‘Gazetecilik savcılarla iyi geçinmek oldu’

Can Ataklı, 28 Şubat dönemiyle ilgili yaptığı açıklamaları ile son dönemde dikkatleri üzerine çeken isim. Açıklamalarıyla medyada tartışma yaratan Ataklı, bu tartışmalardan günümüz gazetecilik kavramına kadar değişik konularda sorularımızı yanıtladı.

18.04.2012 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Can Ataklı, 28 Şubat dönemiyle ilgili yaptığı açıklamaları ile son dönemde dikkatleri üzerine çeken isim. Açıklamalarıyla medyada tartışma yaratan Ataklı, bu tartışmalardan günümüz gazetecilik kavramına kadar değişik konularda sorularımızı yanıtladı.

Can Ataklı, röportaj talebimizi kabul ettiğinde Beylerbeyi’nde buluşmak üzere sözleştik. Can Bey’in 24 Mart’ta köşesinde yazdığı gibi buluştuğumuz mekanda bir ağırlanamama sorunu yaşasak da, iki saate yakın sorduğum her soruya hiç düşünmeden cevap verdi ve 28 Şubat döneminde yaşadığı bir anıyı anlatmasıyla medyada yaşanan tartışmalardan gazeteciliğin geldiği noktaya kadar medya ve gündem üzerine uzun uzun konuştuk,  dergiye sığmayanları buradan paylaşalım dedik.

Vatan ve Milliyet gazetelerinin satışı sonrasında ortaklar arasında birtakım sorunlar yaşandı. Gazeteniz bu sorunlar esnasında nasıl etkilendi?
Ortaklar aralarındaki sorun nedeniyle bir dönem gazeteyle çok ilgilenemediler. Sonra kayyum heyetine devredildi. Bu, gazetenin kan kaybetmesine neden oldu çünkü gazetenin daha çok satması için nasıl yenilikler, yatırımlar yapılmalı, eleman takviyesi ya da tasfiyesi, reklam, promosyon politikası konularında kayyum heyetinin bir kaygısı yok. Öyle olunca yeni yatırım yapamıyorsun, bir promosyon hamlesine girişmek bile sorun oluyordu. Günlük çalışan arkadaşların moralleri doğal olarak iyi değildi çünkü bir muhatap yoktu karşılarında. Kayyum heyeti onların kaygılarını paylaşmıyordu. Ama bunlar halloldu ve ben umutsuz değilim şimdi.

Siz tartışma sırasında taraf oldunuz mu?

Taraf şöyle olmadık, ortada görünen bir şey vardı. Bir tarafta mali gücü çok yüksek olan ve gazeteyi sahiplenen büyük bir grup, diğer tarafta da yine medya içinde olan, diğer ortağa göre daha mütevazı bir bütçesi olan ama psikolojik olarak babadan dededen kalma bir gazetenin sahipliğine gelmiş kişi. Bizim gördüğümüz bir taraf daha korumacı yaklaşırken diğer taraf aynı amaçla ama kavga çıkararak bu işi yapıyordu. Doğal olarak tavrımız Erdoğan Demirören’den yana oldu. Taraf olarak değil akli selim olarak baktık.

Bir yazınızda AKP döneminde gazetecilik bitirildi dediniz. Nedir sizi böyle düşündüren?
Ben 1970’lerden başlayan bir dönemi, medyanın nasıl değişime uğradığını, medya dışı sermayenin bu işe girdiğini ve girmesiyle beraber başka tür sorunlar yaşamaya başladığımızı anlattım. Son dönem iktidarla beraber daha farklı bir Türkiye’de yaşıyoruz siyasi olarak. Bu iktidarın eleştiriye pek tahammülü yok ve eleştiri tanımını da değiştiriyor. Her türlü eleştiriyi kendine olan düşmanlık, yıkma faaliyeti hatta darbe teşebbüsü olarak değerlendiriyor. Bu gazeteleri etkiledi çünkü gazeteler ticari müesseseler. En çarpıcı örneklerinden biri Doğan Grubu’na verilen vergi cezası. Yapıya baktığınız zaman o çapta bir verginin kaçırılmış olması mümkün değil. Tüm serveti toplasanız o kadar etmiyor. Gazetecilik yapma alışkanlıkları değişmeye başladı. İktidara yönelik kolay kolay soru sorulamıyor. Cevap alamayacağınızı ya da soru sormanızın müthiş bir tepki doğuracağını biliyorsunuz ve sormuyorsunuz. Bir tür korku doğuyor ‘ben bunu sorarsam bunun cevabı çok sert olur’ diye.

Bir dönem 50 milletvekili istifa ettirildi ya da etti. Hepsi yaşıyor, neden insanlar beni arıyor?

Defalarca sordum televizyondan. Listeyi koyarsın önüne tek tek sorarsın. İşte bu çok çarpıcı bir örnek ama soru sorma refleksi gitti. Yeni bir gazetecilik çıktı, bildiri gazeteciliği. Sen açıkla, ben bunu koyayım. Eskiden her şeye koşturan ciddi muhabirler vardı. Şimdi araştırma, soruşturma dediğimiz gazetecilik, savcılarla iyi geçinmek, onlardan bir şey almak, devletin birtakım bürokratik merkezlerinden birileriyle konuşup dosya almak oldu. Bu araştırmacılık değil ki, devletin gizli olan bir belgesini nasıl alırsınız? Ya biri size verir ya çalarsınız. Çalma ihtimali daha düşük olduğuna göre birileri veriyor. Kimin tutuklanacağını daha bir hafta önceden anlatıyorlar.

Yeni medya böyle mi olacak?
İstenen medya bu. Bunu bir dönüşüm olarak anlatıyorlar. Başbakan şaşırtıyor beni. ‘Hep mi eleştirilir, medyanın işi bu mu’ diyor. Medya zaten iyi şeyleri yazıyor. Ayrıca benim görevim iyi şeyi yazmak değil, iyi şeyi yapmak zorundasın zaten. Bizim görevimiz kamu adına aksayan ya da aksadığını düşündüğümüz şeyleri ortaya koymak. Muhalefet etmek düşmanlık demek değil. Bugünkü iktidar ve etrafı, muhalefeti düşmanlık olarak algılıyor. Başbakan ‘aksayan işleri gelin önce bana söyleyin, düzeltmezsek yazarsınız’ da dedi. ‘Niye yazıyorsun’ diye bir mantık var. Bu ne saçma sapan, absürd bir şey diyemedik. O zaman gazeteleri kaldıralım! Demokratik bir denetimdir medya. Benim gazetecilik yaptığım bir dönemde arama kararı çıkarılan bir MİT Müsteşarı’nı aramak için ortalığı birbirine katardık. Şimdi herkes sus pus oturuyor. Bu adam bir hafta görevine gitmedi, bunları bile izlemedik. Bugünkü gazetecinin aklında ‘gideceğim, bulacağım’ yok ki. Herkes ilişki kurmak peşinde. Artık gazetecilik yapmana gerek yok, ne lazımsa onu veriyorlar.

Eskiden gazete sahiplerinin gazeteciler olmasıyla ilgili tabii bu…
90’lara kadar gazete sahipleri babadan kalma gazetecilerdi. Ondan sonra durum farklılaştı. İşte basın özgürlüğü bana burada lazım. Benim haberim olmadan söylediğim bir söz veya yazdığım bir yazı nedeniyle benim grubumun sahibinin başka bir işinden ona zarar veriliyorsa bunun affı yok. Bu hepimizi etkiliyor ve otosansür uygulamaya başlıyoruz. En tehlikeli iş otosansür. Bir gün bir televizyonda söyledim, sıkıyönetim dönemlerinde ya da darbede daha rahattım diye. Askerin biri arıyordu ‘falanca haber yasak’ diyor, kapatıyordu. Şimdi öyle değil, iş bana kalıyor gazeteci olarak. Bir gün bir cesaretle bu kadarına bir şey demezler diye yapıyorsunuz, kafana binebiliyorlar ve şaşırıp iki adım daha geri gidiyorsun. Bir Atatürk resmini gazeteye koyarken bir gazete yazı işleri ‘şimdi alınırlar mı’ diye kıvranıyorsa bu iş bitmiş, daha nasıl anlatayım ki.

Gerçekten böyle kıvranan yazı işleri var mı?
Şu anda bütün yazı işleri ister istemez kıvranıyor. Çünkü bilmiyorlar nereye kadar yaparsak ne olur diye. Bunu patronlar da bilemiyorlar. Otosansür devreye girdiği an bunun ucu yok. Neye kızar bilmiyorsunuz. Hiç kızmayacağını düşündüğünüz bir şeye çok kızıyor adam. İktidar şu anda böyle. Sokakta gezerken ‘Can Bey sizi ne zaman içeri alacaklar’ diyorlar. Niye söylüyor bunu? Büyük bir kesimin zihninde -katılsın, katılmasın- ‘bu iktidara muhalefet eden içeri girer’ var. Ya da ‘hani basına baskı vardı, sen dışarıdasın’ da diyorlar. Zihinleri nasıl bulandırmışlar. Bunu orta zekalı beyinler aynen kapıyor. ‘Bazıları girdi ama bunlar dışarıda, demek onların bir suçu var’ deniyor. Bu sefer dışarıda olmaktan dolayı içeridekine böyle bir zarar veriyoruz.

Nedim Şener ne yaptı? Şimdiki iktidarın atadığı adamların Hrant Dink cinayetindeki ihmallerini yazmış. Oranın valisini terfi ettirmişsin, emniyet müdürünü terfi ettirmişsin, İstanbul’dakini emniyet müdürü yapmışsın, öbürünü vali yapmışsın. Bakıyorsun bütün ihmal bunlarda, hepsini sen getirdin ve Nedim de bunları yazmış. Buna rağmen içeride. Burada bir çelişki var. Hiç mi çıkıp konuşan olmuyor. Evet, oluyor. Burada ben de konuşuyorum. Mesele o değil. Yayın grubu olarak baktığın zaman, bir gazete, bir televizyon tavır koyamaz hale geldi artık. Bizler biraz daha rahatız. Manşetlerde eleştiriyi göremeyen okur, birtakım yazarları okuyarak içini rahatlatıyor. Bunun devam da etmesi lazım. Düşünebiliyor musunuz 375 gün hapisten sonra serbest bırakılmaya hepimiz sevinç çığlıkları attık. Böyle bir durum olabilir mi? Niye içerideydi diye hesabını soramıyoruz.

Ahmet Şık tahliye edildikten sonra mücadeleye devam edeceğini belirtti. Bundan sonra neler olacak sizce?
Nedim Şener şu an fiilen Posta gazetesinde çalışıyor ama Ahmet Şık çalışıyor mu bilmiyorum. Bugün sosyal medya var, mücadelesini sürdürür belki. Bakalım Ahmet Şık’a iş verecekler mi, o önemli bir gösterge. Nedim Şener yerini koruyabilecek mi, ben koruyabileceğini düşünüyorum. Mücadeleye devam edecekler de ne kadar etkili olacak?.. Biz kişiler olarak bir şekilde gündeme getiriyoruz, peşinden takılan varsa ki bana göre çok var ama etkisiz. Önemli olan siyaseten devam edebilmesi.

Ahmet Hakan’ın programında 28 Şubat dönemiyle ilgili yaptığınız açıklamalar çok tartışıldı…
Orada da söyledim ben patronla tartışmam, bir kere haddim değil. Adam milyonlarca dolar koymuş ortaya, hepimize iş veriyor. Çıkıp ‘sen yalancısın’ mı diyeceğim ona? Benim kavgam patronla değil. Aydın Bey onun için yanlış yaptı bana. O yayına kendi katılmamalıydı. Aynı zamanda da bir risk tabii. Ben böyle bir meslek terbiyesi almış adam olmasaydım, karşı hakareti yapmış olsaydım ne olurdu? Ama olmayacağını biliyordu, benim kim olduğumu, o lafları söylediğinde asla karşı çıkmayacağımı biliyordu. Ben 15 yıl önce böyle oldu diye bir anımı anlattım. Planlı, programlı oturdular böyle yaptılar demedim ki! Zannediyorum parmak sallıyorlardı ‘gireceksin sen de içeri, listeler yapılıyor’ diye. Bu tedirgin eder insanları çünkü bu iktidara karşı koyabilmek mümkün değil ki. Tayyip Erdoğan Türkiye’ye bir Başbakan’ın neler yapabileceğini öğretti. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakmıyor ve sizin ona karşı yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Başbakan bugün ‘şu adamı atın içeri’ dediği zaman buna karşı koyabilecek bir güç yok. Başbakan ne istiyorsa, o. Defalarca söyledim, Mustafa Balbay Başbakan istese yarım saat sonra çıkar. ‘Çıkmayacaklar’ dedi, içeride. Hiçbir hukuki gerekçe yok, cevap da vermediler. Ben mahkemelere de gittim, hakim öylece duruyor.

Kendi kurumunuzdan size bir tepki geldi mi?
Hayır gelmedi çünkü aklı başında insanlar ne olduğunu anlıyorlar. Ben bir anı anlattım, birini suçlamadım, itham etmedim. Burada niye telaşlandılar onu anlamadım. Sen nasıl inanıyorsan öyle inan. Rahatsız oldular, olabilir. Hepsi de tanıdığım insanlar. Sıkıntıya girmiş olabilirler ama sıkıntıya girmesinler diye de söylemeyelim mi, ne yapalım bir dönemi de böyle geçirdik. Herkesin hayatıyla oynuyorsan birileri de bunu söyleyecek. Bugünkü dönemden de ileride hesap sorulacak. Bu kadar çok insan karalandı, aşağılandı, itibarsızlaştırıldı.

Dışarıda olsa da hiçbir şey yapılmıyor. Neden içeride tutmaya çalışıyorlar?
Burun sürttürme. Bu bir öç alma, bilinçli yapılıyor. 4+4+4 geliyor, 28 Şubat’ın izlerini siliyoruz diyor. Neyi siliyorsunuz? Neymiş 5+8’miş. Orada tek konu var, İmam Hatiplilerin orta bölümünün kapatılması. Onun intikamı alınıyor şimdi. 28 Şubat’ta bunun önünü kestiler. Yani İHL’lerin de orta bölümü olmasın, ne var. Bir sürü yalan söyleniyor, kimse de aksini söylemiyor. Adam geçen gün çıkmış meslek okullarının önü kesildiği için biz eleman alamıyoruz, eksiğimiz var, büyük sıkıntı çekiyoruz diyor. Senin ihtiyacın ne? Mühendise mi ihtiyacın var, hayır ara eleman. Ara eleman var bugün. Bırak bunları, sen gerçeği söyle. Üniversiteye gitmesi engellendi ayrı konu. Sen ara eleman ihtiyacını meslek liselerinden karşılıyor musun, karşılamıyor musun? Sahtekar, karşılamıyor. Ama diyor ki meslek okullarının önünü kestiler. Kapattılar mı, önce doğruyu söyle. Sonra siyaseten diyeceğini de ama bugün motor bölümü kapandığı için sanayi şirketleri eleman bulamıyor mu, buluyor. Ve İmam Hatip dememek için meslek eğitiminin önünü kestiler deniyor. 3 bin öğrenci mezun oluyor her sene. Ben bunları alıyorum ama bana bir 3 bin daha lazım de. Bak onu derse inanacağım. Çünkü öyle söyleniyor, çık bunları anlat deniyor sanayiciye. Çünkü İHL’yi örtecek. Peki, İHL’ler niye açıldı? İmam ihtiyacı için. Şimdi neye dönüştürdüler ve devam etmek istiyorlar? Dindar gençlik. Sorunumuz bu: “Ben artık öyle İHL’ler yaptım ki artık bütün dersler, laboratuarlar bile var. Artı Kuran, Arapça, eski Türkçe, fıkıh ve hadis dersleri var.” Çocuğun hem her şeyi öğrenecek hem de dini eğitimi de iyi olacak. Buna bizim Türk toplumu evet diyor. ‘Niye bozuluyorsun ki, lise eğitimini alırken dini bilgileri de alsın, seni niye rahatsız etsin’ diyor. Bunun cevabını uzun anlatmam lazım. Bilimselliğin ne olduğunu, inancın ne olduğunu, onu bu şekilde yapmaya çalışırsan Türkiye’deki diğer inanç sistemlerini nasıl sarsacağını bir saat anlatacağım. Ve göreceksiniz bu 4+4+4’ten sonra giderek İHL’ler daha cazip hale gelecek. Çünkü artık meslek okulu değil ki o. Şimdi o zaman sahtekarca konuşanlar diğer meslek okullarına yaptıkları katkıyı anlatsınlar bakalım. Hiç öyle bir katkıları yok. Bak Aydın Doğan; matbaacılık meslek okulu, gazetecilik okulu açıyor. Oradan iyi olanlardan yararlanmaya çalıyor. O çocukların da üniversiteye giriş hakları kısıtlı çünkü belli şeyleri okuyor orada. İHL de imam olması için okunması gereken bir şey.

Şu an basında tekelleşmeden bahsedebilir miyiz?
Şu an bir tekelleşme yok ama başka bir şey var. Bugüne kadar birtakım patronlar medyada hakim oluyorlardı, sonra aralarında anlaşıp kartel gibi algılanabilecek şeyi yapıyorlardı. Hükümet başka bir şey yaptı, direkt medyanın sahibi oldu. İstediği adamları aldırdı. Şimdi medya patronlarının belli bir kesimine bakınca onlar daha önce medyada yoktu ama bu iktidar alın tavsiyesinde bulundu, onlar da bu tavsiyeye uydular. Başka türlü tekelleşme var şimdi. Tek yönden yönetilen bir kemik belde var, diğer bütün medya da buna bir şekilde uyum sağlıyor.

‘Yeni Türkiye’den umutlu musunuz?
Ben çok umutluyum çünkü bu yapı çok sürmez. Türkiye tekrar normalleşir, şu anda anormal bir dönem yaşıyoruz. Tek adam zamanını yaşıyoruz. Ne isim verirseniz verin, bir kişinin istediği oluyor. Bu bir kişi yarın siyaseti bırakabilir, Cumhurbaşkanı olabilir. Kalan kadro aynı yapıda götüremez çünkü bir kişi her şeyi birleştiriyor. Onun otoritesi, karizması bütün yapıyı tutuyor. Çektiğiniz an paramparça olur.  Bu sene benim adıma bakıldığında sorun olarak gördüğüm durumun çözümü başlar.

Nasıl başlar?
Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olur, kalanlar aynı dirayet ve basiret içinde götüremez. Bu sene seçim olma ihtimali yüksektir, o yüzden bu kadar şiddetle bazı şeyleri değiştirmek istiyorlar. Tayyip Erdoğan yapıyor, bunu misyon gibi görüyor. Bekleyin bakalım neler olacak, Anayasa Mahkemesi ne diyecek. Anayasa Mahkemesi beş yıl derse cumhurbaşkanın görev süresine, ne olacak? Seçim olacak. Anayasa Mahkemesine böyle yap derlerse ne olacak, o güç var. Meclisten beş yılı geçirmek zor olabilirdi ama anayasa mahkemesi öyle olmaz. Mayıs’a kadar çıkması lazım çünkü iptal edilirse Ağustos’ta seçim var. Bu, Türkiye’de benim dışımda kimsenin hesaplamadığı, konuşmadığı bir şey. Türkiye’nin önünde böyle ciddi bir durumu var. Herkes 2014’te Tayyip Erdoğan yüzde 70’le Cumhurbaşkanı seçilir diyor. Ben de diyorum ki bu sene seçim olacak. Hem de çift seçim olacak. Ne yapacaksınız? Hatta belediye seçimlerini de yükleyeceksin üzerine bir kere de hepsini halledeceksin. Türkiye buna hazır olacak. Bu sene kıyamet yılı olabilir. Madem 2012, ne olacaksa bu sene olacak diyorlar ama bunu konuşmuyorlar. Ben bunu söylüyorum bu bir olasılık hesabı. Tayyip Erdoğan bu sene Cumhurbaşkanı olmak isteyebilir çeşitli nedenlerden. Hastalığı var, Suriye, Irak var, Kürt sorunu çözülmemiş, İsrail’le ilişkilerini bu şekilde düzeltmen mümkün değil. Bütün bu sorunlar var. Bu sorunlar 2014’e kadar Türkiye’yi küçültebilir, küçüldüğü zaman da AKP oy kaybedebilir, Cumhurbaşkanlığı bile tehlikeye girebilir.
Daha önce Cumhurbaşkanı olanlar aday olamıyor. Süleyman Demirel’in, Ahmet Necdet Sezer’in, Abdullah Gül’ün aday olmasını nasıl engellersiniz? Engelliyor yasa, öyle çıkardılar. Eskiden cumhurbaşkanını parlamento seçiyordu ama sen şimdi halk diyorsun. Eğer ben halkın önüne çıkacaksam bana kısıtlama koyamazsın.

Bundan sonra gazetecilik nereye gidecek?
Bütün medyanın tümden değişmesi lazım. Yeni bir anlayışla, bizlerin de olması şart değil. Her yerde anlatıyorum, ben bunları söylerken diyorum ki medyanın en namuslu, en dürüst, en temiz adamı olarak söylemiyorum. Mutlaka ben de kirlenmişim geçmişteki yaşadığımız dönemde. Bugünkü menfaatlerimiz doğrultusunda yanlış da yaptık. Ama bunları söyleyebilmek önemli. Bazı arkadaşlarımız var, kendileri pürü pak sanıyor, bunların hepsi kötü diyor. Ansiklopedileri yere atan adam bana ahlak dersi vermesin. Ama veriyorlar. Ben ders vermeye çalışmıyorum, bir şey anlatmaya çalışıyorum. Biz bu yüzden bu hale geldik. Düzelmemiz mümkün mü? Türkiye’de tekrar demokrasiye dönebilirsek mümkün. Ben bu işi artık severek yapmıyorum. Bundan sonra yazmaya devam, bunları her yerde anlatırım. Biri dur diyene kadar. Ben iki dudak arasındayım. Adam bana yarın yazdırmıyorum dese, öbürü de ekrana çıkarmıyorum dese yapacak bir şeyim yok.

(Röportaj: Selin Babacan)