Ergun Babahan, Sabah’tan ayrılma nedenini anlattı

2008 Aralık ayının sonunda istifa ederek Sabah'ın genel yayın yönetmenliğini bırakan Ergun Babahan...

11.02.2009 - 14:53 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

2008 Aralık ayının sonunda istifa ederek Sabah’ın genel yayın yönetmenliğini bırakan Ergun Babahan, gazeteden neden ayrıldığını açıkladı. Doğan Grubuna bakışını, Başbakan’ın Davos’taki çıkışını, Hıncal Uluç’la yaşadığı polemiği, kendisini ilk kimin arayarak teklifte bulunduğunu ve Sabah’ın yayına giren yeni imaj kampanyası hakkındaki fikirlerini anlattı. Türkiye’deki siyasi ortamı değerlendiren Babahan, yeni projelerinden de bahsetti.

Sabah’tan neden ayrıldınız bunca yıldan sonra? Yeni patronla beraber ne değişti?

Mutlaka bir değişiklik olmuştur tabii. Sonuçta 25 yılınızı verdiğiniz bir iş. Karınızdan boşanmanız gibi birşey bu. Elbette bazı değişiklikler oldu ki sonunda bu noktaya geldim. Medyaya yeni girmiş bir patronla, yönetim biçimi konusunda aynı fikirde olamadık. Kadrolaşma konusunda farklı görüşler çıktı ortaya. Gazete bir tekstil fabrikası değildir. İyi çıkmak zorundadır. İyi çıkması için de bu işin doğru insanlarla yapılması, iyi bir yazı işleri masasının oluşturulması gerekir. Dinç Bilgin ekolünden geldiğim için biraz farklı bakıyorum ben bu tarz olaylara. Masadakileri sevip sevmemenden çok, iyi bir masa yapıp yapamamak önemlidir gazetecilikte. Yazı işleri masasının gücü, olduğu gibi gazetenin yüzüne ve içeriğine yansır. Başarılı bir noktaya getirdiğim gazetemden başarısız olarak ayrılmak istemedim. O şartlarda başarılı olamazdım.

Ahmet Çalık’la orta noktada buluşmak için çaba sarfettiniz mi?

Bir kaç yerde taviz verdim ama sonu yoktu bunların. Bu kararı bir kaç ayda verdim, bir günde değil. Onlar için de, benim için de gerekliydi bu ayrılık. Terk edip gitmedim, anlaşamadık. Yazarlıkla ilgili değildi sıkıntım. Yayın yönetmeni konumuyla, yönetimle ilgiliydi. Benden sonra yeni bir yapılandırmaya girebilirler artık.

Nasıl görüyorsunuz gidişatını Sabah’ın?

Sabah’ın çizgisi değişmez. Gazetenin kaçıncı sahip değiştirişi bu… Asıl sahip okurdur. Sabah’ın bir süre daha sıkıntısı devam eder, sonra rahatlar. Yaza doğru kimliği tam oturur.

Dinç Bilgin’in yorumu nedir kararınıza?

“Yanlış yaptın” dedi. “Sabah bizim çocuğumuz, niye böyle birşey yapıyorsun?” dedi.

Bu kararı vermeden önce diğer yazarlarla tartıştınız mı bunu?

Bir yayın yönetmeninin istifası bana göre kişisel olmalıdır. Diğer türlü patronaja karşı bir ortak eylem olur. Ama süreç içinde zaten sürekli konuşuyorduk bunu. Zorluklarını, sıkıntılarımı Hıncal (Uluç) başta olmak üzere bir sürü yazarla konuşmuştum.

Hıncal Bey ne dedi o dönem?

“Benim iyileşmemi bekle, geliyorum ben” dedi. Ben bekleyemedim ama.

Hıncal Uluç’la bir dönem sert polemikleriniz oldu. Yöneticiliğiniz konusunda rahatsızlıklarını dile getirdi yazılarında. Ayrılıklardan sonra hemen geçiyor mu bu tartışmalar, unutuluyor mu herşey?

Hıncal herkese sert eleştiri yapar. Ama kendisine biri eleştiri yaparsa “Sen benim için yoksun artık, haydi yoluna” yapıyor. Böyle bir üslubu var. Köşe yazısı eleştiriye dayalı birşey. Kendiniz başkalarını eleştirirken, sizi de eleştirmeleri doğal. Gazetede ciddi bir patronaj değişikliği oldu. Hıncal’ın da bundan rahatsız olup, bizim yaptığımız gazeteyi, manşetlerimizi patronaj değişikliğine bağlaması normal. Ama her yerde söyledim. O manşetlerin hepsi inanarak attığım manşetlerdi. Kimseye yaranmak veya hoş görünmek için değil. Hatta bazı manşetlerimden Ahmet Çalık’ın bile çok memnun kalmadığını biliyorum. Sert ve köşeli buldu.

Bu kararınızdan sonra ilk kim aradı?

Mustafa Karaalioğlu aradı.

Düşünüyor musunuz onunla çalışmayı?

Tabii Mustafayı severim. Çalışırım onunla. Ama kriz yılı bu yıl. Herkesin sıkıntıları var. Herkesin en azından Mart’ı bir görmesi lazım.

Orada mı başlayacaksınız yani?

Daha henüz bir şey yok ortada. O benim yakın arkadaşım. Dostluk adına da aradı. Gerçi Ertuğrul da (Özkök) aradı. Sohbet ettik, olup bitenleri anlattım. İnsani bir telefondu daha çok. Ertuğrul Özkök’le atışmalarım olmuştur, Sabah-Hürriyet kavgalarımız olmuştur. Ama dostumdu da aynı zamanda. Yemek yediğim, şarap içtiğim, sohbet ettiğim, haftada 1-2 kere telefonla konuştuğum bir insandı. Aramızda bir sorun yoktu.

Hürriyet’te yazmanızı ister mi Ertuğrul Özkök?

Kişisel olarak isteyebilir. Ama ben Hürriyet’e ne kadar uygun bir yazarım, orası tartışılır.

Sabah’ın yeni reklam filmini nasıl buldunuz?

Yanlış bir kampanya olmuş. Negatif. Savunma yapıyor. Pozitif bir reklam olmalıydı. Sabah’ın gücü savunmada değil, kendi gücünü anlatmakta olmalıydı. Kendi adına zarar verecek bir kampanya bu. Suçlamaların muhatabı olduğunu, ezildiğini ama aslında suçlandığı gibi bir gazete olmadığını vurguluyor. Halbuki gazeteler için ne olduğunuzu anlatacak en iyi şey kendi ürününüzdür. Yanlış bir strateji olmuş.

Nasıl hissediyorsunuz şu an kendinizi?

İşsiz. (Gülüyor)

Röportaj: Selin AKINCI

Röportajın tamamını MediaCat’in Mart sayısında okuyabilirsiniz.