kendilerini gazetecilerin yaşadığı tehlikelere maruz kalırken buldular.

“Sınır Tanımayan Gazeteciler” örgütünün değerlendirmesine göre 2012 yılında 50 profesyonel gazetecinin yanı sıra 36 yurttaş gazeteci öldürüldü. Bunlardan biri Bahreynli Ahmed İsmail Hüseyin; çoğu zaman yaptığı gibi bir protesto yürüşüyünü kamerasıyla çekiyordu ama bir kurşun onu buldu.  Aynı gece, acılı annesinin yanıbaşında bir hastane odasında ölen Ahmed Hüseyin 22 yaşındaydı. Belki de geleceğin basın müzeleri, gazetecilerin, yurttaş gazetecilerin ve gazeteci yurttaşların katkılarını ayrı ayrı sergileyecek. Belki de bunları ayırmaya gerek yok bile diyebilecek.

Günümüzün meselesi ilgi uyandırmak

Yurttaş gazeteciliği sadece olayları belgelemekten ibaret değil artık; çünkü 21. yüzyılın en önemli, en kıt nesnesi ilgi. Hedefi bu kıt ilgiyi çekmek olan yeni tür yurttaş gazetecilik türleri ortaya çıkmış durumda. Örneğin Twitter gibi platformlarda önemli bir ilgi odaklayıcısı “trending topics” adı altında anılan ve Twitter’ın özellikle “yükseliyor” diye herkese gösterdiği konular. Bunların bir çoğu bir “#” işaretiyle başlıyor çünkü kullanıcılar kendi yükselen konularını aynı sesli diğer sözcüklerden ayırmak istiyorlar. Tabii Twitter’ın yükselen trendlerine dâhil olmak hem küresel hem de yerel olarak “gözlerin” ilgili konuya çevrilmesine yol açabiliyor.

Profesyonel gazeteci-yurttaş gazeteci dayanışması

Peki inandırıcılık sorunu nasıl çözülecek? Burada tekrar yurttaş gazetecilerle profesyonel gazeteciler arasındaki ilişkilerin önemini görebiliyoruz. Bunun belki en iyi örneklerinden biri ABD kamu radyosunda soysal medya gazetecisi olan Andy Carvin. Andy Carvin ayaklanma sırasında ne Mısır’a ne Tunus’a, ne savaş döneminde Libya’ya ayak bastı. Ama bütün olaylar esnasında Washington DC’deki masasından, üç tane ekranından ve iPhone telefonundan, zaman zaman Skype’ı da ekleyerek, “uzaktan gazetecilik” yaptı. Kaynakları, editörü, sorgulayıcısı ve seyircisi ise Twitter takipçileriydi. Ve bütün yaşananları belki de Carvin kadar anı anına yansıtan başka bir gazeteci olmadı.

Andy Carvin’in yöntemleri yeni gazeteciliğin metotlarıyla ilgili önemli veriler içeriyor. Carvin haber yaptığı olaylarda hep olaya yakın çoklu kaynaklar aradı: bir gösteri varsa o gösterinin içinde olduğunu söyleyen birçok kişiden haber topladı. Bombalanan yerlerde kim var, kim yok haritalar derledi ve güvenilirliği kanıtlanan kaynaklarla uzun vadeli ilişkiler geliştirmeye çalıştı —yani her gazetecinin yaptığını yaptı ama yüz yüze değil. Bu tür gazeteci  + yurttaş gazeteci  + gazeteci yurttaş ittifakları belki de geleceğin gazeteciliğinin ilk nüveleri olarak görülebilir.

Eleştirel haber tüketicileri

Belki de bu kadar insanın haber yaratıcısı konumunda olmaları, onların eleştirel haber tüketicileri de olmalarına faydalı olacak. Belki de haber fazlalığı arasında neyin önemli, neyin önemli olmadığının ayrımı tamamen kaybolacak. Belki arzı en kısıtlı kaynak olan ilgi sadece sansasyonel ve görsel yönü güçlü haberlere kayacak ve dünyayı yavaş yavaş saran tehlikeler hiçbir zaman “haber” olamayacak. Belki de geleneksel gazeteciliğin bunlar haber olmaz dediği konular yurttaş gazetecilerin de çabalarıyla ilgi görebilecekler. Henüz gelişmekte olan ve bu kadar dinamik bir ekolojide öngörüde bulunmak için çok erken ama şunu söyleyebiliriz:  Artık habercilik eskisi gibi olmayacak. Yurttaş gazeteciler ve gazeteci yurttaşlar ellerinde cep telefonlarıyla burada ve geri dönmeye hiç niyetleri yok.

 

Yrd. Doç. Zeynep Tüfekçi

University of North Carolina (halen Princeton Üniversitesi’nde misafir ögretim üyesi)

zeynep@unc.edu

(http://technosociology.org/ blogunun yazarı)