“Onlar için üzücü, bizim için ayıp!”

Fuat Ergin ve Erdem Dilbaz'dan sağırları da rap dünyasına katmayı hedefleyen Eller Konuşur projesini dinledik.

11.08.2017 - 11:49 | Haluk Kasarcı

"Onlar için üzücü, bizim için ayıp!"
7
paylaşım
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+
Nedir?

Erdem Dilbaz’ın aklına 2009 yılında düşen fikrini Fuat Ergin’e açmasının üzerinden epey bir süre geçtikten sonra hayat buldu Eller Konuşur. Üç hafta önce ilk video klibiyle müzik dünyasına deneysel bir selam veren oluşumun geleceğine ilişkin detayları, görmezden gelinen sağırlar için yepyeni bir kültür oluşturmak isteyen Dilbaz ve Ergin anlatıyor.

Uzunca bir hikâyesi var Eller Konuşur’un. Sizden dinleyelim lütfen.

Fuat Ergin: 2009’da Erdem bu fikirle geldi bana. İşaret diliyle rap bir şekilde uyuşur, bir çatı altına girer mi diyerek. Rapçilerin performansları sırasında yaptıkları hareketlerden etkilenip bu fikir çakmış aklında. Kesinlikle denemeye değer olduğunu söyledim.

Erdem Dilbaz: İlk etapta kulağa deli saçması gibi geliyor sanıyordum ama Fuat birden tamam deyince başlayıverdik.

2009’dan bu yana epeyce zaman geçmiş. Neden bu kadar uzun sürdü ilk şarkı ve video klibin yayınlanması?

FE: O tarihlerde aramızda konuşmaya başladık, işaret dili eğitimi aldık hatta ama sonra araya zaman girdi, herkes kendi yoluna gitti. Bir buçuk iki sene önce tekrar bir araya geldik. Arada geçen zamanda Erdem birileriyle tanışmış. Duyanlar ile sağır olanlar arasında çeviri yapabilen Buket Ela Demirel bunlardan biri. Onun vasıtasıyla bir başka gençle tanıştık, Oğuzhan Mete isminde…

ED: Daha önce bir örneği olmadığı için zor bir iş bu. Benchmark’ları olmayan çok fazla şey var. Biz de yapa yapa görüyoruz. Bu yüzden ilk parçayı çıkarmak bir buçuk yıl kadar sürdü zaten.

Ekip nasıl oluştu peki?

ED: Bizimle beraber bu işte çalışabilecek, koordinasyonda veya diğer parçalarda bize destek olabilecek kişiler vardı. Onlar birini tanıyordu. Oğuzhan’la başladık. O, “abi benim iki arkadaşım daha var” dedi ve onları ellerinden tutup getirdi. Öncesinde hep parça parça topandık. Leo breakdance’çı, Erdem tiaytrocu. Oğuzhan onları tutup getirdi.

FE: Bir arkadaşımız daha var, İpek Aktaşlı diye. O koreografik eğitimleri verdi çocuklara. Ritmin üzerinde bu işaretlerin nereye gelmesi gerektiğine dair çalışmayı yaptı. Ben bu projenin müzik direktörüyüm. Bu ilk parçayı Kaan Düzarat’la beraber yaptık. Onun stüdyosunda kaydettik. Sonra çocuklar çalışmaya başladılar. Bir ay kadar önce de video klibini çektik.

Söylediğiniz gibi ilk şarkı bir ay kadar önce yayınlandı. Nasıl bir üretim süreci geçildi bu şarkı özelinde?

FE: Oturup toplantılar yaptık sağır arkadaşlarımızla. Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim, toplumun genelinde “sağır” kelimesinin pejoratif bir anlamı olduğu yönünde bir algı varsa da bu insanlar kendilerine sağır denmesini, yaptıkları şeyin sağır kültürü olarak tanımlanmasını istiyorlar.

İlk şarkı için araştırmalar yaptık. Dünya Sağlık Örgütü’nün mağdurları sıraladığı listede ikinci sırada sağırların olduğunu gördük. Baktığın zaman dışardan “normal” duran insanlar. Yürüyor, koşuyor, bakıyor, kokluyor, hissediyor… İletişim problemi en büyük sorun. Geriye kalan büyük çoğunluğun işaret dili bilmemesi… Toplantı yapa yapa ortaya birkaç başlık çıkardık. Sonra ben o rap’leri yazdım. Bunu yaparken de onların dünyasına sadık kalmak durumundaydık. Orada karşılığı olan kelimeler seçmek durumundaydık. Bazen tabii tam oturmadı kelimeler, kafiyelere sadık kalmak gerektiği için. Oraları Buket Ela Demirel arkadaşımız çok güzel halletti, doğru kelimeleri buldu.

Bu tek seferlik bir iş olmaktan ziyade sürekli çalışması planlanan bir platform anlaşıldığı üzere. Önümüzdeki dönemde nasıl bir yol izleyeceksiniz?

FE: Biz yaklaşık 10 parça yapmak istiyoruz. Bu 10 parçaya da video klip çekilecek çünkü bu çocuklar işaret dilini kullandıkları için görsele ihtiyaç duyuyorlar. Bir DVD albümü çıkaralım diye düşünüyoruz. 10 parçayı da önümüzdeki aylarda mümkün olduğu kadar tamamlamaya çalışacağız. Bu şekilde bir şey düşünüyoruz.

ED: Bu biraz uzun bir süreç. Her ay bir klip çekmek çok kolay değil ki öyle olsa bile 9-10 ay daha var diyebiliriz. İkinci şarkının video klibini motion graphics ağırlıklı düşünüyoruz. Daha kolay ve pratik biçimde hazırlanabilecek bir şey olması için bu da. Türkçe mi yapalım, uluslararası mı olsun gibi tartışmalar var…

FE: Bir de bu insanlar konser verebilsinler istiyoruz. İşitme engelliler konserlere gelebilsin, duyanlar da gelsin. Sevdikleri bir şeyden hayatlarını idame ettirebilme şansı olsun bu insanların. Bir meslek kazansınlar istiyoruz açıkçası.

Ben 1994 yılından beri çocuklarla çalışıyorum. Hiphop ve Rap workshop’ları düzenliyorum. Bu şekilde hiphop’u ve rap’i yeni bir seviyeye taşıdığımı düşünüyorum. Yeni bir tanım bulduk ona. Hepimiz bu gezegenin üstündeyiz ve birbirimizi görmezden gelmemiz gerçekten çok üzücü. Daha doğrusu, onlar için üzücü, bizim için ayıp.

Biz kesinlikle insanlar onlara acısın ya da saçma sapan bir empati kursunlar diye yapmıyoruz bunu. Hayır. Bu insanlar bizimle beraber yaşıyorlar. O halde topluma entegre olsunlar, toplum da buna doğru bir adım atsın istiyoruz.

"Onlar için üzücü, bizim için ayıp!"

Sıradaki dokuz şarkıda neler anlatacağınız belli mi?

FE: İletişim ve entegrasyon problemini anlatmaya çalıştık “Hey, biz de buradayız. Bakın” diyerek. Şimdi gelecek olan parçada dünyada ne kadar negatif ve kötü şey varsa onlara hayır demeyi düşünüyoruz. İki kelime olacak, ne bileyim: savaşa hayır, sömürülmeye hayır… Ping pong gibi gidip gelecek. Bir kelime hayır olacak diğeri de artık dünyadan yok olmasını istediğimiz her ne kötülükse.

Şimdiye kadar aldığınız geri bildirimler nasıl?

FE: Bütün başparmaklar yukarıyı gösteriyor. “Süper proje, aa çok iyiymiş.” Ama tabii bu projeyi gerçekten hayata geçirebilmek için mekânlara ihtiyacımız var. Koreografilerini yapabilmek için salona ihtiyaçları var. Bunlar için de sponsorlara ihtiyaçları var. Umarım onlar da ağır ağır uyanırlar. Ciddi bir finansmana ihtiyacımız var; insanların geldikleri zaman kendilerini iyi hissedecekleri, mutlu olacakları bir yer olabilmesi için. Bu da 10’la 20’yle olacak bir şey değil.

ED: Bu kadar çok insanın çalıştığı bir stüdyoyu sürekli çalıştırabilmek kolay değil. Makro düzeyde o parayı bulmak her zaman kolay olmuyor. Bir firmaya gidiyorsun “Bana 500 bin lira ver” diyorsun da, o proje devam etmediği zaman bu büyük bir sorun. Riskliyse de yine de bir alternatif. Böyle büyükçe bir sahiplenme de olabilir ama benim açımdan bakarsan küçük küçük toplamanın daha hızlı olduğunu düşünüyorum. Yıllık kira giderlerini birisi üstlensin, onun bir sponsorluğu olsun. Tabii buna karşılık bir görünürlük sunabiliriz. Herkesin her yerde logosunu kullanmamız mümkün değil. Bir yandan da tek atımlık işler gibi olmaması lazım. Ne kadar fazla yatırım yapılırsa o kadar çok yayılacak ve dünyaya açılacak bir proje. Uluslararası markalar aklımızda.

Sağırlardan gelen geri bildirimler nasıl?

ED: Biz şunu istiyoruz: Bu yeni bir dünya müziği, yeni bir tür olsun. Tüm işitme engelliler bunu dikkate alsın ve devam ettirsinler. Sosyal medyadan “ben de geleyim mi” diyen oluyor ama henüz eğitim paternini oturtamadığımız için gel diyemiyoruz kendilerine. Ama tabii istediğimiz başka grupların da çıkması.

Rap camiasından bir destek, bir feature gelir mi ilerde?

FE: Bunu istersen böyle yazma ama… Türk hiphop camiasına s@!#m b@!#u vermem artık. Benim için tamamen bitmiştir. Geriye dönüp bakıyorum, benimkine benzer projelere imza atan bir tane insan yok. Ne workshop yapan var ne güncel sanatla ilgili bir şey yapabilen var.

Ben Aslı Çavuşoğlu ile çalıştım. 205’e 191 diye bir plak yaptık, yasaklanmış kelimelerle. 40 mısralık yedi dakikalık bir parçaydı bu. Andaç’tan Zaruri’ye giden bir dizi kelime düşün. Sonra Işıl Eğrikavuk’la Karar Bizim diye bir parça yaptık. Halil Altındere’nin bir projesi vardı Tahribad-ı İsyan, New York MOMA’ya girdi. Video klip olarak yayınlanıyor, oranın demirbaşı oldu. Nakaratı yaptım orada. Bu tip işleri çok seviyorum ben.

Şükürler olsun birikimim ve beynim yetiyor. Bunca yıllık abilikten, bunca yıllık verdiğim ilhamdan sonra artık yeter. Kan biraz da benim vücudumda kalsın ki yaşayabileyim.

Neden bu kadar soğudunuz peki? Sorun ne Türkiye hiphop camiasında?

FE: Türkiye’de yaşayan hiphop kültürünün en büyük dezavantajı bunun internetten emilmiş olması. Biz gerçekten abi ve ablalarımızdan öğrendik bu kültürü. Gelip bize dediler ki “Başkasının sözlerini alamazsın, başkasının müziğini çalamaz, başkasının yazdığı şeylerin üstüne oturamazsın, yapacaksan kendin bir şey yapacaksın…” Böyle kodlar vardır bu işte uyulması gereken. Onları öğrendik.

Hiphop kültürü grafiti, breakdance, DJ’lik ve rap demek. Altında dört öğe bulunan bir kültür bu. Ben rap bölümündeyim ama grafiti yapmayı da ince bilirim, DJ’lik yapmayı da bilirim, breakdance’ta da pop-lock yaparım sana hiç sorun olmaz. Ama hepsinden biraz bir şey bilmek gerekiyor.

Neden biliyor musun? Çünkü bu, sen para kazan diye yapılmış bir şey değil. Kendini ifade et, kendini yetiştir, başkalarına ilham ver, pozitif bir şeyler yap diye var bu kültür. Herkes üniversiteye gidemiyor abi, herkes çok varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğmuyor. Anlatabiliyor muyum? Bazılarının kendi başına çabalaması gerekiyor. Bu çabalarımın sonunda hiphop kültürü beni eğitti, iyi bir insan yaptı. Ben ona şükrediyorum ve artık ne yapabilirim bu kültür doğrultusunda, onu nerelere taşıyabilirim ona bakıyorum.