Gazetecilerden basın özgürlüğü savunması: Ben Gazeteciyim

Basın özgürlüğüne sahip çıkmak için bir araya gelen gazeteciler inisiyatif kararı aldı.

15.07.2016 - 17:39 | Sultan Öncü Arslanoğlu

Gazetecilerden basın özgürlüğü savunması: Ben Gazeteciyim
7
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Basın emekçilerine yapılan baskı, gözaltı ve tutuklamalara karşı mesleki dayanışmayı büyütmek amacıyla bir araya gelen gönüllü gazeteciler, “Ben Gazeteciyim” adıyla bir inisiyatif başlattı. Önde gelen destekçileri arasında Agos, Birgün, Cumhuriyet, Evrensel, Halkın Nabzı, Azadiya Welat, Özgür Gündem, T24, P24, Bianet, Sendika.org, Diken, Haberdar, Jiyan,Dağ Medya, Özgür Gelecek, ABC Gazetesi, Journo, İlke Haber, İMC, Solfasol, Yurt gazeteleri ile ETHA’nın yer aldığı inisiyatifin ilk adımı da Türkçe ve Kürtçe olarak “Biliyor muydunuz? Gazetecilik Suç Değil” ve “Hûn Vê Dizanin? Rojnamegerî Ne Suc e” başlıklarıyla hazırladıkları kampanyalar oldu.

“Gazetecilik suç değildir”

Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2016 Basın Özgürlüğü Endeksi’nde iki sıra gerileyerek 151’inci sırada yer alırken Türkiye’de basın üzerindeki baskının gittikçe arttığına dikkat çeken gazeteciler de yayınladıkları bildiriyle gazeteciliğin suç olmadığını haykırdı: “Basın özgürlüğüne sahip çıkmak, halkın haber alma hakkına sahip çıkmak demektir! Haber alma hakkı kısıtlanan bir toplumda demokrasiden bahsetmek mümkün olamaz. Biz, mesleği gereği ya da basın özgürlüğüne destek verdikleri için karalanan, hapse atılan, susturulmaya çalışanların sesi olmak için var gücümüzle çalışacağız.”

Baskın Oran: “Her türlü yasal örgütlenme şarttır”

Oluşumla ilgili görüşlerini aldığımız, Agos’ta “R. T. Erdoğan’ın Yazılmamış Anıları” başlıklı yazılar kaleme alan Prof. Dr. Baskın Oran, temel sorunun örgütsüzlük olduğunun altını çiziyor: “Türkiye şimdiye kadar namludan çıkan kötülükle savaşmayı öğrendi, sandıktan çıkartılan kötülükle mücadeleyi yeni öğreniyor. Onun için, her türlü yasal örgütlenme şarttır, çok önemlidir.”

Öte yandan, basın çalışanlarının alternatif görüş beyan etmesinin bir cesaret örneği sayıldığı bugünlerde ifade özgürlüğü de tartışılan konular arasında. İfade özgürlüğünde uygulamanın önemine dikkat çeken Oran, Türkiye’deki işleyişe yönelik şu değerlendirmede bulunuyor: “AİHM uygulamasına göre ifade özgürlüğünü kullanan kişinin niteliği önemlidir. İfade özgürlüğü sınırlarını aştığını söyleyebilmek için bu kişinin toplumu etkileyebilecek bir pozisyonda olması, toplumu etkileyebilecek ortamı kullanacak niteliğe sahip bulunması beklenir. Yani, bir devlet yöneticisinin ifade özgürlüğü, sokaktaki vatandaşınkinden çok daha dikkatle sınırlanır.

Bununla birlikte AİHM uygulamasına göre eleştirilen kişi veya kurumun niteliği önemlidir. En geniş ifade özgürlüğü devlete, hükümete ve kamu kurumlarına yönelik eleştiriye tanınır çünkü bunlar pozisyonları itibarıyla ceza tehdidine başvurmaksızın pek çok araçtan yararlanarak kendilerini zaten savunabilirler. Arkasından politikacılar ve sorumlu bürokratlar, en son da sokaktaki vatandaşlar gelir. Yani ifade özgürlüğü en çok, sıradan yurttaşlara eleştiri açısından dar tutulur. Oysa Türkiye’de bu sıra tamamen tersinedir. Hatta cumhurbaşkanı TCK’nın genel hakaret maddelerinin dışında 299’uncu madde ile korunmuştur ve cumhurbaşkanı da sıradan vatandaşa durmadan hakaret davası açar.”