Garajdan değil kahveden çıkan dijital girişim

Bu yılki Cannes Reklam Festivali’nin en çok ilgi gören konuğu, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg idi. Festival yönetimi tarafından “Yılın Medya İnsanı” seçilen Zuckerberg, ödülünü almak üzere geldiği Cannes’da...

01.11.2010 - 00:00 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Bu yılki Cannes Reklam Festivali’nin en çok ilgi gören konuğu, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg idi. Festival yönetimi tarafından “Yılın Medya İnsanı” seçilen Zuckerberg, ödülünü almak üzere geldiği Cannes’da, Advertising Age editörü Abbey Klaassen’in sorularını yanıtlamak üzere katılımcıların karşısına da çıktı. Bu yılki festivalde, katılımcı ilgisi bakımından Saatchi & Saatchi’nin artık bir Cannes geleneğine dönüşen New Directors Showcase’ini geride bırakan tek etkinlik Zuckerberg’le yapılan bu mülakat oldu.

Festivalde bulunduğumuz esnada, söz konusu mülakatı dinleyebilmek için, katıldığım başka bir seminerin yarısında çıkarak festival sarayındaki büyük oditoryuma yöneldim. Niyetim erken gidip salonda güzel bir yer kaparak Zuckerberg’i rahatça dinleyebilmekti, fakat çok geçmeden köyün tek akıllısının ben olmadığımı anladım. Mülakata henüz bir saatten fazla zaman olmasına rağmen, büyük oditoryumun önünde uçsuz bucaksız bir kuyruk oluşmuştu bile.

Uzun bir yürüyüşten sonra kuyruğun sonunu bulabildim ve ümitsizce de olsa sıraya girdim. Mülakata dakikalar kala kapılar açıldığında, başlangıçta güzel bir yer kapma hevesinde olan ben salona bile giremedim. Zuckerberg’in anlattıklarını, mülakatın canlı olarak perdeye yansıtıldığı diğer oditoryumlardan birinde dinlemek zorunda kaldım.

ZAMANE ACİBİNİ GÖRMEK
Tahmin edebileceğiniz gibi, bu müthiş ilginin nedeni Zuckerberg’in derin fikirlerini dinleyip ondan feyzalmak değildi –nitekim Cannes’da başka yerlerde defalarca söylediklerinin dışında çok özel bir şey anlatmadı Zuckerberg. İlginin nedeni henüz 20 yaşında bir öğrenciyken üniversite yurdunda kodlarını yazdığı Facebook’la dünya iletişim tarihinde bir devrim yaratan, böylece henüz 23 yaşındayken milyar dolarlık bir servet elde eden bu zamane acibini bizzat görebilmekti.

Zuckerberg biraz gecikmeli de olsa davet edilip sahneye çıktığında en az seyirciler kadar heyecanlıydı. Bu kadar büyük bir kalabalığın karşısına ilk kez çıkmıyordu kuşkusuz ancak yine de biraz ürkekti. Beyaz lastik ayakkabıları, jean pantolonu, düz siyah tişörtü, kızaran yanakları, şaşkın şaşkın etrafa bakan gözleri, durmadan yutkunması, konuşurken hafifçe titreyen elleriyle karşımızda son derece sıradan biri vardı ve bu genç adam tam da bu sıradanlığı nedeniyle sıradışıydı. Cin bir fikirle bir anda zengin ve ünlü olan fırlama gençlerin maceralarının anlatıldığı ikinci sınıf Hollywood filmlerinden çıkmış bir karakter gibi duruyordu Zuckerberg ama bu sefer olaylar perdede değil, gerçek hayatta geçiyordu. Sahnede bir hayal kahramanı değil, Independent News & Media Group’un patronu Tony O’Reilly’ye ancak 72, Microsoft CEO’su Steve Ballmer’a ise 53 yaşında verilen “Yılın Medya İnsanı” ödülünü daha 26 altı yaşında alan genç bir adam vardı.

Birkaç on yıldır hayatımızı tüm yönleriyle radikal bir şekilde dönüştüren dijital enformasyon teknolojilerinin ve internetin yarattığı en devrimci sonuçlardan biri, cin fikirleriyle bir garaja, okul yurduna veya en basitinden evindeki odasına kapanan yeniyetmelerden yeni nesil girişimciler, iş adamları, iş kadınlarının çıkması. Nitekim bugün dünyanın en zengin isimleri listesine baktığımızda, zirvelerde yer alan birçok ismin, dijitalin ve internetin yarattığı yeni iş sahnesinde yaşanmış buna benzer hikayelere sahip olduklarını görüyoruz.

Günümüzün iş dünyasını belirleyen en güçlü dinamiklerden biri olan bu gerçekten hareket ederek bu yıl ilk kez düzenlediğimiz Digital Age Awards’a, “Yılın Dijital Girişimi” adında özel bir kategori ekledik. Niyetimiz her yıl dijitalde doğup başarıya yürüyen en iyi iş fikirlerini ödüllendirmekti. Sayfalarımızda görmüşsünüzdür, bu yıl Markafoni, iki aşamalı bir süreçle yılın dijital girişimi seçildi. Türkiye’nin ilk özel alışveriş kulübü olarak 2008’de kurulan Markafoni, bugün 220 çalışanı, aylık 6 milyon ziyaretçisi ve 1,5 milyon aktif üyesiyle faaliyetlerini Avustralya, Güney Kore, Ukrayna ve Yunanistan’a da yaymış durumda.

ÇEVREYE DE FIRSAT EŞİTLİĞİ
Dijital enformasyon teknolojileri ve internet yalnızca merkeze değil, çevreye de bir çeşit fırsat eşitliği sunuyor. Bunun en iyi örneklerinden birine bu ay Digital Age ile birlikte verilen “Yerel İnternet Haritası”nda rastladım. Türkiye’nin en popüler yerel internet sitelerini gösteren bu haritada yer alan ilginç site ise, yerel bir site için inanılmaz bir trafik performansı sergileyen hakkarim.net. Sitenin trafik rakamlarını ilk gördüğümde inanılmaz gelmişti ama biraz eşeleyince başarının ardındaki hikaye ortaya çıktı. Ayrıntılar Kadir Konuksever’in Taraf’ta yayımlanan haberinde mevcut. Sitenin hikayesi Erzurumlu bir bilgisayar öğretmeni olan İhsan Karagülle’nin tayininin Hakkari’ye çıkmasıyla başlıyor. Karagülle tayinini öğrenir öğrenmez, merakla internete girip Hakkari hakkında araştırmaya girişiyor. Şehir hakkında terör ve çatışma haberleri dışında pek bir şeye rastlayamayınca önce gitmemeyi düşünüyor ama sonra mesleğini yapma isteği ağır basıyor, kalkıp gidiyor Hakkari’ye. Görevi sırasında şehri tanımaya başlayınca, internette kendi bulamadığı Hakkari’yle ilgili bilgileri başkaları bulabilsin diye, hakkarim.net diye bir alan adı satın alarak amatör bir site inşa ediyor.

Siteyi açtıktan sonra Hakkari’de, daha doğrusu tüm doğu illerinin kahvelerinde yaygın bir masa oyunu olan, okey taşlarıyla oynanan 101’i keşfediyor. Karagülle, oyunun müptelalarının da ısrarlarıyla uzun ve zahmetli bir yazılım süreci sonucunda 101’i hakkarim.net’e taşıyor. Ve olanlar oluyor. Site bir anda bir cazibe merkezine dönüşüyor. Oyunun sadece Hakkari’deki değil, ülkenin her yanındaki tutkunları siteye hücum ediyor. Hakkarim.net’in şu anda 1,5 milyonu aşkın kayıtlı kullanıcısı var. Günlük ziyaretçi sayısı 600 bine yakın. Sitenin aylık sayfa görüntüleme rakamı ise 8 milyonu aşıyor. Bu ilgi üzerine öğretmenliği bırakan, tüm zamanını hakkarim.net’e ayıran Karagülle, şu anda Erzurum’da 50 kişinin çalıştığı bir ofise sahip ve şehrin vergi rekortmeni.

Durum çok açık: Dijital enformasyon teknolojileri ve internet henüz herkese değilse bile gittikçe daha çok sayıda insana, daha doğrusu eski dünyada hiçbir zaman böyle bir şansı olmayacak insanlara, potansiyellerini ortaya koyma ve kendilerini gerçekleştirme imkanı sunuyor. Gelecek yıl yılın girişimini seçme sürecinde, bakışlarımızı merkez kadar çevreye de yöneltmekte fayda var.

*** ***

AYIN KAMPANYASI

EVET, AJANS GİBİ DAVRANIYOR!
Ayın kampanyasından önce, son zamanlarda en anlam veremediğim kampanyalarından birine değinmek istiyorum. Pizza Hut’ın hemen tüm mecralarda yer alan “Yi yavrum yi” temalı reklamlarını kastediyorum. Kampanyada –anlayabildiğim kadarıyla- “Pizza aslında herkesin istediği kadar yiyebileceği ucuz bir yemek seçeneğidir” mesajı verilmeye çalışılıyor. Nitekim reklamlarda tüketiciye çok cazip bir fiyat seçeneği de sunuluyor. Peki ama ürün algısını ucuzlatmak için marka algısını ucuzlatmak, pizza ile gelecekte de pek işi olmayacak hedef kitlelerin diliyle konuşmak ne kadar doğru?

Ayın kampanyası adayım ise, Ağaoğlu’nun hem şemsiye markanın algısını güçlendiren hem de doğrudan ürün satışına odaklanan yeni reklamları. Daha önce eleştirmek için Sinan Çetin’e “Ajans gibi davranıyor” denmişti, ben aynı şeyi övmek için diyeceğim: Sinan Çetin marka ihtiyaçlarına total bir bakış açısıyla yaklaşarak bir ajans gibi hareket ediyor. Son reklamda kendisi de sahneye çıkarak, bir çeşit kreşendoya imza atmış oldu. Ağaoğlu’nun yeni kampanyası, basit gibi görünse de, popüler algıya nakşolucak türden bir iş.