‘Ergenekon, Susurluk’un verdiği heyecanı vermiyor’

Aslında 'Mustafa' belgeseli için buluşmuştuk Can Dündar'la. Ama dayanamadık sorduk, o da dayanamadı cevap verdi. 'Ergenekon' ifadesini ilk kullanan gazeteciydi ne de olsa...

20.10.2008 - 10:12 | MediaCat

Facebook
Twitter
Google+
LinkedIn
+

Aslında ‘Mustafa’ belgeseli için buluşmuştuk Can Dündar’la. Ama dayanamadık sorduk, o da dayanamadı cevap verdi. ‘Ergenekon’ ifadesini ilk kullanan gazeteciydi ne de olsa. Kendi kelimeleriyle, kendi tarzıyla Mustafa’yı, Atatürk’ü, Ergenekon’u, hükümet-medya ilişkisini, Türkiye’yi, İstanbul’u, Ankara’yı ve mesleğini anlattı Dündar. Röportajın tamamını MediaCat’in Kasım sayısında okuyacaksınız aslında. Ama şimdiden biraz ipucu verelim istedik…

…… Peki sizce medyanın hükümet ile olan ilişkisi nasıl olmalı? Türkiye’deki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Basın tarihini biraz bilen herkes için bunun hiç yabancı bir durum olmadığı ortada. Fakat şöyle bir şey var; iktidarla uzlaşmış bir basın, iktidarla kavga eden bir basından daha çok ürkütür beni. Çünkü basın muhalefet için var, iktidara yalakalık etmek için değil. Kavgayı ya da gırtlak gırtlağa gelmeyi kastetmiyorum ama her zaman mesafeli ve iktidara posta koyan bir basın olması ülke demokrasisi için çok daha sağlıklıdır. Buradaki sağlıksız şey, ne yazık ki medya dışındaki patronların son tahlilde bir şekilde yollarının Başbakanın kapısına düşmek zorunda olması. Bu hepimiz için incitici bir şey.

Siz Ergenekon’la, yapılanmasıyla ilgili yazan ilk gazetecisiniz. Bu süreçte yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendirdiniz?

En gündemde olduğu zaman Susurluk zamanıydı biliyorsunuz. Biz bu kitabı Susurluk zamanında yazmıştık. Haksızlık etmiş olmak istemem. Daha önce de bu konuda çalışmalar vardı, biz sadece adının ‘Ergenekon’ olduğu bir kitaba imza atarak anlamlı bir iş yapmış olduk. Susurluk döneminde birçok ipucunu bir araya getiren bir kitaptı bu ve tablonun netleşmesine daha yardımcı olduğunu düşünüyorum. Bugünkü Ergenekon’la o günkü Susurluk’u yan yana koyduğumda tablonun çok örtüşmediğini hissediyorum. Susurluk çok daha devletin derinliklerine inen bir şeydi, daha cesur bir çıkıştı. Bugünkü gibi birkaç emekli generalle, 3–5 dernek yöneticisinden bahsetmiyorduk. Çok yıllara yayılan, ucu Amerika’ya dayanan, kuruluşu 1950’lere ve 1940’ların sonlarına uzanan, devasa bir yapılanmadan söz ediyorduk. Dolayısıyla bugünkü bana çok daha güncel siyasi amaçlara endekslenmiş ve küçük boyutlardaki hedeflere ulaşmaya çalışan basit bir soruşturma gibi geliyor. Ve bana Susurluk’un verdiği heyecanı vermiyor açıkçası.

Nereye kadar gider bu iş? Daha ne kadar büyür?

Çok büyümez. Mahkemenin de öyle beklendiği gibi bütün karanlıkları aydınlatacak bir süreç olacağını zannetmiyorum. Kısacası bu iddianameden çok ciddi bir şey çıkacağını sanmıyorum. Biz AKP iddianamesinde de aynı şeyi söylemiştik ‘ Gazete ilanlarından iddianame yaparsanız fazla bir şey çıkmaz’ diye. Burada da benzer bir durum söz konusu. Ne yazık ki bu iki dava birbiriyle çok ilişkili gözüküyor……

Röportajın tamamını MediaCat Kasım sayısında okuyabilirsiniz.

Fulya ÇİMEN / MediaCat