‘Görevimiz Yeni Türkiye’yi anlatmak’

Ergün Diler, Yeni Türkiye'yi anlatacak tek mecranın kendileri olduğunu söylüyor.

03.04.2013 - 11:02 | Ali Kuru

Takvim Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

İçerdiği derin analizlerden dolayı Ankara’nın, haberlerden dolayı halkın ve spordan dolayı patrondan çırağa her gelir grubundan insanın Takvim okuduğunu söyleyen Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler, Yeni Türkiye’yi anlatacak tek mecranın kendileri olduğunu söylüyor.

Selin Babacan’ın MediaCat Nisan sayısı için yaptığı söyleşinin tamamını aşağıda bulabilirsiniz.

Yılın manşetlerini seçerken Takvim’de olumlu yönde bir farklılık göze battı. Neye bağlayabiliriz bu farklılaşmayı?

Gazetecilik zekâ işi. Elimde olsa gazetelere IQ testi yaptırır adam alırım. O manşetlerin hepsi masa başında yaptığım işlerdir. Muhabir kadrom yok denilecek kadar az. Sabah’ın bünyesinde olsak da Sabah kendine çalışan bir kurum. Oradan çok minimal ölçeklerde besleniyorum. Memleketini seven bir adam olarak her şeyi objektif ve ideolojilerin üzerinde yorumlamaya çalışan bir insanım.

Gazetenin eğlenme enstrümanı olduğunu da düşünürüm. Halkın birebir ilgilendiği her haberi koyarsın, sokaktaki insanın hatta devlet ricalinin bilmediği birçok şeyi de gazetede bir sütunda toplarsın. O görevi kendim üstlendim. Bilinmeyen Ankara’yı, Türkiye’yi ben yazıyorum. Manşetin sözüne çok önem veririz. Logonun altına koyduğumuz laf bizim kurumsal kimliğimiz ve okuyucuyla buluşma anımızdır.

MediaCat’in yılın üçüncüsü seçtiği manşet İST-PARK’tı. O gün araçla gazetenin önünden köprüyü 4 saat 47 dakikada geçtim. ‘Burası İSPARK’a dönmüş, bu şehirden nefret ediyorum’ diye yayın koordinatörümüzü aradım. Öyle çıktı o başlık. Yani yaşanmışlıktan çıktı. Biz sokaktayız. Kimin ne yaptığını, ne konuştuğunu ne kadar zamanımız varsa muhakkak öğrenmeye çalışırız. Gazetenin sahibi her ne kadar patronlarsa da gerçek sahibi halktır.

İçerikte nasıl farklılaşıyorsunuz?

2013 yılında şuna inanıyorum -ki bu önemli- 1839, 1876, 1908 ve 1923’ten sonra en büyük beşinci kırılma şimdi yaşanıyor. 2006’dan sonra Türkiye başka bir devlet olmak için start verdi. Sağı, solu hangi kesimden olursa olsun herkes bunu merak ediyor. Şehirli kadınlar ‘eyvah şeriat mı geliyor’ diyor. ‘Ne olacak bu hükümetle işimiz’ deniyor. Askerin durumunu anlamakta zorlanıyorlar. Herkesin kafası karışık. Bu aşamada yeni Türkiye’yi anlatmak görevine soyunduk ve bunu anlatacak tek mecra da biziz. Kimse de anlatamaz bunu.

Nedir yeni Türkiye’den kasıt?

Bu uzun bir konu, üç cümlede özetlenecek bir şey değil. Yeni Türkiye, büyük Türkiye’dir. Belki sınırları aynı kalacak fakat çevredeki enerji havzalarıyla el ele yürüme durumu ve bölgedeki aslında kardeş olduğumuz Kürtlerle kucaklaşma durumu. Yani Mustafa Kemal’den sonra kovulduğumuz yerlere tekrar dönme hadisesi. Mustafa Kemal’in hayali olan bir şeyi Müslüman demokrat bir partinin, bir devlet anlayışının yapmasından dolayı bir akıl tutulması var. Oysa Musul ve Kerkük’ü almak Mustafa Kemal’in emaneti. Biz orayı almayacağız fakat bize bağlayacağız. Bütün hadise bu. Kürt açılımı, Ergenekon, Balyoz gibi son 6-7 senedir yaşadığımız her şeyin temelinde Türkiye’nin büyüme açısı var. Büyümeye karşı çıkan grubun tasfiyesi yaşadığımız. Ve bunu anlatan gazete biziz.

İktidara yakın deniyor bulunduğunuz grup için. Takvim gazetesi nasıl bir çizgide?

AK Parti iktidar olduğu süre içinde bu tarafa, iktidara yakın yakıştırması yapılıyor. Bundan önceki dönemlerde de siz iktidara yakındınız diye ben de karşı mahalleye seslenebilirim. Ama bizim iktidara yakın olmamızı gösteren bariz bir şey yok. Biz diyoruz ki büyük Türkiye. Hem iktidarı hem devleti savunuyoruz. Yeni devleti, yeni masayı savunuyoruz. Sonuçta bu yeni masanın sahne önündeki enstrümanı da hükümet. Haliyle birçok noktada onlarla buluşuyoruz. Bunda çekinecek, gücenecek bir şey yok. İngiltere’de, Almanya’da bir gazete düne kadar iktidarla yan yanaydı. Kimse onlara siz yandaşsınız demiyordu. Eski Sabah gazetesi Çiller’le yan yanaydı. Bu yeni bir şey değil. Takvim olarak günlük politikalara takılmadan Türkiye’nin gittiği yeri gösteren bir gazeteyiz. İktidarla, şunla bunla işimiz yok. Biz işimizi yapıyoruz. Güzel olan şeylerin altını çiziyoruz.

Basın üzerinde baskı var mı sizce?

Ben inanılmaz özgürüm. Bu yazıları Bab-ı Âli’de hiçbir yerde yazdırmazlar. Ben yazıyorum. Okuyucu sevdiği ve talep ettiği sürece yazarım. Ne kadar biliyorsam paylaşırım. Yazılara bakarsanız hiç yazılmayan birçok şeyi yazdığımı görürsünüz.

Bizim ailede bir laf vardır; çoban hikâyesi. Derdin başkadır ama mesajı başka türlü verirsin. Baskı kimde var? Belli yerlerden çıkar o sesler. Baskı var diyen yerler ülkenin büyümesinin önünde engelse, Türkiye’nin çıkarlarına aykırı hareket ediyorsa kusura bakma sana o şekilde yaşama izni vermezler.

Sonuçta o da bir düşünce değil mi?

Hiç katılmadığım bir insanın fikrini savunması için kafamı kırarım. O ayrı bir şey. Düşünce başka bir şey, bir grubu aksiyona yöneltmek, kışkırtmak, yol kesmek başka bir şey. Sıradan insanın bilmediği birçok operasyon basın eliyle yapılır. Basın dördüncü derler ama birinci kuvvettir. Bilinçaltına işler attığınız her manşet, yazdığınız her yazı. Ben de bunu savunuyorum ve bu tezime çok destek alıyorum okurlarımdan.

‘Medyanın şifre çözücü yazarı’ olarak anılıyorsunuz. Nedir şifreleri çözmenin sırrı?

Tevazu göstermeyeyim hem Ankara’dakilerden hem İstanbul’dakilerden, herkesten daha iyi yazıyoruz. Bunun sırrı kafa yormak, çalışmak. 17-18 saat çalışıyorum. Az uyuyorum, çok okuyorum. Bütün konuşmaları alt alta getiriyorum sonra büyük fotoğrafa bakıyorum. Kimin neyi neden dediğini analiz ediyorum ve sonra ortaya bir şey koyuyorum. Şu ana kadar hiç yanılmadım.

Takvim okuyucusunun profili nedir? Bu gazetede yer alan reklamveren kime ulaşıyor?

Takvim’i Ankara okuyor. Emekli, memur, sporsever okuyor. Sporsever dediğiniz zaman Ferit Şahenk’ten ayakkabıcı çırağına kadar uzanan bir skala var. Spordan dolayı patron, derin analizlerden dolayı Ankara, haberlerden dolayı halk okuyor. Vatanını seven herkes okuyor. Vatansever bir gazeteyiz. Bunun iyiliği için ne görüyorsak, ne düşünüyorsak objektif söylüyoruz. Hiçbir kısıtlamaya tabi kalmadan inandığımız her şeyi söylüyoruz. Bu önemli. Ülkenin büyümesi yönünde kafa yoran ve bunu destekleyen bir ekip var burada. O yüzden ülkenin ayağına pranga olup yürümesini, koşmasını engelleyen her unsurun bertaraf edilmesini savunuyoruz.

‘Reklam Ufukları’ anketine göre gazete mecrası 2013 yılında düşüş yaşayacak. Sizin öngörünüz nedir bu konuda?

Aynen böyle. Sonuçta dijital medya cebinizde taşıyabildiğiniz bir unsur ve her saniye yenilenebiliyor. Her dakika Twitter’dan, Facebook’tan, özel kanallardan bilgi yağıyor. Şu an yaptığımız gazete 13-15 saat sonra okuyucuda olacak. İnternetle yarışma şansınız yok. Yarışta zaten yazılı basın geri kalıyor. Yaşamak istiyorsak değişik yorum, çok özel haber ve eğlence işini gazeteye katmamız lazım. Telefonuna her saniye haber gelen, her şeyi oradan okuyabilen bir vatandaşın gazete alması için sebep yaratmamız lazım. Şu anki gazetelerde Takvim dâhil bu yok. Muhakkak neşeyi gazeteye katmak lazım. Gazeteler hep asık suratlı.

Siz nasıl katıyorsunuz neşeyi gazeteye?

Facebook’tan esinlenerek bir Facebak sayfası hazırlıyoruz. Kadın erkek ilişkilerini anlatan güzel espriler var. İnsanların üzerinden günlük hayatın yüklediği yorgunluğu bir ölçüde azaltma adına eğlence kısmına çok önem veriyorum. Sayfamız daha bol olsa daha farklı şeyler yapacağız. O köşenin sahibi okuyucular. Biri ilginç bir enstantene bulduğu zaman çekiyor hemen bize gönderiyor. Halkın köşesi.

Yaşanan barış sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sonuna kadar destekliyoruz. Ben Türkler ve Kürtlerin kavgasının Ankara’daki aptalların ürünü olduğunu düşünüyorum. Bir salak ancak böyle tepki verir. Öcalan liderliğinde bir grup Kürt çıkıyor. Onların çıkış noktasını basın yazmaz. Bunu yazmadıkları için şimdi baskı var diye ortalığı ayağa kaldırırlar. Çelişki budur. Öcalan’ın avukatlığını yapmıyorum, soru sorarak harekete bakıyorum. Adam solcu olduğunu söylüyor. Aşiretlere, ağalara karşı eylem yapıyor. Ankara bunu anlayıp, bertaraf edeceği yerde, malum o şimdi şikâyet eden basın, onların Ankara’daki uzantısı ve dışarıdaki destekçileri bu örgütün içine sızarak, bunu asker ve polise yönlendirdiler. Ağalara karşı başlayan hareket bir anda ülkeyi bölünme noktasına götürdü. Yapılan haberlerle, yorumlarla bu adamların ülkeyi bölebileceğini düşündürttüler bize. Ankara’daki devlet akıl sahibi. Biz neyi alıp veremiyoruz diyor. Öcalan bütünlük diyor, bağımsız Kürdistan istemiyorum diyor. 30 yıl ne yazıldı çizildi? Tam tersi. O yüzden şimdi o gazeteleri okuyan insanlar o gazeteleri sorgulamak, bize neden yalan söylediniz diye sormak zorunda. Bazı ideolojilerin üzerinde sörf yapan gazetelerin aslında Türkiye’nin çok da yanında olmadığını bilmek gerekiyor.