Geçmişte bir gün

Her fırsatta gelecekten bahsediyoruz, hep ileriyi resmetmeye çalışıyoruz ancak arada geçmişe de bakmak gerekiyor. Zira insan, suyun içinde yavaş yavaş ısınan bir kurbağa gibi, hayatın aslında ne kadar da hızlı değiştiğini fark edemiyor.
30.09.2011 - 00:00
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Yatağında doğruldu. Saat 7:30’a geliyordu. Yüzünü yıkadıktan sonra kızarmış ekmek kokuları içindeki salona geçti. Kahvaltı sofrasında mahmur gözlerle atıştırırken, radyoda spikerin sesi duyuluyordu: “Burası İstanbul, İzmir, Çukurova, Erzurum, Adana ve Türkiye’nin sesi radyoları. Şimdi haberler.”

10 dakikalık haber bültenini dinlemek, kahvaltı ritüelinin değişmez bir parçasıydı. Hızla giyindi. Koşar adımlarla evden çıktı. Vapura yetişmek için fazla zamanı kalmamıştı. Köşedeki gazete bayiinden her sabah olduğu gibi Milliyet gazetesini aldı. Vapurun kalabalığında kendine cam kenarında bir köşe buldu.

Martıların eşlik ettiği anlarda, Hasan Pulur’un “Kıssadan Hisseleri”ni okumak en büyük keyfiydi. İslam Çupi’nin duygu yüklü Fenerbahçe yazılarından sonra en favori köşesiydi belki de.

Gazeteye şöyle bir göz gezdirdikten sonra Sarayburnu ve Topkapı Sarayı manzarasına bakarak derin düşüncelere daldı. Bir hafta sonu daha yaklaşıyordu. Cuma gününü bitirdikten sonra, haftasonu ne yapacağını düşündü. Üç aşağı beş yukarı planı belliydi. Cumartesi akşamı Eurovizyon Şarkı Yarışması vardı. Bütün aile büyükbabanın evinde toplanacak, beraberce yarışmayı renkli ekranda seyredeceklerdi. “Yine sonuncu olmayız umarım” diye gülümsedi. Ne olursa olsun, eğlenceli bir hafta sonu olacaktı.

Pazar sabahı uyanacak, çocuklar kahvaltıda çizgi film seyrettikten sonra hep beraber bir Burt Reynolds filmi ile neşeleneceklerdi. Ah bir de filmin ardından yayınlanan şu klasik müzik konserleri olmasaydı.

‘İSTANBUL’DAN GOL HABERİ VAR’

Ardından, cebinde 3 gün önce yatırdığı Spor Toto kuponu ile birlikte, radyonun başına geçecek, Halit Kıvanç veya Orhan Ayhan’a kulak verecekti. Kenarı hafif çimli toprak zeminlerde oynanan gündüz maçlarını dinlerken, radyodan gelen “İstanbul’dan gol haberi var” anonsu yüreğini hoplatacak, Fenerbahçe mi yoksa Galatasaray mı attı diye endişelenecekti.

Pazar öğleden sonralarının değişmezi, Cenk Koray’ın Telekutu yarışması, ailenin bir başka neşe kaynağıydı. “İki parça kap kacak için bir yalvarmadıkları kalıyor” diye gülümsedi. “Direkt açsın kutusunu, bakalım değecek mi onca risk almaya.”

Hazır karşı tarafa geçmişken, şu televizyon işini de halletse iyi olacaktı. Malum, renkli yayınlar başlamıştı. Az önce gazetede Milpa’nın Nordmende kampanyası gözüne çarpmıştı. 56 Ekran olanının taksitleri uygun sayılırdı. Artık evi renklendirmenin vakti gelmişti. Evlerdeki yeni heyecan renkli yayınlardı. TRT logosunun etrafında yuvarlak bir halka belirdiğinde “Oley, renkli yayın” sesleri yükselir, geniş çaplı bir heyecan dalgası yayılırdı. Geçtiğimiz günlerde bir tanıdıklarında Kayahan’ın şarkılarınırenkli seyrettikten sonra, evde “artık biz de renklenelim” baskısı iyice artmaya başlamıştı.

* * *

Bilgisayarı heyecanla açtı. Haftaiçinde Carrefour’dan aldığı kutu ve içinden çıkan kağıtlarla birlikte çağrı merkezini aramış, karşısındaki ses, ona bazı sorular yöneltmiş ve ardından “İnternet hizmetiniz 3 gün içerisinde aktif olacaktır” demişti. 4 gün geçmişti. Artık aktif olmalıydı. Ev telefonunun kablosunu çıkarıp bilgisayarı telefon hattına taktı ve “bağlan” tuşuna bastı. Tiz ve melodik bir cayırtı evi doldurdu. Ekrandaki “aranıyor” kelimesi “bağlanıyor”a dönüştüğünde heyecanı dayanılmaz seviyelere gelmişti. “Bağlandı” mesajını gördüğünde, artık yepyeni bir döneme girdiğinin farkındaydı.

Sabahları “dün akşam evden aradım, sürekli meşgul çaldı” mesajları alacak, bir sayfası 2 dakikada yüklenecek, 5 KB/ sn’yi gördüğünde kendini şanslı sayacak ve arkadaşlarına hızlı bağlantısı ile hava atıyor olacaktı. Henüz Divx, MKV, Bluray, HD gibi konseptlerle tanışmasına yıllar vardı. Yakın gelecekte mp3 ile tanışacak, ilk günlerde indirme işlemi –tabii bağlantı kopmazsa– bir şarkı için 20 dakikayı bulsa da, beklemeye değecekti.

TEK TİP İNSANLAR, TEK TİP HAYATLAR

TRT’nin ekranımızı, Hafta Sonu gazetesinin tüm magazin dünyasını temsil ettiği, Uğur Dündar’ın geniş kravatı ve uzun favorileri ile gıda mafyasının peşine düştüğü, hemen her akşam hava durumu gibi yanmakta olan Romen tankeri Independenta’nın son durumunun verildiği, ikili kasetçalarların uzay üssü, TDK marka kasetlerin uzay gemisi yerine konulduğu günlerdi.

“Dün akşam ne seyrettin?” sorusunun cevabı “Dallas’ı seyretmiş olmak veya uyumaktı.” Başka bir alternatifiniz yoktu. TRT’de reklam yayınlayabilmek için James Bond çantalarla Ankara’ya gidildiği, GRP’nin olsa olsa “Geçici Resmi Posta” gibi bir anlamının olabileceği günlerdi. O gece yayına girecek 2-3 spot, ertesi gün konuşulacağınızın garantisiydi zaten.

“iPhone mu alsam, yoksa başka bir smartphone mu” tartışmalarından 30 sene önce, telefonu kaldırıp “Ankara’yı aramak istiyorum” diyerek santrale talep yazdırılırdı. Web üzerinde istediğimiz şarkıyı istediğimiz gibi tükettiğimiz günlerden 30 sene önce, bir gencin müzik hayatı TRT3’te Stüdyo FM, Hey dergisi ve radyodan kayıt yapılmış krom kasetlerden ibaretti.

Bu romantik geçmiş günler sohbeti nereden çıktı, diye düşünüyor olabilirsiniz.

Her fırsatta gelecekten bahsediyoruz, hep ileriyi resmetmeye çalışıyoruz ancak arada geçmişe de bakmak gerekiyor. Zira insan, suyun içinde yavaş yavaş ısınan bir kurbağa gibi, hayatın aslında ne kadar da hızlı değiştiğini fark edemiyor.

Bu yüzden, “gelecekte bir günün” ne kadar da farklı olabileceğini görebilmenin yolu, arada durup biraz da “geçmişte bir günü” hatırlamaktan geçiyor.