Gelecekte bir gün: Yeni ev (Bölüm 1) ‘Hoşgeldin Can’

Dev konut atağının ilk yıllarında ülkenin hemen her yerinde projeler başlamış, yıllar içinde ‘projeye aç’ konumdan ‘arz fazlası’ veren bir sektöre dönülmüştü. ‘Artık deniz bitti, inşaat sektörü büyüyemez’ seslerine en güzel cevap yine sektör liderlerinden gelmişti. Yepyeni bir sistemle, inşaat sektörü dev bir adım atmıştı.
01.09.2012 - 00:00
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Dev konut atağının ilk yıllarında ülkenin hemen her yerinde projeler başlamış, yıllar içinde ‘projeye aç’ konumdan ‘arz fazlası’ veren bir sektöre dönülmüştü. ‘Artık deniz bitti, inşaat sektörü büyüyemez’ seslerine en güzel cevap yine sektör liderlerinden gelmişti. Yepyeni bir sistemle, inşaat sektörü dev bir adım atmıştı.

‘İlk işim bunun sesini değiştirmek olmalı’ diye düşündü. Evden içeri girdiğinde onu karşılayan metalik ve teneke ses tüylerini diken diken etmişti.

Yepyeni bir ev. Tam da hayal ettiği gibi gözüküyordu. Emlak ofisinden teslim gününü aldığından beri bu anı beklemişti. Eski 40 metrekarelik standart dairesinden sonra hayatında ilk defa kendini yansıtan bir eve kavuşacaktı. Sabah gelen ‘sistem tanımınız tamamlandı, güle güle oturun’ mesajından sonra uçarcasına arabasına atlamış ve şehrin biraz dışındaki pırıltılı bloklara doğru yola çıkmıştı.

Eskiden insanların böyle bir mekânı satın almak için nasıl da ciddi yatırım ve emek harcadığını hatırladı. Bir gün önce konuşurlarken dedesi ona, ‘şanslısın, ben ilk evimi alabildiğimde 42 yaşındaydım’ demişti.

Oysa son 30 senede pek çok şeyin beraberinde inşaat sektörü de süratle değişmiş, dedesinin, hatta annesinin bile hayal edemeyeceği bir hale gelmişti.

TEKNOLOJİ ETKİSİ

Öncelikle konutlar teknolojik gelişimlerden nasiplerini almışlardı. Eskisine göre metrekare olarak daha ufak olsalar da, çok daha fonksiyonel ve iyi düşünülmüş yaşam alanları amaçlanıyordu artık. Isı, retina ve hareket kontrol sistemleri evlerin her yerindeydi. Her ev, kullanıcılarını daha kapının önüne geldiklerinde tanıyor ve önceden tanımlanmış ayarları devreye alıyordu.

İki sene önce başlayan son jenerasyon projelerde bunun bir adım ötesine geçiliyordu: evdeki merkez sistem her bireyin hareketlerini tarıyor, iki aylık bir öğrenme sürecinden sonra hareketleri bir adım önden tahmin ederek evde sürekli düzenlemeler yapıyordu. ‘İnsanoğlu son derece tahmin edilebilir ve monoton bir canlıdır’ demişti sistemin yaratıcısı basın toplantısında. Yine de bugün için sisteme kendini teslim edenlerin sayısı yüzde 5’ten düşüktü. Orwell’in tarihi romanı 1984, bu devirde bile, içten içe hala bazılarını rahatsız etmeye devam ediyordu.

Salondaki koltuğuna oturmuş, ses sistemini deniyordu. ‘30 sene önce  böyle bir ev için en az yedi, sekiz yıl taksit ödemem gerekiyordu’ diye düşündü.

Oysa şimdi hiçbir şey yapması gerekmiyordu. Minimum üç yıllık bir taahhüt ve makul sayılabilecek aylık ödemelerle istediğiniz evde oturmak mümkündü. Tek yapmanız gereken bir şirket seçmek ve uygun bir zamanda ofislerine giderek hayal ettiğiniz evi oluşturmaktı. Belki country, belki modern bir rezidans. Hemen her format mevcuttu.

İç dekorasyon da istenildiği gibi şekillendirilebiliyordu. Dekorasyon alternatifleri sınırsızdı. Salondaki büyük ekrandan, oturma gruplarına kadar detaylandırma yapılabilirdi. Doğal olarak, ne kadar değişiklik yaparsanız aylık ödemeleriniz de o kadar artıyordu.

Sonra yapmanız gereken tek şey, kontratı imzalayıp, eviniz hazır olduğunda bavullarınızı ve kişisel aksesuarlarınızı toplayarak yola çıkmaktı.

İKİ ANA GELİŞME

Sistemdeki bu radikal değişikliği tetikleyen iki ana gelişme vardı.

Birincisi 10 yıl önce yaşanan krizdi. 30 yıl önce, dev konut atağının ilk yıllarında ülkenin hemen her yerinde projeler başlamış, yıllar içinde ‘projeye aç’ konumdan, ‘arz fazlası’ veren bir sektöre dönülmüştü. ‘Artık deniz bitti, inşaat sektörü büyüyemez’ seslerine en güzel cevap yine sektör liderlerinden gelmişti. Yepyeni bir sistemle, inşaat sektörü, beyaz ve kahverengi eşya, teknoloji, ev dekorasyon, mobilya gibi tüm paydaşlarını da yanına çekerek dev bir adım atmıştı. Sistem o kadar başarılıydı ki, kısa sürede pek çok ülkeye yayılmaya başlamıştı.

Bu başarı hikâyesinin ardında yatan ana sebeplerden biri de değişen insandı. ‘Sahiplik devrinin sonu’ diye düşündü. İstediği her şey istediği zaman ve istediği yerde ayaklarının altında olmalıydı. Eskiden olduğu gibi bir şeyi sahiplenmek, kısa vadede keyifli olsa da, orta vadede ‘herkesten geri kalmak’ anlamına geliyordu. Teknoloji ve hayat artık o kadar hızlı değişiyordu ki, satın almak artık tatmin etmekten çok uzaktı.

Kısa vadeli kiralama sistemleri renkli, değişken ve her zaman son trendlerle el ele koşan bir hayatı temsil ediyordu. Üstelik büyük masraflara girmeden.

Teknolojiyle birlikte insanların hayatı çok hızlanmıştı. Bu yeni sistemler, hayatlarında her geçen gün artan kompleksiteye de kalıcı çözümler getiriyordu. Internet, dijital televizyon, dogalgaz faturası, temizlik, çamaşır… Bunları artık düşünmek gereksizdi. Sadece aylık tek ‘ödeme’ vardı ve gerisini merak etmeye gerek yoktu.

HAYAT ARTIK KİRALIK

Şehrin iç kesimlerinde eskiden kalan bazı konut sahiplikleri halen devam ediyordu. Bu yüzden sistem şehrin dışından başlamıştı. Fakat bu dev lunaparklar o kadar başarılıydı ki, şehrin içinde kiralar süratle düşmeye ve ev olarak kullanılan alanlar hizmet sektörüne devrolmaya başlamıştı.

Hayat artık kiralıktı.

‘Gençken güzel ama, emekliliğimde ne olacak?’ sorusunun cevabı da hızla gelmişti. ‘Yeni jenerasyon bireysel emeklilik’ olarak da adlandırılabilecek gelişmiş kişisel sigorta sistemleri yaklaşık 10 sene önce devreye girmiş ve devlet tarafından mecburi hale getirilmişti. Baz emekli maaşının üzerine özel emeklilik fonları da eklenince çalışanlar için emeklilik de hayat standartlarının korunabildiği bir dönem haline gelmişti. Bu da insanların gelecek kaygısını azaltmış, sisteme adaptasyonu hızlandırmıştı.

‘Yarınlarıma yatırım yapıyorum’ cümlesi, eskinin siyah beyaz filmleri gibi tarihe karışmıştı.

Sahiplik, yakın gelecekte sadece bir grup lüks marka ile sınırlı kalacaktı.

Yerinden doğruldu. Masanın üzerinde henüz bitirmediği tez yazısına uzandı. ‘Pazarlama dünyasının başı bu sefer gerçekten belada’ diye gülümsedi.

Yeni dünyanın sorusu açıktı: Konu artık sadakat değildi. ‘Bukalemun gibi renkten renge giren, sürekli değişkenlik gösteren ve stabiliteden her geçen gün daha da uzaklaşan bir topluluğa nasıl pazarlama iletişimi yapılmalıydı?’

Kapıyı kapatıp asansöre doğru yöneldiğinde, sistem evin içinde gerekli ayarlamaları yapmaya başlamıştı bile.

Işıklar ve ısıtma sistemleri kapandı. Birazdan asansör harekete geçtiğinde otoparktaki aracı çalıştıracak ve sürücünün en sevdiği şarkıyı çalmaya başlayacaktı.