Fantastik bir iletişim hikayesi

Eskinin medya planlamacıları artık ‘pazarlama yatırımı uzmanları’ olarak adlandırılıyorlardı. Fiyatlar, özellikle yüksek reytingli ve ilgi skorlu programlar için anında ve piyasada oluşuyordu. Ajanstaki büyük salonda, bir dev ekrandan fiyatlar ve ajansların teklifleri geçerken, başka bir ekrandan analiz grubunun yaptığı çalışmalar ve öneri maliyet tabloları görülüyordu
01.03.2010 - 00:00
Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

“Günaydın tatlım.”
 
Derinlerden gelen bu şuh sesle gözlerini açtı. “Sana da günaydın” diye mırıldandı. Evin içindeki loş ışıklar gündüz modunda hafifçe aydınlandı. “Sabah 09:30’da ofiste ekip  toplantınız var” dedi ses. “Tamam tamam kalkıyorum” diye söylendi. “Off ya, cuma sabahı bu saate toplantı konulur mu?”

Mutfağa doğru sendeleyerek yürürken “sistemin sesini değiştirmeliyim” diye düşündü. Pamela Johnson’ın sesi yaşıtları arasında da popülerdi, ama sabah uyanabilmek için daha sert bir şeylere ihtiyacı vardı. Bir türlü alışamamıştı erken toplantılara.

Kahve makinasında duble espresso. Tam da istediği gibi hazırdı. Sistem her şeyini programladığı gibi hatasız hazırlıyordu. İçeri geçince salondaki ekran aydınlanmış, sabah haberlerini ve gelen mesajlarını göstermekle meşguldü. Sistemin sesi evin içinde tekrar yankılandı: “Osman, Dilek, Erkan ve Bilge akşam 21:00’de Akmerkez’de Avatar 3’e gidiyorlar, siz de onlara katılmak isterseniz grup olarak Vodafone’dan yüzde 50 indiriminiz var.”  “Tuğba da gelir mi acaba?” diye düşündü. “Tuğba” diye seslendi, sistem 10 saniye sonra “Nispetiye caddesi üzerinde aracında” diye cevapladı. “Bağlan” komutunu verdi.
 Az sonra bir yandan sıcak kahvesini yudumlayıp giyinmeye çalışırken, diğer yandan kız arkadaşı ile konuşarak akşam planını yapıyordu.
 
***
 
Koşar adımlarla ofise girdi, masasına oturdu. Ekranda dönen raporlara bakmaya başladı. Dün akşamki şov programının televizyon reytingleri fena değildi, ama ilgi skorları çok düşüktü. “Konuklar zayıf olmalı” diye düşündü. Retina okuyucuların yaygın olarak devreye girmesi ile artık sadece reyting değil, ilgi skorları da takip edilebilir hale gelmişti. “Toplamı ne oldu acaba?” diye düşündü, toplam dataya baktı. Performans biraz daha iyiydi. Yeni sistemle artık eskisi gibi televizyon, internet, radyo diye distribütör bazlı bakmanın yanı sıra program bazlı takip de mümkündü.

İçerikler tüketiciler tarafından multi platform üzerinden ve istenildiği zaman tüketilebildiğinden, program bazlı gerçek performansı ölçebilmek için üç günlük bir süreç takip ediliyordu. Toplam rakam, toplam içerik performansını belirliyordu.

Ölçümlemede tek kaynaklı dataya geçilmişti. 100.000 kişi üzerinden ve 24 saatlik bir takip yapılıyordu. Hem ev içi, hem ev dışı ölçümleme mümkündü. Bir tek televizyon peoplemeter’ı veya anket usulü ölçümlerin devri geride kalmıştı. Cep telefonları, araç bilgisayarları, açıkhava retina okuyucuları, bilgisayarlar, televizyon panelleri gibi bütün distribütörler tek veritabanına anında bilgi geçiyorlardı.
Bütün bu sistemlerin hayata geçmesinde dijital servis sağlayıcıların rolü büyüktü. Son 10 yılda bu alanda büyük değişiklikler olmuştu. Artık internet, dijital televizyon, mobil gibi hizmetler belirli şirket şemsiyelerinde birleşmişti. Tüketici tek fatura ile hepsini birden alıyordu. Bu operatörlerde multi platform bazında tüketicilerin bilgileri birikiyordu ve bu datanın reklam sektörüne faydalı olacağı da kesindi. Uzun görüşmelerden sonra bu şirketlerle anlaşmaya varılmış ve seçilen 100.000 denek üzerinden izinli olarak ilk ölçüm dataları gelmeye başlamıştı.
Bu bilgi aynı yazılım üzerinde medya, iletişim ajansı ve reklamveren ekranlarında eşzamanlı olarak beliriyordu.
 Sonuç, bugünün borsa ortamlarını andıran ofisleri oluşturmuştu. Eskinin medya planlamacıları artık ‘pazarlama yatırımı uzmanları’ olarak adlandırılıyorlardı. Fiyatlar, özellikle yüksek reytingli ve ilgi skorlu programlar için anında ve piyasada oluşuyordu. Ajanstaki büyük salonda bir dev ekrandan fiyatlar ve ajansların teklifleri geçerken, başka bir ekrandan analiz grubunun yaptığı çalışmalar ve öneri maliyet tabloları görülüyordu.
Multi kanal tamamıyla şeffaf, otomasyona dayanan ama yine de insan faktörünü karar aşamasında içinde barındıran bir model kullanılmaktaydı. Sürekli bilgi akan dinamik ve gerçek zamanlı sistem, hızlı karar mekanizmaları gerektiriyordu. Marka sadakatinin tozlu raflarda kaldığı bu günlerde pazarlama hiç olmadığı dinamik hale gelmişti.
Reytingler ve ilgi skorları da mesajın tüketici tarafından alınabileceğinin garantisi değildi. Mood modülleri panelin içindeki insanların hareketlerini ve sosyal gündemlerini son 24 saat, 7 gün ve aylık olarak analiz ediyor, böylece insanların mood’ları üzerine tahminler geliştiriyorlardı. Mesajın alınamayacağı anlarda reklam yapmak zaten intihar etmek demekti. 
Masasında otururken akşamki güzel planı ve önündeki hafta sonunu düşündü. Ama önce yapılacak işler vardı. Kolları sıvayıp ekranda akan veriler dünyasına dalıverdi.
 
***
 
Akşam olmuştu. Arabasına bindi. Bilgisayarın renkli ışıkları ortalığı aydınlattı. “Hoşgeldin Can” diyen Pamela’nın sesi duyuldu. “Akmerkez” diye seslendi. Kız arkadaşı duymadan bu sesi değiştirse iyi olacaktı.  Bilgisayar ona en kısa ve rahat yolu çizdi. “Manuel” dedi. Gelişmiş sistemlere rağmen arabasını kendi kullanmayı her zaman tercih ediyordu. Gaz düğmesine bastığında bilgisayarın sesi ona sinema yolundaki arkadaşlarının konumunu söylüyordu. Yolda reklamları sürekli değişen dev dijital panellerin ışığında ilerlerken, “Serdar Ortaç” diye seslendi. “Bazen bu sanatçının 30 senedir her yaz bir hit albüm yapıyor olması fikri onu hayretler içinde bırakıyordu.”  
Geçen gün, cep telefonundan Twitter’ını kurcalarken “Eh işte dijital devrim dediğimiz de oldu en sonunda” diyen sevgili dostuma ithafen: “Daha yeni başlıyoruz canım kardeşim. Bu gördüklerin hiç birşey değil.”