Gelecek…

‘Kredi kartımı vermekten korkuyorum’ ile başlayan e-ticaret günlerimiz, 2011’de 22,9 milyar liraya ulaştı. ‘Gelecek’ artık ‘geldi’!
03.10.2012 - 11:11
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Charles Shridde’in Motorola için 1961 yılında hazırladığı ünlü ilanlara bakıyorum. 1961-63 döneminde ağırlıkla Life dergisinde yayınlanan ve gelecekteki hayatı öngören bu fütüristik kareler o kadar popüler olmuştu ki seriyi devam ettirmek için Shridde ajansını terkettikten sonra bile Motorola iş birliğini devam ettirmiş ve bunun için özel bir anlaşma imzalamıştı.

Shridde’in yapmaya çalıştığı gibi, 50 yıl geriden bugünlere bakabilmek. Çok da kolay değil. Zaten jetgilleri andıran karelerin hedefini bulabildiğini söyleyebilmek de zor. Tulumlar giyen insanlar, olabildiğince aydınlık ve camdan kubbeler, tüplü televizyonlar gelecekten çok MadMen/Don Draper’ın NewYork loft’unu andırıyor aslında.

Gelecek…

Sadece 1960’larda değil, uzun yıllardır en çok tartıştığımız konulardan biri.

Endüstri çağından enformasyon çağına geçişte, son 20 yıl, değişimin tatlı sancılarıyla geçti. Geldiğimiz noktada arkamıza dönüp baktığımızda, hayatımızda gözle görülür bir dönüşümü yaşadığımız da bir gerçek.

DİJİTAL İÇERİK

İçerik artık dijitalleşti. 90’ların sonunda gazetelerle başlayan ‘dijitalleşen içerik dünyamızda’, artık dijital dünyaya erişim eskisi gibi bir tabu veya lüks değil. 90’ların ortalarında evlerdeki bilgisayarlar ve bakır telefon kabloları ile başlayan bağlantı dünyamız, artık sayısı hızla artan akıllı telefonlar ve hızlı internet bağlantıları ile geniş kitlelere ulaştı. Bu geniş kitleler de hızla dijital içerikleri sahiplenmeye ve tüketmeye başladı.

1999’da ‘İnternet kitlesel diyalogdur’ diyerek döneminin çok ilerisinde bir iddiaya imza atan Cluetrain Manifesto’nun hayalini kurduğu gibi, kitleler oluşturdukları dev diyalog bulutuyla hayatımızı şekillendirmeye devam ediyor. Bu diyaloğu hızla sahiplenen medya, çok daha dinamikleşti ve içerik üretmenin yanı sıra, bulutun içinde yönetmenlik ve yol gösterici rolüne soyundu bile.

Özellikle Web 2.0 dönemiyle birlikte, içerik üretiminin tabana inmesi, hacmen hayal bile edilemeyen seviyelere gelmemizi sağladı. Öyle ki, anlamlı içeriğe ulaşabilmek için arama motorları ve benzeri ‘kapı’lar hayatımızın vazgeçilmezi haline geldi. İbre ‘yeterli içerik var mı?’dan, ‘bana göre içeriğe nasıl ulaşabilirim?’e döndü.

‘Kredi kartımı vermekten korkuyorum’ ile başlayan e-ticaret günlerimiz, 2011’de 22,9 milyar liraya ulaştı. Bu sene 34 milyar lirayı geçmesi bekleniyor.

SAPANLA DEĞİL IPAD’LE AVLA!

‘Bilgisayar kullanmak’ bir temel eğitim gerektirir ve sokak aralarında bile ‘temel bilgisayar kursları’ açılırken, bugün 70 yaşında ninelerimizin bile 10 dakikada tabletlere ve akıllı telefonlara adapte olabildiği günlere geldik. Sokaklarda sapanla kuş kovalayan çocuklar, salondaki koltuklarda Angry Birds oynar hale geldi. Bu büyük değişimi son dönemde en iyi okuyan ve hızla kucaklayan taraf medya dünyası.

Uzun yıllar ‘haber portalları’ ekseninde takılı kalan medyada, son dönemde geleceğe yönelik elle tutulur adımlar hızla atılıyor. Televizyon-sosyal medya ilişkisi sosyal TV’yi ön plana çıkartmaya devam ederken, başta tablet platformları olmak üzere geleceğin basını konusunda ciddi bir hareketlilik gözleniyor, elle tutulur aksiyonlar alınıyor.

90’ların ortalarında bu geçişin ilk sancılarını yaşayan taraf da medya olmuştu aslında. Amerika kıtasından esmekte olan dot.com rüzgarları, büyük toplantı odalarında yapılan ilk fütüristik sunumları beraberinde getirmiş ve bir korku filmini andıran kareler projeksiyonlara yansımıştı.

Medya asla eskisi gibi olmayacaktı. Basın yok olacak, televizyon seyredilmeyecek, reklam yatırımlarının yarısından fazlası Internet’e kayacak, kısacası bildiğimiz medya kısa sürede yok olacaktı. Öngörülü olanlar ve yatırım yapanlar kurtulacak, hatta ilk adımları atanlar liderliğin keyfini çıkartacaktı. Fütüristik şarkılar söyleniyordu. Ancak hesaba katılmayan önemli bir nokta vardı: Hem topluluklar, hem de pazarlama dünyası enformasyon çağına henüz hazır değildi. Teknolojik altyapısı henüz olgunlaşmamış bir internet dünyası yeterli multimedya renklerini sahneye koyamazken, yeni dünyayı içselleştirememiş topluluklar da yeterli trafiği sağlayamıyordu.

Pazarlama ekosistemi ise bu ‘devrimsel harekete’ ayak uydurabilmekten uzaktı. Ajanslar henüz markalara dijital gelecek üzerine ‘vizyoner’ sunumlar yapmakla meşguldü. Markalar cephesindeyse, banner reklamları ve ‘markaadı.com sitelerimizin görselleri nasıl olmalı’ konusundan öteye geçebilmek mümkün değildi. Bütçeler, tahminleri yalanlarcasına düşük seviyelerdeydi. Aslında yepyeni dijital çağı kurmak isteyenler, gelir formülünü endüstriyel modelden almışlardı: ‘Trafiği reklama döndür.’ Doğal olarak bu erken hesap da direkten dönmüştü.

Gelecek bir gün gelecekti. Ama o günlerde beklendiği kadar hızlı gelememişti. Bu faz farkı dijitalde hızlı geri dönüş beklentisi olan medyada hayal kırıklığı yaratmış, pek çok yatırım tarihe karışmıştı.

MEDYADAN DİJİTALE BİLİNÇLİ YATIRIM

Oysa bugün, tersi bir durum var. Dijitalleşme serüveninde olgunlaşmış topluluklar, bu topluluklarla iyi kenetlenmiş ve bilinçli yatırımlar yapan bir medyamız var. Markalar, ajanslarıyla birlikte hiç olmadığı kadar güçlü ve donanımlı. İyi niyetli adımlar atılıyor, yatırım seviyesi artıyor. Yeni dünyayı içselleştirmiş yönetim kademeleri artık çok daha cesur kararlar alıyor. O günlerde ‘Gelecek’ dediğimiz, artık gelmiş gözüküyor. Yeterince konuştuk. Yavaş yavaş gelenekselleşmeye başlayan sosyal medya, mobil dünya ve benzeri kelimeleri ‘yarınlarımız’ ile yanyana koymamak gerekiyor.

Peki ya Gelecek?

Uzun bir konu ve görünen o ki, cevabı konusunda 20 sene öncesine göre çok daha karışık kafalarımız. Shridde’in resimlerine benzer bir hayatımız olmayacak belki, ama bugün üç yaşındaki çocukların ellerindeki tablet ve akıllı telefonlarla neler yaptığını düşününce, 10 sene sonra neler olacağını düşünmeden edemiyor insan.